"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Abdulmuhsin (Alev) E’l-Konevi’nin ani kararı

Misbah ERATİLLA
21 Kasım 2020, Cumartesi
Muhsin Alev 1946-47 yıllarında Konya’da ortaokul öğrencisi iken ilk defa Gençlik Rehberi ve Asa-yı Musa kitaplarıyla tanışır ve bu kitapları okumaya başlar.

İlk okumasında bu kitaplardan o kadar çok etkilenir ki bu etkilenme son nefesine kadar devam eder. Hani bazen insanın derinlerde kimseye söyleyemediği cevabını bulamadığı sorular var ya veya bazen de içinde boğulduğu koca koca sorular olur ya! 

İşte Muhsin Alev Risaleleri okurken cevabını hiç bulamam dediği soruların cevaplarını bulunca hayatının amacı ve hedefleri tamamen değişir. Kafasında karayılan gibi dolanan sorulara Risaleleri okuduktan sonra bardağa doldurulan ılık bir sütü içer gibi cevaplarını bulur. Okudukça aklî ve kalbî bütün ihtiyacını fazlasıyla giderir. Şüphelerine tatmin olacak düzeyde cevaplar bulur. Günlerce aklı ve kalbini mutlu edecek okumalarına devam eder. Böylece Risale-i Nurlar’ın çok gerekli hakikatler olduğuna aklen ve kalben anlayarak inanır ve dört elle onlara sıkı sıkıya sarılır. Daha sonra başka Risaleleri de bularak okumaya başlar. 1949 yılında Konya’da liseyi bitirince İstanbul’a gider. Hukuk Fakültesi’ne kaydını yaptırır. İstanbul’a giderken o zaman Bediüzzaman Hazretleri Afyon Hapishanesi’ndedir. İstanbul dönüşünde Afyon’a geldiğinde Bediüzzaman Hazretleri’nin cezaevinden çıktığını duyar ve ziyaretine gider. Abdulmuhsin tekrar İstanbul’a gidince bu sefer kaydını Hukuk Fakültesi’nden Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne alır. Daha sonra da Felsefe bölümünü de bırakarak Psikoloji ve Sosyoloji bölümüne geçer.

İstanbul’da kaldığı süre içinde Süleymaniye Camii yakınındaki Kirazlı Mescit Sokağı’nda bulunan 46 Numaralı dershanede Ahmet Aytimur’la birlikte kalır. Bediüzzaman Hazretleri 1951 yılında, İstanbul’da bulunan Abdulmuhsin’e “Gençlik Rehberi’ni bastırsın” diye telefonla haber gönderince Abdulmuhsin, Gençlik Rehberi’ni Lâtin harfleriyle Tecelli Matbaası’nda iki bin adet basar. Kitaplar basıldıktan hemen sonra polislerin matbaayı basacağı haberini alır. Abdulmuhsin, Mustafa Oruç ve Salih Midillioğlu gece yarısı Gençlik Rehberi kitaplarını sırtlayıp bir ofise taşırlar. Ertesi günü polis matbaayı basınca gözden kaçan bir kitap ele geçirirler. Bu baskından sonra polis tarafından aranan Abdulmuhsin altı ay kaçak yaşar. 

Kaldığı evde yapılan aramada 50 adet Gençlik Rehberi bulununca kitapları polislere hediye eder. Polislere hediye olarak kitapları verince suçlu olarak yakalanmaz, ama Gençlik Rehberi basıldığı için Bediüzzaman Hazretleri hakkında dâvâ açılır.

1952 yılında Bediüzzaman Hazretleri bu dâvâ için İstanbul’a gelir. Bu dâvâda Abdulmuhsin şahit, Bediüzzaman Hazretleri sanık olarak yargılanır. Mahkemede şahit olarak konuşan Abdulmuhsin, Gençlik Rehberi’ni okuduğunu, hoşuna gittiğini ve bu eseri harçlığıyla bastırdığını söyler. Mahkeme üç celseden sonra bu dâvâda beraat kararı verir. Bir sene sonra Bediüzzaman Hazretleri Samsun dâvâsından dolayı 1953’de tekrar İstanbul’a gelir. Bu iki İstanbul ziyaretleri sırasında da Abdulmuhsin üçer ay beraberinde bulunur.

