"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Adalet içinde hürriyetin neresindeyiz?

Nurbanu Şen
06 Nisan 2021, Salı
Mazi sayfalarını bazen hayretle bazen de hasretle temaşa ederiz.

İleri demokrasiler zaman dilimindeki söylem ve eylemi takip edip, acabalarla tarihte zihin yolculuğu yaparız. Hassaten son zamanlardaki tablo daha bir zihinleri zorlar oldu. Siyasî parti kongrelerinin “lebalep” doluluk oranıyla “olağan” toplantı yapması, fakat sivil toplum kurumlarının kontrollü güvenlik şartlarında bile bir araya gelmesinin engellenmesi...

Meşhur namdar birinin vefatında “lebalep” kalabalıklı teşyi merasimleri, ama bilinmezlerin, vefat eden yolcuları alelacele en fazla 30 kişilik katılımlı teşcilerle yolculama.

Siyasetin bütün argümanları her türlü kalabalık ortamlarda; lâkin cemiyetin can damarı olan, siyasetin ve geniş dairelerin tesiriyle sersem ve geveze olmuş akıl, kalp ve ruhlarının tedavi olduğu mekânlar kapalı. Ve sonra cemiyette beslenemeyen ruhlardan fışkıran cinnet olayları...

Fikir ve kanaat beyan ederken bile acaba zülfiyara dokunur mu çekincesi. Üstad Bediüzzaman’ın medeniyetten istifasındaki sır tecelli ediyor sanki hayatta. Bediüzzaman niçin medeniyetten istifa etmişti?

Medeniyet, istibdat, safahat ve zillet ile memzuç ise bedeviyeti tercih ediyor ve bu medeniyetin şahısları fakir sefil ve ahlâksız ettiğini vurguluyor. Böylesine mugalatalı, haysiyet kırıcı laubali medeniyetten kaçıp; Şarki Anadolu’nun dağlarındaki hürriyet-i fikir, serbesti kelâmı tercih ediyor. Adalet, demokrasi kargaşasının yaşandığı böyle zaman dilimlerinde acaba bizler nereye yönelsek diye insan sormadan edemiyor.

Sonra gönlüm ibreyi maziye çeviriyor Hazreti Ali’nin (ra) bir miskin Hıristiyanla muhakemesi ve Hz. Ömer (ra) sahabeler nezdinde sırtına giydiği cübbesinin sorgulandığı ve izahının yapıldığı, işte demokrasi denilen sayfalar. Gözümün önüne geliyor. Büyük bir abidenin inşasında kullanılacak iki mermer sütunu, Fatih bir Rum mimarına teslim eder. Mimar da, Fatih’in arzusunun hilâfına olarak bu sütunları üçer arşın kesip kısaltır. Fatih cezaen Rum mimarının elini kestirir. Rum mimarı da, Fatih aleyhine dâvâ açar. Bunun üzerine mahkemeye celbedilen büyük padişah, baş köşeye geçmek istemiş. Birdenbire hâkimin şu ihtarıyla karşılaşmış: Oturma beyim! Hasmınla mürafaa-i şer’î olacaksın, ayakta beraber dur! 

Hızır Bey Çelebi; bu koca şanlı padişah-ı maznuna, haksız el kestirdiği için, kendisinin de kısâsa tâbi olduğunu ve elinin kesileceğini bildirir. Fakat mimar kısâsı istemediği için, büyük Fatih günde on altun tazminata mahkûm olur ve hattâ kısâstan kurtulduğu için bu tazminatı kendiliğinden yirmi altuna çıkarır. 

İslâm mahkemesinin adaletinin şanlı misallerinden biri olan şu misal, bize en haşmetli hükümdarlarla en âciz ferdlerin, huzur-u mehâkimde müsavi olduğunu gösteriyor. 

Maziye şöyle baktığımızda demokrasi, adalet, meşveret sisteminin yüzlerce örneğine şahit oluyoruz ve yine bir Osmanlı padişahlarından birisi Belgrad ormanlarında avanesiyle gezerken atına çarpan dal için ‘tiz kesile’ dediğinde Şeyhülislâmın “Sultanım başınız” hatırlatması; çünkü alınmış bir karar vardır, yaş kesen baş keser diye. Kanun karşısında şah ve gedayı birleyen bir sistem. Söyleyin dostlar ileri demokrasi, hürriyet ve adalet sisteminde biz bunun neresindeyiz.

Okunma Sayısı: 1221
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı