Bu ülke için en büyük tehlikenin kutuplaşma olduğunun ne zaman farkına varacağız?
Kutuplaşmadan, kavgadan ve ayrışmadan beslenen bir kitle oluştu. Hemen hemen her konuda, en temel meseleler de bile milleti kutuplaştıracak, ayrıştıracak bir konu buluyorlar. Bunu da en kolay sosyal medya üzerinden yapıyorlar. Saygı, sevgi ve tahammül kayboldu. Hakaret etme maharet (!) sayılıyor. Meramını ve düşüncesini düzgün kelimelerle anlatmayı beceremez, ifade edemez oldular.
Bütün insanlığı ilgilendiren koronavirüs konusunda bile ortak mücadele etmenin yolları varken, birbirini yaftalayarak veya suçlayarak kendi fikrini kabul ettirmeye çalışmak millete yapılabilecek en büyük haksızlık ve kötülüktür…
Bir de kutuplaşma öyle boyutlara vardı ki, sabah “ak” dediğine birkaç saat sonra “kara” diyebilecek noktaya gelenler var. Her iki durumda da kutuplaşmaya devam etmeyi sürdürme maharetini gösteriyorlar! Sabah belediyelerin yardım kampanyası hakkında “anlamıyorum neden para veriyoruz biz” dedikten sonra merkezi hükümet kampanya başlatınca “açığa düşerek” bu sefer kampanyaya destek için var gücüyle propaganda yapmaya başlıyorlar.
Oysa yapılması gereken şudur:
Öfke ve nefretin yerini sağduyu ve nezâket almalı ki, topyekûn bir mücadele ile üstesinden gelinebilecek bu salgını beraber hareket edilerek, birlik içinde atlatmanın yolu aranıp bulunmalı ki biz bize yetelim. Komşularımızdan başlayarak, zenginlerin, sivil toplum örgütlerinin, belediyelerin taşın altına elini koyarak bu zorlu dönemden çıkılmalıdır. Adına bağış, yardımlaşma, imece ne derseniz artık…
İnsanları hayırda yarışmaya teşvik etmek yerine meseleyi kutuplaşmaya, inatlaşmaya ve ayrışmaya götürmenin hiç kimseye faydası olmaz. “Ben” değil “biz” dediğimiz zaman üstesinden gelinemeyecek bir zorluk yoktur…
Gün siyaset yapma günü değil, yardımlaşma ve dayanışma günüdür. Unutmayalım, unutturmayalım.
MİLLET NE DİYOR?
Millet korku ikliminin olduğu dönemlerde pek konuşmaz. Söyleyeceğini 4-5 sene de bir yapılan sandıkta söyler ve mesajını oyuyla verir. Ya da kamuoyu araştırma şirketleri milletin gündemini yaptığı anketlerle görmeye çalışır. MAK Danışmanlık Şirketi “telefon görüşmesi” yoluyla 2 bin 600 kişiyle görüşerek, “Koronavirüs mücadelesinde neredeyiz?” başlıklı araştırması yayınlandı.
Araştırmadan birkaç sonuç aktaralım: “Koronavirüs mücadelesinde hükümeti başarılı buluyor musunuz” sorusuna katılımcıların yüzde 63’e “evet” derken, yüzde 24’ü “hayır” cevabını verirken, katılımcıların yüzde 13’ü ise “kararsızım” veya “cevap yok” karşılığını vermiş.
“Şu ana kadar ki gelişmeleri düşündüğünüzde koronavirüs öncesinde ve sonrasında siyasî tercihlerinizde bir değişiklik olacak mı?” sorusuna verilen cevapları analiz eden MAK, “Görünen o ki koronavirüs sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Türkiye’nin yarınlarında vatandaş yeni arayışlarla mevcut denklemleri bozabilir” değerlendirmesinde bulundu.
“Size göre koronavirüs ile mücadele atılan en doğru adımlar nelerdir” sorusuna verilen cevaplar şöyle olmuş. “Tedavinin ücretsiz olması yüzde 26, ekonomide atılan adımlar yüzde 18, Sağlık Bakanı’nın halkı düzenli bilgilendirmesi yüzde 14 olarak sıralanmış.
Anketin önemli bir sonucu da “Koronavirüs ile mücadelede idarenin yaptığı en önemli yanlışlar nelerdir” sorusuna verilen cevapta olmuş. Yüzde 27 ile “Belediyelerin yardım toplamasını engellemek” ilk sırada yer almış. Katılımcıların yanlış buldukları diğer uygulamalar ise şöyle sıralanmış: Siyasî parti liderleri ve belediye başkanları ile istişarî hareket edilmemesi yüzde 23, alt gelir grupları için yeterince kaynak bulup vatandaşa dağıtamaması yüzde 16, Kanal İstanbul ihalesinin zamanlaması yüzde 14 olarak çıkmış.
Milletin düşüncesi bu. Millet yöneticilerinden isteklerini dikkate alıp, iyi veya kötü yaptıklarına bakıp yeni adamlar atmalarını bekliyor. Bizden aktarması…
DERS
Koronavirüsünden çıkarılması gereken dersler çok fazla. Bunlardan birisi de yıllardır söylenen, ama bu söylendiğinde hep tepki verilen “üreten Türkiye” meselesi. Geçmişte buna karşı olanlar geldiğimiz noktada bunu yazmaya, söylemeye başlamaları ibretlik…
İlla böyle bir derse mi ihtiyaç vardı? Oysa bu ayân beyân (apaçık) ortada değil miydi? Anlaşılan bu virüsün verdiği epey ders oldu ve olmaya devam edecek. Hiç ders alamayanlar için de yapılabilecek bir şey yok!
19 BİN 122 DÂVÂ
İYİ Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, infaz düzenlemesi görüşülürken, Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı verilere dayanarak “cumhurbaşkanlığı hakaret dâvâları” ile ilgili rakamlar verdi.
Kenan Evren’in döneminde dâvâlardaki sanık sayısı 340, Özal döneminde 207, Demirel döneminde 158, Sezer döneminde 163, Abdullah Gül döneminde 848 olmuş.
Bu rakamları veren Türkkan, şu değerlendirmede bulunuyor: “1986’yla 2018 yılları arasında açılan dâvâların sayısına baktığınız zaman, Erdoğan’ın dört yıllık dönemindeki büyük artış biraz daha dikkat çekiyor. Söz konusu tarih aralığında 19 bin 122 sanık için dâvâ açılmış, bunun 17 bin 406’sını Sayın Erdoğan açmış. Düşünebiliyor musunuz, 19 bin 122 sanıkla ilgili açılan dâvâdan 17 bin 406’sı Erdoğan tarafından açılmış. Bu rakamlar açılan toplam dâvâların yüzde 91’ini teşkil ediyor…”
Bu resmî rakamları biz de tarihe not düşelim…
HATIRLATMA
Meclis’te görüşülen infaz düzenlemesi sadece hükümlüleri ilgilendiriyor. Tutukluların mahkemeleri devam ediyor. Tasarıyı hazırlayanlar, “Mahkemeler ‘tutukluluk halini değerlendirirken bu hususları göz önüne alıyor. Kararı onlar verecek” diyor.
Anlaşılan yeni bir yargı reformuna ihtiyaç olacak…