1954 yılında Bediüzzaman Hazretleri Isparta’da, iken İstanbul’da bulunan Abdulmuhsin’e “Teksir makinesi ve daktiloyu alsın gelsin!” diye bir haber gönderir. Abdulmuhsin teksir makinesini bir bavula koyar. Ceylan Çalışkan ve Bayram Yüksel ile birlikte trene binerek yola çıkar. Bavulu kompartımanın yukarı kısmına yerleştirir boş buldukları yere de otururlar. Tren ise tıka basa yolcularla doludur. Koridorlar dahi dolu olduğundan insanlar omuz omuza yolculuk ederler. Abdulmuhsin kompartımanın karşı taraftaki üst kısmında bir yer bulur ve yatar. Aşağı kısmında Ceylan Çalışkan ve Bayram Yüksel oturur. Tren Eskişehir’e vardığında yer daha da daralınca yolculardan biri: “Bavulu aşağı indirin biriniz üzerine otursun!” deyince Abdulmuhsin “Bavula oturulmaz!” der. Yolcu sinirlenir ve “Bavulda gizli bir şey var. Tren Afyon’a vardığında polise ihbar edeceğim.” diye söylenirken tren aniden durur. Gelen haberde trenin arıza yaptığı söylenir. Uzun bir bekleyişten sonra kompartımandaki yolcular “Beklemekle olacak gibi değil.” deyip bir taksiye binerek giderler. Böylece bavul da kurtulmuş olur. Eğer teksir makinesi yakalansaydı gizli neşriyat diye başlarına büyük iş açılacaktı. Nihayet trenin arızası giderildi ve hareket etti. Isparta’ya vardıklarında teksir makinesi ve daktilo Bediüzzaman Hazretleri’nin kaldığı üç odalı eve getirilir. Odaların birine makineyi yerleştirirler. Odanın birisinde Bediüzzaman Hazretleri diğerinde Zübeyir Gündüzalp, Ceylan Çalışkan, Bayram Yüksel ve Abdulmuhsin Alev kalır. Böylece Hüsrev Altınbaşak’ın evinden mumlu kâğıtlara yazılmış sayfalar gelir, teksir makinesine konularak kol çevrilir. Bu çalışma üç dört ay devam eder ve bu sürede Zühretü’n-Nur Risalesi basılır. Abdulmuhsin Isparta’da kaldığı üç dört ay içinde Nur Talebelerinin gördükleri baskılar ve Afyon Cezaevinde çektikleri çileleri dinler. Sürekli takip ve göz altının olması onun Almanya’ya gitmesinde etkili olur. Bir de Isparta’da beraber kaldıkları Nur Talebeleri ile yaşadığı rahatsızlık eklenince Almanya’ya gitme kararı da hızlanır. Almanya’ya gittiği ilk zamanlar yeminli tercüman olarak çalışır. Daha sonra Berlin Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünü okur ve buradan mezun olur. Bir ara inşaat mühendisliği yapar ve üniversitede okul inşaatlarında mühendis olarak da çalışır. Bu süre içinde Risale-i Nur hizmetlerinden kopmaz. Almanya’da Risale-i Nur hizmeti için kurulan matbaa ve tevafuklu Kur’ân basımında hamilik yapar. Risale-i Nurlar’ın Avrupa ve Amerika’ya yayılmasında ilk tohuma zemin hazırlar. Daha sonraları Risale-i Nur gözüyle “Diktatörlük ve Anarşi veya Kaosa Karşı İslâmî Cemiyet” adında bir kitap yazar ve bu kitabı Almanca olarak basar. Üniversite, bu kitabı doktora tezi olarak kabul eder ve doktora unvanı kazanır. Kısa bir süre sonra da soyadını El-Konevi olarak değiştirir.

Avukat Gültekin Sarıgül, bir youtube kanalında şöyle konuşur: Abdulmuhsin E’l-Konevi bir telefon görüşmesinde Mustafa Sungur’a şöyle bir hatırasını anlatır. Bediüzzaman Hazretleri Abdulmuhsin’e “Kürtlerin dört devlet tarafından taksiminin hikmeti nedir?” diye sorar. Abdulmuhsin “Ben bilemem.” der. Bediüzzaman Hazretleri, Kürtler ittihadı İslâm’a vesile olacağı için dört parçaya ayrılmıştır, der. Bunun yanında Abdulmuhsin, Bediüzzaman Hazretleri’ne çok farklı sorular soran biri olarak da bilinir.

1931 yılında Konya’da doğan Abdulmuhsin baba tarafı aslen Bulgaristan’a dayanır. Bediüzzaman Hazretleri Abdulmuhsin için “Eline, diline, kalbine itirazım yok, aklına karışmam!” dediğinde Abdulmuhsin yıllarca bu söz üzerinde düşündü. 19 Kasım 2019’da Almanya’nın Berlin şehrinde vefat eder ve Berlin Şehitlik Camii bahçesinde bulunan mezarlığa defnedildi. Halen Almanya’da yaşayan bir kızı ve bir de oğlu vardır.

Kaynak: Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor - 7 

Okunma Sayısı: 3671
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • ihsan

    21.11.2020 17:18:39

    Allah razı olsun.

  • Abdulkadir

    21.11.2020 16:43:13

    Muhteşem bir makale.Abdulmuhsin ağabey de;Nur dâvâsı için,canını ortaya koymuş ve bu uğurda,ciddi imtihanlardan geçmiştir.Tabi Rabbimiz;Nur talebelerini inâyeti altına almıştır.Bundan kimsenin şüphesi olmasın.Abdulmuhsin ağabeye;Allah'tan rahmet diliyoruz tekrar.Size de teşekkür ediyoruz Misbah ağabeyim,sağolun.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı