"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Zorunlu Anıtkabir ziyaretleri

Nurullah UDUN
24 Temmuz 2026, Cuma
Geçtiğimiz günlerde Ankara’da gerçekleşen NATO zirvesi, görünüşte protokol detaylarına sıkışmış gibi dursa da, devlet ideolojisi ve diplomatik güç dengeleri adına dikkat çekici bir tablo ortaya koydu.

ABD Başkanı Trump ve onun öncülüğünde zirveye katılan diğer otuz iki liderin Anıtkabir ziyaretini gerçekleştirmemesi, diplomatik bir ilk olmanın ötesinde derin anlamlar taşıyor.

Resmî açıklamalar bu durumu güvenlik gerekçeleriyle izah etse de, bu tablo aslında Kemalist devlet ideolojisinin dış dünyaya yönelttiği beklentilerin sınırlarını net bir şekilde çizmiş oldu. Türkiye’nin çevresindeki bölge ve İslâm ülkelerinin liderleri için bu tür protokoller çoğu zaman tartışmasız bir diplomatik kural olarak işler; en ufak bir esneklik saygısızlık olarak algılanır, âdeta bir diplomatik krize dönüştürülür. Ancak aynı kural, küresel hegemonyayı elinde bulunduran ABD gibi bir güce yöneltildiğinde birden esneyebiliyor, ne bir açıklama talep ediliyor, ne de mesele fazla gündem meşgul ediyor. Bu durum, söz konusu ritüellerin evrensel bir değerden ziyade, güç dengelerinin elverdiği ölçüde işleyen hiyerarşik pratikler olduğunu gösteriyor; diplomatik kurallar da, tıpkı diğer birçok şey gibi, gücün asimetrik yapısına göre şekil alıyor.

Ayrıca mevcut iktidarın söylemlerinde sıkça yer bulan Osmanlı vurgusu da bu güç denkleminde sınanmaktadır. Osmanlı’yı anmak, o medeniyetin temelini oluşturan -güçlüye ve zayıfa eşit hukuku uygulayan- adalet anlayışını hayata geçirmekle mümkündür. Ne var ki bu vurgu, kendi seçmen tabanına hitap eden, siyasî meşruiyet devşirmeye yönelik bir söylemden öteye geçememiş görünüyor; zayıf aktörlere karşı katı, güçlü müttefiklere karşı esnek kalan bir dış politika tutumu, Osmanlı’nın iddia edilen adalet mirasıyla değil, uygulanan siyasetin sınırlarıyla açıklanabilir. Söylem ile fiil arasındaki bu mesafe, Osmanlı’ya yapılan atfın samimî bir miras sahiplenmesinden çok, siyasî retoriğin bir parçası olduğunu düşündürüyor.

Meselenin bir diğer boyutu ise saygının diplomatik bir mecburiyete dönüştürülmesidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’ten bu yana sözde benimsediği modern batılı devlet anlayışı ile, bu tür ritüellerin karşı tarafa dayatılması arasında yapısal bir tezat bulunmaktadır. Söylem düzeyinde modern ve demokratik Batılı toplumlar örnek alınırken, uygulamada kişilerin öne çıkarılması ve saygının bu kişiler üzerinden zorlanması, modern Batılı devletlerden ziyade, kurucu şahsiyet kültünün devlet ritüellerine dönüştüğü Kuzey Kore, Vietnam ve geçmişin Doğu Bloku ülkeleri gibi örnekleri andırmaktadır. O ülkelerde de saygı, gönülden gelen bir kabulden çok, resmî ideolojinin sürekliliğini güvenceye alan zorunlu bir ritüel hâline getirilmiştir; şahıs endeksli bir sistem, saygıyı ancak zorla üretebilir, kendiliğinden doğan bir bağlılıkla değil. Söz ile uygulama birbirinden bu kadar uzaklaştığında hem inandırıcılık hem de saygınlığın sınırları da kendiliğinden çizilmiş oluyor.

Sonuç olarak, Türkiye’nin uyguladığı politikaları şahıs odaklı güç arayışlarından ve ideolojik beklentilerden arındırması gerekiyor. Türkiye bugün tarihî bir yol ayrımında duruyor: Yüzyılı aşkın süredir alışılagelmiş kişi odaklı bir yönetim anlayışıyla mı yola devam edecek, yoksa sözde benimsediğini iddia ettiği, ama fiiliyatta bir türlü tam olarak hayata geçiremediği Batılı, demokratik ve evrensel hukuk sistemine gerçek anlamda mı çevirecek?

