"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Birlik içinde olmamız gereken günler

Mehmet KARA
09 Mart 2020, Pazartesi
Suriye iç savaşında gelinen nokta ve İdlib’te yaşananlar konusunda siyasetçilerin birbirini suçlayan sözlerinden sonra mesele ağır hakaretlere kadar gitti, gidiyor.

“En çok birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyulan” bu günlerde siyasetçilerin üslupsuz şekilde birbirlerini suçlamaları, ne meselelere çözüm oluyor ne de şehitlerle yüreği yanan ailelerin ve milletin yüreğini soğutuyor! Siyasetçiler bunun tam tersinin olduğunu düşünmeden kavgalarını sürdürüyor. 

2011 yılında başlayan Suriye iç savaşında bugüne kadar 800 binden fazla insan ölürken, 11 milyon kişi topraklarının dışına çıkmışken, Suriye’nin alt yapısının yüzde 80’i yok olmuşken, bir ülke yok olmuşken, emperyalist güçler hedeflerine ulaşmak adına her türlü iki yüzlülüğü sergilerken, Müslüman kanı dökülürken, insanlar perperişan halde iken, askerlerimiz şehit olurken, bu kavga ve didişme neden? Hiç değilse böyle acılı günlerde çirkin siyaset anlayışını bir tarafa bırakmak gerekmez mi? 

Ey siyasetçiler! Artık yeter! Bari böyle bir günde üslubunuza dikkat edin… Şunu bilin ki, millette sizden bunu bekliyor…

***

EL SIKIŞMAKTAN BİLE KAÇINMAK!

Uzun süren rahatsızlığı nedeniyle tedavi gören MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Kılıçdaroğlu’nun “Elâzığ afet bölgesi ilân edilsin” teklifine “CHP hangi teklifi getirirse getirsin destek vermemiz mümkün değil” yanıtını vermesi dikkat çekmişti. 

Son aylarda grup toplantılarında ve sosyal medyada CHP ve Kılıçdaroğlu hakkında ağır eleştiriler yönelten Bahçeli, son İdlib saldırısında şehit olan askerlerimizden birisinin cenazesinde tokalaşmak için kendisine elini uzatan Kılıçdaroğlu’nun elini sıkmamış hatta elini paltosundan dahi çıkartmamıştı. 

Bahçeli’den önceki MHP yetkilisinin elini sıkan, Bahçeli’ye gelince ise eli havada kalan Kılıçdaroğlu’na sonrasında diğer MHP’li yetkililerin de ellerini uzatmaması dikkatlerden kaçmamıştı. 

Bahçeli’nin dönem başında Meclis genel kurul salonunda sıraları yan yana olan HDP’lilerin elini sıkması siyasette bir yumuşama havası estirmişti. Ama son olay, adeta siyasette gelinen noktanın özeti…

Uzatılan eli sıkmamak ve önergeleri desteklememek elbette bir partinin ve genel başkanının kendi takdiridir ama böyle acılı günlerde, ülkeyi ve milleti topyekûn ilgilendiren önemli meselelerde bütün partilerin ortak bir noktada birleşmesi milletin beklentisidir. Bir de millet siyasetçilerden örnek alıyor ve bunun kat be katını siyasette ayrı düştüğü kişilere uyguluyor. Sonrasında da insanlar ayrışıyor ve kutuplaşıyor. Olan millete oluyor…

Onca ikaza rağmen siyasetçilerin bu alışkanlıklarını terk etmemeleri de aslında ibretlik ve tarihe düşülecek kötü bir özellik olarak kaydediliyor.

***

GAZETECİLİK ZOR İŞ!

Gazeteler arasında ayrımcılık yapılması, “parti rozeti takmış gazeteler”in oluşmasına neden oldu. Bu dönemde gazeteler yandaş olanlar ve yandaş olmayanlar diye ikiye ayrılırken, tamamen bir partinin yayın organı haline gelen televizyon/televizyonculuk anlayışı türedi.

Buna bir de son günlerde gazetecilerden gelen sorulara karşı siyasetçilerin verdiği sert tepkiler eklendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fox muhabirinin, “Libya’da birkaç tane şehit var’ ifadeniz tartışıldı” sözlerine sert bir dille cevap veren Erdoğan, “Fox, önce gazete olsun, medya olsun, yalan haber üretmeyi bırakın” ifadesini kullanmıştı. Bu durum gazeteciler arasında karşılıklı atışmalara neden olmuştu.

Aynı şekilde CHP’li Oğuz Kaan Salıcı, CNN Türk muhabirinin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sorularını kendisine yöneltmesine tepki göstermiş,  Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’a sorduğu soruları hatırlatmış ve “Siz Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gidip Kılıçdaroğlu böyle sorular sormuştu buna ne cevap vereceksiniz diye sordunuz mu?” diye soruya karşılık soru ile cevap vermişti.

Aslında bunlar normal dönemlerde olsa “gazetecilik” olarak kabul edilir. Ancak geçtiğimiz dönemlerde bu sorular maalesef ki böyle değerlendirilmiyor!

Bu örnekler geçmişte şahit olduğum bir olayı hatırlattı:

Yıllar önce bir bakanın bir kurumu ziyaretinde basın müşaviri gazetecilerin yanına gelip “Bugün üç kişi soru sorabilir” dedikten sonra soru soracak kişiye hangi konuda soru sorabileceğini de telkin etmişti.  Bir basın müşavirinin bu diktesi karşısında hayretler içinde kalmış ve tepkimi orada göstermiştim. Kendisi de eski bir gazeteciydi ama böyle bir geleneğin başladığının ilk sinyalini vermişti.

Bu durum yıllar sonra gazetecilere akredite uygulanmasına, istenmeyen(!) soru soran gazetecilerin bir daha programlara çağrılmamasına kadar gitti.

Artık bu duruma bir son verilmesi gerekiyor. Basın özgürlüğü bunu gerektirir. Medya, demokrasilerde dördüncü kuvvet olma konumuna gelmelidir. Yoksa demokrasi yara alıyor, bunu uygulayanlara duyurulur!

***

MİLLET NE İSTİYOR

Bütün bu tartışmalar ve didişmeler arasında millet ne istiyor diye düşündüğümüzde akla şunlar geliyor.

Millet, sevgi ve saygı ortamının olduğu, nefret dilinin ortadan kalktığı, insanların adalete ve hukuka güvendiği, can ve mal güvenliğinin olduğu, demokrasinin işlediği bir Türkiye istiyor.

Fazla bir şey mi istiyor! Hak ve hukukunu istiyor…

Okunma Sayısı: 1081
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı