"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Siyasetin aynasındaki “ters vuruşlar” - 1

Nurullah UDUN
27 Ağustos 2026, Perşembe
Siyaset sahnesi, çoğu zaman görünen sözlerin, hararetli meydan okumalarının ve diplomatik gerilimlerin ardında çok daha soğuk ve hesaplı bir güç mekanizmasını barındırır.

Uluslararası ilişkilerde ve iç politikada şahit olduğumuz sert polemikler, ilk bakışta tarafların birbirini bütünüyle tasfiye etme gayreti gibi algılanabilir.

Güç ilişkilerinin tabiatı gereği, uygulanan yoğun baskı ve sert reaksiyonlar hedefteki aktörü durdurmaktan ziyade, çoğunlukla onun hareket alanını genişleten bir dinamizme dönüşür. Siyaset biliminde “ters vuruş” ya da “bumerang etkisi” olarak tarif edilen bu olgu, bir aktörün hasmını hedef alırken aslında onun kendi iç kamuoyundaki meşruiyet zeminini nasıl tahkim ettiğini açıkça ortaya koyar.

Bu mekanizmanın işleyişini kavramak; liderlerin fıtraten gücü nasıl koruduğunu, kurumların içini nasıl dönüştürdüğünü ve görünürdeki ideolojik karşıtlıkların arka planında nasıl bir çıkar ilişkisini barındırdığını anlamayı gerektirir.

Tarih, dışarıdan gelen sert müdahalelerin bir toplumu içeride nasıl kenetlediğinin sayısız misaliyle doludur. 2017 senesinde patlak veren ve ilerleyen aylarda Almanya’nın kendi federal seçim kampanyasına da sirayet eden kriz, bu durumun en müşahhas örneklerinden biriydi. Dönemin Almanya Başbakanı Angela Merkel’e ve Alman hükümetine yöneltilen Erdoğan’ın “Nazi Almanya uygulaması…” gibi sert ithamlar ile Almanya’daki seçmenlere yapılan doğrudan oy vermeme çağrıları, zahiren Merkel yönetimini zora sokmayı ve yıpratmayı hedefliyordu.

Ne var ki kitle psikolojisinin tabiî kanunları çok farklı işledi. Dışarıdan gelen bu yüksek perdeden baskı, Alman kamuoyunda köklü bir “dış müdahaleye karşı ortak duruş” refleksini harekete geçirdi. Kararsız kitleler, hükümete yönelik iç hoşnutsuzluklarını bir kenara bırakıp devletin itibarını ve istikrarını koruma saikiyle mevcut lidere yöneldi.

İşin daha derin ve yapısal boyutu ise partilerin ve ideolojilerin iç dönüşümünde saklıydı. Merkel, Doğu Almanya geçmişinden, komünizme inanan aktif bir siyasetçi kimliği ile geleneksel Hristiyan Demokrat (CDU) değerleri tedricen dönüştürdü; partisini sola doğru çekerek geleneksel sağın alanını boşalttı. Bu boşluk bir yandan aşırı sağın (AfD) zemin bulmasına yol açarken, diğer yandan Merkel’in iktidarını uzun yıllar boyunca alternatifsiz kıldı.

Tam da bu noktada, karşısındaki en büyük rakip olan Sosyal Demokrat Parti adayı Martin Schulz’un konumu meselenin özünü gösteriyordu. Schulz; kurallara bağlı, federal bir Avrupa Birliği ülküsüne samimiyetle inanan bir siyasetçiydi. Merkel ve Erdoğan gibi liderlerin ortak paydası ise Brüksel’in ortak değerlerinden ziyade, liderler arası ikili pazarlıklara dayalı hükümetler arası anlayıştı. Schulz’un samimi AB normlarına dayalı kurumsal bir sistemi uygulama gayreti, iki tarafın da manevra alanını kısıtlayacak bir unsurdu. Dolayısıyla gerilimli söylemlerin ardında, aslında mevcut statükonun ve kontrol edilebilir muhatapların devamını sağlayan bir denge işliyordu.

Meselenin Türkiye ayağına ve Avrupa Birliği ile olan ilişkilere bakıldığında ise sistemin özüne dair benzer bir güç transferi müşahede edilir. Türkiye’de siyasal İslâm geleneği, fıtratı gereği AB’yi köklerinden itibaren bir medeniyet projesinden ziyade bir “Hıristiyan kulübü” olarak algıladı ve halen de aynı şekilde algılamaya devam etmekte. 2000’li yılların başında AB reformlarına sarılması, samimî bir liberal-demokratik entegrasyon arzusundan ziyade, o zamanlar AB lehinde esen rüzgâr sayesindeydi.

Okunma Sayısı: 1228
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mustafa Said Kara

    27.08.2026 13:39:50

    Liberalizmin geldiği yeri gördük. Gideceği yeri görmemek için kör olmak gerekir. Liberal-Demokratik entegrasyon istemiyoruz. Bize Risale-i Nurlardan ve Üstadımızdan miras kalan köklerimize uygun projeler istiyoruz. Batıya entegrasyon kemalist siyasetin bir idrolojik kurgusudur. Bize daha orijinal ve islami anlayışlar lazım.

  • HÇeşitcioğlu

    27.08.2026 11:43:51

    Hükümetin “Terörsüz Türkiye” hamlesi TBMM bünyesinde oluşan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı, 18 şubat 2026 tarihinde 47 kabul, 2 ret ve 1 çekimser oyla kabul edilen 7.1 maddesi şöyledir: …Türkiye’nin zorunlu yargı yetkisini kabul etmiş olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını icra etme oranı yaklaşık %90’dır. Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin kararları icra etme oranı ise yaklaşık %80’dir. Bu yüksek orana rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti olma niteliğini perçinleme hususunda AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyulmasının önemi de ortadadır.

  • Hakan

    27.08.2026 10:30:50

    Tesbitleriniz tam yerinde. Böyle ezber bozan yazılara çok ihtiyaç var. Doğu prrinçek gibi yazarların ABD ve İngiliz düşmanlığı gibi.

  • Yusuf

    27.08.2026 10:23:38

    Kemalistlere karşı hiçbir zaman mücadeleden vazgeçmemek lazımdır. Bakınız Adnan Menderes'in sonu ne oldu? O yüzden kemalistlerle, solcularla olan mücadeleye gerek yoktur denmemeli.

  • Hüseyin t

    27.08.2026 07:13:15

    Siyasetin görünen yüzüyle gerçek işleyişi arasındaki bu mesafeyi açıklayan çok isabetli bir analiz. Özellikle dış baskının içeride yarattığı kenetlenme etkisi, çoğu zaman göz ardı edilen ama belki de en belirleyici dinamiklerden biri. Bunu sadece Almanya örneğinde değil, yakın coğrafyamızda da defalarca gözlemledik. Bir de şu var: Sert söylemlerin hedefteki aktöre alan açtığı doğru, ama aynı zamanda bu söylemler o aktörün elini de güçlendiriyor; çünkü artık kendi tabanına “dışarıdakiler bize karşı” diyerek daha rahat seslenebiliyor. Asıl çarpıcı olan ise, ideolojik kamplaşmaların ardındaki bu ortak çıkar dengesi. Muhalefet ne kadar “ilkesel” durursa dursun, sistem iki büyük oyuncuyu birbirine muhtaç kılacak şekilde tasarlanmış gibi. Belki de siyasetin en soğuk gerçeği, düşman sandıklarımızın aslında en stratejik iş ortaklarımız olduğu.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı