İnsan bazen farkına varmadan çok ince bir imtihanın içine düşebilir.
Bir ihtiyaç sahibine yardım eder, onun sevincine ortak olur, duasını alır. Fakat zamanla kalbine görünmeyen bir duygu yerleşmeye başlar. Yardım ettiği kişinin sadece kendisinden yardım almasını ister. Başkasının da ona destek olduğunu duyunca içten içe rahatsız olabilir. Hatta bunu diliyle söylemese bile içinden bir ses, “Ben bunca emek verdim.” diye fısıldayabilir.
İşte tam bu noktada durup kendimize şu soruyu sormalıyız: Gerçekten Allah rızası için mi veriyorum, yoksa farkında olmadan verdiğim kişi üzerinde bir hak mı iddia ediyorum?
Kur’ân-ı Kerîm, ihlâsın en güzel örneklerinden birini şöyle anlatır: “Biz size ancak Allah rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.”¹
Demek ki gerçek infak; teşekkür beklemeden, takdir aramadan ve karşılık istemeden verebilmektir.
Resûl-i Ekrem (asm) de ihlâsın değerini anlatırken, kıyamet gününde Allah’ın arşının gölgesinde gölgelenecek yedi sınıf insandan birini şöyle haber verir: “Sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek şekilde gizlice sadaka veren kimse...”²
Çünkü gizlenen sadaka, çoğu zaman ihlâsın da muhafaza edilmesine vesile olur. Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri de İhlâs Risalesi’nin daha ilk düsturunda meselenin özünü şu cümleyle ifade eder: “Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.”³
Ne kadar kısa, fakat ne kadar derin bir ölçü... Üstad Hazretleri burada bize çok önemli bir hakikati ders veriyor. Bir iyilik yaptığımızda bütün gayemiz Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır. Eğer O razı olmuşsa insanların övmesi de, teşekkür etmesi de, bizi tercih etmesi de ikinci planda kalır. Çünkü biz netice için değil, rıza-yı İlâhî için hareket ederiz.
Cenab-ı Hak her gün milyarlarca kuluna rızık veriyor. Güneşini herkes için doğduruyor, yağmurunu herkesin üzerine yağdırıyor. Bir kuluna verdiği nimet, diğer kuluna verdiğini eksiltmiyor. Hiçbir kuluna da “Ben sana verdim, artık başkasına gitme.” demiyor.
Biz ise bazen küçücük bir iyiliği bile sahiplenebiliyor, verdiğimiz kişiyi farkında olmadan kendimize bağlamak isteyebiliyoruz. Belki de yeniden öğrenmemiz gereken şey, yardım etmekten önce ihlâsla yardım etmektir.
Çünkü ihlâsla verilen küçük bir iyilik, gösterişle verilen büyük bir yardımdan Allah katında daha kıymetlidir. Rabbimiz bizleri verdiğini sahiplenenlerden değil, verdiğini sadece O’nun rızası için yapan ihlâslı kullarından eylesin.
Dipnotlar
1- İnsan Suresi, 9.
2- Buhârî, Zekât, 16; Müslim, Zekât, 91.
3- Lem’alar, Yirmi Birinci Lem’a (İhlâs Risalesi), Birinci Düstur, s. 62-63.