Okunma Sayısı: 1156
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Keçeli

    27.07.2026 20:29:16

    çok doğru tesbitler putlaştırılmış bir siyasetin ne kadar demokrasi ile zıd gittiğini gösteren açık bir örnek

  • Recep Nuri KAÇMAZ

    25.07.2026 16:55:23

    Nurullah kardeşimizi tebrik ediyorum.güzel tespitler güzel işaretler. Şahsiyetçilik ve şahıs üzerine oturtulmuş politikalar. Bütün sıkıntılar bu sebepten

  • Sebahattin

    25.07.2026 12:47:55

    Müslüman bir ülke olmak hasebiyle: "ONLARIN İŞLERİ KENDİ ARALARINDA İSTİŞARE İLEDİR Şura 38" Ayetine uymak olur inşallah. İslam alemine güzel yakışırdı. Ama deccaliyet ellerindeki fantaziye aletlerle ellerinden geleni arkalarına bırakmıyorlar. Bize düşen ise sünnet-i seniyyeye uymak ile hem kendimizi, hem ailemizi ve hem de islam alemindeki kardeşlerimizi uyandırmak. Allah nurunu tamamlayacaktır isterse kafirler bundan hoşlanmasınlar.

  • S.topuz

    25.07.2026 03:07:27

    [BEŞİNCİ MES'ELE: Rivayette vardır ki: "Âhirzamanda Deccal gibi bir kısım şahıslar, uluhiyet dava edecekler ve kendilerine secde ettirecekler." Allahu a'lem, bunun bir tevili şudur ki: Nasılki padişahı inkâr eden bir bedevi kumandan, kendinde ve başka kumandanlarda, hâkimiyetleri nisbetinde birer küçük padişahlık tasavvur eder. Aynen öyle de: Tabiiyyun ve maddiyyun mezhebinin başına geçen o eşhas, kuvvetleri nisbetinde kendilerinde bir nevi rububiyet tahayyül ederler ve raiyetini kendi kuvveti için kendine ve heykellerine ubudiyetkârane serfüru ettirirler, başlarını rükûa getirirler demektir.] Risale-i Nur Külliyatı, Şualar - 584 - Yavaş yavaş ol(a)maz denilenler olmaya, zoraki TABULAR, bunları zamanında bizzat kurgulayan hâkim SİYASÎ güçler tarafından esnetilmeye çalışılıyor! mu? Bunu ZAMAN gösterecek gibi. 🥰🙌🌹🤲🌹🌙☝️🕋😭😭😭🕊🕊🕊⚖🌍😭🇮🇷😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸

  • Harun

    25.07.2026 01:22:29

    “zayıf aktörlere karşı katı, güçlü müttefiklere karşı esnek kalan bir dış politika tutumu, Osmanlı’nın iddia edilen adalet mirasıyla değil, uygulanan siyasetin sınırlarıyla açıklanabilir. ” Evet mesele tamamıyla böyle. Tesbitiniz çok yerinde kardeşim.

  • Hüseyin t

    25.07.2026 00:48:03

    Bir ülkenin dış politikadaki duruşu ile iç politikadaki söylemleri arasındaki uçurum, orada yaşayan her dikkatli gözlemcinin fark ettiği bir gerçek. Ne var ki bu farkındalık çoğu zaman günlük polemiklere kurban gidiyor. Oysa asıl mesele, bir liderin Anıtkabir’i ziyaret edip etmemesinden çok daha derin: Bir devletin kendi kurduğu hukuk ve saygı normlarını, karşısındakinin gücüne göre ayarlaması, o devletin kurumsal olgunluğu hakkında ciddi soru işaretleri doğurur. Tarihten devşirilen motifler, eğer bugünün eşitsizliklerini meşrulaştırmak için kullanılıyorsa, o miras canlı bir ruh olmaktan çıkar, vitrinlik bir süs haline gelir. Asıl samimiyet, güçlü karşısında eğilmeyen, zayıf karşısında ezmeyen, kendi ilkelerini her koşulda tutarlı biçimde uygulayabilen bir siyasal duruştur. Bugün gelinen nokta, bu tutarlılığın ne kadar zor ama bir o kadar da zorunlu olduğunu gösteriyor.

  • Abdurrahman

    24.07.2026 17:38:34

    Bu ülkenin temel sorunu toplumun tüm katmanlarının -demokrasiyi - anlamaları ve hayat pratiğine geçirmeleri, ancak bu konu anlaşılmadı yada anlaşılamadı.Sadece Merhum Demirelin iktidar dönemlerinde uygulandı.Merhum Demirelede fırast verilmedi.

  • ibrahim Ersoylu

    24.07.2026 11:20:28

    Ülkemizi ziyaret eden yabancı devlet ve hükümet adamlarına dayatılan Anıtkabir ziyaretini, demokrasi ve istibdat pencerelerinden görünen anlamını nazarlara sunan güzel bir tahlil yazısı. Bu yazısından dolayı Nurullah kardeşimizi tebrik ederiz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı