"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Eski Türkiye’den yeni Türkiye’ye-2

Mustafa KERTMEN
27 Ağustos 2026, Perşembe
Bu temsil krizinin en ağır faturası gençliğe kesilmektedir. Gençler dinden ve dini değerlerden hızla uzaklaşmaktadır.

Dinin temsilcisi konumundaki kişi ve kurumların çifte standart içeren tutumları, herkese eşit hukuk lazımken “bizden olanlar” ve “ötekiler” ayrımı yaparak gücü öteki aleyhinde kullanmaları bu kopuşun ana sebebidir.

“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin” (Maide, 8) İlâhî uyarısına rağmen gücün egemenliğine yaslanıp haksızlık ve hukuksuzluğun kaynağı haline gelmek, hem seküler hem dindar gençlerin gözünden kaçmamaktadır. Bu durum seküler gençleri dinden iyice uzaklaştırıp tepkisel bir noktaya iterken; dindar ailelerin çocuklarını ise varoluşsal bir sorgulamaya, deizme veya biçimsel dindar ama zihnen tamamen sekülerleşmiş, içi boş bir hayat tarzına sürüklemektedir.

Bugün her ne kadar bütün kurum ve kuruluşlar dindarların elinde gibi görünse de alttan alta dine bilenen bir kitle ile diğer tarafta “görünüşte dindar” ama manen içi boşalmış bir nesil yetişmektedir.

Bireyi değil devleti kutsayan “devletçi dindarlık”

Eski Türkiye’de dindarların en çok eleştirdiği konuların başında otoriter devletçilik, bürokratik vesayet ve bireysel özgürlüklerin kısıtlanması gelirdi. Yeni Türkiye’de ise tam anlamıyla devleti “kutsal” kılan, kişi hak ve özgürlüklerini “devletin bekası” söylemine kolayca kurban edebilen kaskatı bir “devletçi dindarlık” anlayışı egemen oldu. Bireyin vicdanı ve temel hakları, devletin idarî maslahatlarına feda edilir hâle geldi.

Geçmişte mağduriyetin ve mazlumiyetin getirdiği tabiî bir nezaket, kapsayıcı ve temiz bir dilimiz vardı. Bugün ise iktidar gücünü arkasına alan, herkese yukarıdan bakan, küçümseyici, ötekileştirici ve tepeden inmeci bir dil egemen kılınmıştır.

Ahlâkî aşınma ve kurumsal çifte standart

Eski Türkiye’de insanlar ekonomik olarak fakirdi ancak kanaatkâr ve gözü toktu. Yeni Türkiye sürecinde ise muhafazakâr sınıfın zenginleşmesiyle birlikte “İslâmî Burjuvazi” adı verilen yeni bir elit tabaka doğdu. Ne var ki bu zenginleşme, ahlâkî bir olgunlaşmayı değil; lüksü, şatafatı ve yozlaşmayı beraberinde getirdi.

Eskiden adalet, liyakat ve özgürlük adına yerden yere vurduğumuz ne kadar kurum ve uygulama varsa (örneğin YÖK gibi vesayet yapıları), iktidar imkânlarıyla bizim elimize geçince ya da koltuklara “bizden birileri” oturunca aniden meşrulaştı ve normalleşti. Geçmişte devleti ve onun adaletsiz uygulamalarını sertçe eleştiren zihniyet; bugün devlete tek bir söz söyletmeyen, statükoyu savunan katı bir koruyucuya dönüştü.

Okunma Sayısı: 1181
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hüseyin İlhan

    27.08.2026 14:54:17

    Eski TÜRKİYE'de kardeşlik vardı,komşunun komşuya muhtacı haikatına muvafık yaşamak vardı.Bakın komşusunun kim olduğundan bihaber,dindar görünen amma faizi,israfı,haramı ,kul hakkkına girmeyi otomatikleştiren,müslüman milletimizin haram-helal hassasiyetini tahrip eden bir anlayış cemiyeti ahtapot gibi sarmaktadır. Bugünün Türkiyesinde sözde müslüman amma din kardeşini katledene yardım edeni alkışlayan ve destekleyen.Hatta 28 Şubat zalimlerini mağdur ve mazlumlara seçtirterek akıl tutulması yaşatan bir hale getirildik. Dünün TÜRKİYE'sinde dini hizmetlere engel olmak vardı amma buna dindarların dışında hakperestlerde karşı duruyor,haksızlıklar karşısında millet yekvücut idi.28 Şubat döneminde bunları basının sayfalarında,tv2lerde görüyorduk.Ya şimdi haksızlıklar nedeniyle sesini duyuranalrı duyabiliyormusunuz ya da körükörüne destek verdiğiniz tahrif ve tahribatcının suçuna ortak mı oluyorsunuz.

  • Ela Nur Karlı

    27.08.2026 10:21:15

    Eski Türkiye şimdikinden iyi değildi. Fakirdik ama mutluyduk hikayelerine gerek yok. Anneciğim yıllarca köyde yaşadı. 80 ve 90'lı yılların yokluğunu yaşadı. Kur'an okumayı 2020 yılında Ankara'da kardeşimin yanında yaşarken caminin bayan Kur'an Kursunda öğrendi. Yaşı 60'a geliyordu. Hayatında en çok mutlu olduğu şey Kur'an okumayı öğrenmekti. Kur'an Kurslarının yaygınlaşması, kız erkek ayrı imam hatip okullarının yaygınlaşması güzel bir hizmet. Buna ancak sevinilir. Evet eksiklikleri olabilir ama insanlara dini anlamda faydası var. Kur'an Kurslarını açanlar, imam hatipleri açanlar halis dindarlardan ihlaslı dualar alıyorlar. Allah sayılarını artırsın. Bir öğrencinin Kur'an dersi, Hadis dersi alması çok özel bir şey. Keşke tıbbıyelerde de din eğitimine dair dersler olsa. En azından seçmeli olabilir. Çocuk doktor oluyor ama bu uzun eğitim sürecinde hiç dini ders görmüyor. Üzücü bir durum.

  • Arda Yıldız

    27.08.2026 09:49:27

    Bu konuda Yeni Asya cemaati olarak bizler de bir özeleştiri yapmak zorundayız. Maalesef abilerimiz ablalarımız çocukları dünyevi başarı için fen liselerinde okuma yarışına girdiriyorlar. Kız çocukları tesettürden uzak yetişiyor. Bizim camiamızda iyi evlerde oturmak iyi arabalara binmek için çalışıyorlar. İman hizmetinde fani olmak duygusu yok artık. Haftada bir akşam derslere gitmek yetiyor sanki.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı