"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Parvus, Carasso ve Nahum çemberi - 1

Nurullah UDUN
30 Haziran 2026, Salı
Küçülen dünyamızda küresel sıkıntıları dert edinirken, tarihî yaralarımızı iyileştirmeye çalışıyoruz. Ancak dünya sahnesindeki meseleler farklı maskelerle önümüze gelse de İslâm âleminin kalıcı çözümler bulamadığı aşikârdır.

Asıl sorun, krizlerin kaynağını tam göremememizdir. Gerçeklerle yüzleşmek yerine yüzeysel yorumlarla yetiniyor, derinlemesine tahlil yapamadığımız için de kuru sloganlara sığınıyoruz.

Bugün Yakın Doğu’ya ve çevremize baktığımızda, tüm bir coğrafyanın kan ağladığını görüyoruz. Arap Baharıyla başlayıp Büyük Orta Doğu Projesi’yle sınırların yeniden çizildiği bölgelerden, “Turuncu Devrimler” ile sarsılan ülkelere kadar her yer tam bir belirsizlik içinde çalkalanıyor. Oluşan bu sisli atmosferde olaylar öylesine karmaşık bir hal alıyor ki, perde arkasını anlamak ve gelişmeleri doğru tahlil etmek gitgide zorlaşıyor. Oysa bu sis perdesini aralayıp bugünkü sıkıntıların kaynağına inebilmek için, tarihin kırılma noktasına, yani I. Dünya Savaşı dönemine kadar geriye gitmemiz gerekiyor. 

Bugünün savaş alanları olan ve kan ağlayan o toprakları incelediğimizde, buraların I. Dünya Savaşı sürecinde Çarlık Rusya’sına veya Osmanlı İmparatorluğu’na ait olduğu görülmektedir. Bu anlamda Çarlık Rusya’sı ve Osmanlı, adeta bir kader ortaklığı yaşamıştır. Osmanlı’da, tarihe “31 Mart Vakası” olarak geçen ve Selanik Hareket Ordusu’nun gelmesiyle Sultan II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle sonuçlanan askerî ihtilal; Rusya’da ise 1917’de Çarlığı yıkan Bolşevik İhtilali... Bu süreçler, nihaî aşamada Türkiye’de 1923’te “Kemalizm”, Rusya’da ise “Komünizm” adı altında yeni sistemlerin yürürlüğe girmesiyle sonuçlandı. Bu iki sistem; bir yönüyle kısmen ilişkili, bir yönüyle birbirine yakın, adeta bir madalyonun iki yüzü gibidir. 

Bu iki sistemin öncülüğünü, fikir babalığını yapan ve her iki coğrafyada da yürürlüğe girmesine aktif destek veren en kritik isimlerden birisi ise Alexander Parvus’tur. Diğer adıyla İsrail Lazareviç Gelfand (Helphand); 20. yüzyılın başında dünya siyasetini, özellikle de Rusya ve Osmanlı imparatorluklarının kaderini perde arkasından şekillendiren en şifreli, en sıra dışı ve çok boyutlu figürlerden biridir. Parvus; bir yönüyle radikal bir Marksist teorisyen, diğer yönüyle küresel çapta silah ticareti yapacak (Vickers Limited gibi İngiliz şirketleriyle ortaklık kuracak) kadar keskin bir kapitalist, aynı zamanda da İngiliz istihbarat ağlarıyla güçlü bağları olan bir kimliğe sahipti. Tarihteki asıl şöhretini ise Osmanlı’nın çöküş dönemi ile Rusya’daki Bolşevik İhtilali’nin kesiştiği zamanda oynadığı aktif rolüyle kazanmıştır. 

Parvus, Çarlık Rusyası’nı yıkıp devrim yapmak için teorik çerçeveden çok, büyük bir finansal güce ihtiyaç olduğunu biliyordu. Onun etkisi Lenin ve Troçki üzerinde belirleyiciydi. 

Troçki’nin “Sürekli Devrim” teorisinin temelini atan, Lenin’in dönüşünü sağlayan o meşhur “mühürlü tren” operasyonunu kurgulayan ve küresel finans kaynaklarını organize eden bizzat Parvus’tu. 

Ancak Parvus’un Türkiye ile olan bağı, bu büyük oyunun yerel ve en az bilinen ayağını oluşturur. 1910’lu yıllarda İstanbul’a yerleşen Parvus, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önde gelen isimleriyle yakın dostluklar kurdu. İmparatorluğunda kurduğu ilişkiler, bilhassa Emanuel Carasso üzerinden örgütlenen siyasî ağlarla birleştiğinde, imparatorluğun idarî ve iktisadî yapısını kendi ideolojik parametrelerine göre tasarlama imkânı buldu. Carasso ile olan yakınlığı, Parvus’un fikirlerinin İttihat ve Terakki’nin siyasî ajandasına entegre edilmesini sağladı. 

Okunma Sayısı: 992
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Harun

    1.07.2026 12:45:52

    Fevkalade önemli ve yakın tarihimizi mağlubiyetle sonuçlandıran habis ruhun mahiyetini açıklayıcı bir yazı. Tebrik ediyorum.

  • Abdurrahman

    30.06.2026 15:43:32

    Yakın tarihle ilgili güzel bir yazı, devamını merakla bekliyoruz.Teşekkürler...

  • Hüseyin t

    30.06.2026 14:44:46

    [3] Eğer devamında Parvus'un İttihatçılarla kurduğu ilişkilerin bugünkü siyasi yansımalarına, özellikle de Carasso ve Nahum gibi isimlerin rollerine daha fazla yer verilirse, biz okurlar için çok kıymetli bir başvuru kaynağına dönüşeceğini düşünüyorum. Kaleminize sağlık.

  • Hüseyin t

    30.06.2026 14:44:19

    [2] Bugün Ortadoğu'daki çatışmaları anlamak istiyorsak, 1910'ların İstanbul'una, Selanik'ine ve Petrograd'ına bakmamız şart. Haritalar değişmiş olabilir ama oyunun kuralları ve perde arkasındaki aktörler aynı kalmış görünüyor. Özellikle "madalyonun iki yüzü" benzetmesi çarpıcı. Kemalizm ve Komünizm, birbirine zıt gibi görünse de, her ikisinin de emperyal geçmişi tasfiye eden ve yeni bir ulus-devlet/toplum mühendisliği kuran sistemler olması, bu sistemlerin kurucu aktörlerinin benzer ellerce şekillendirilmesi, üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir husus. Parvus'un adının bugün bu kadar az bilinmesi, belki de tarihin "perde arkası"nın kasıtlı olarak örtük tutulmasıyla ilgili. Bu yazı, işte o örtüyü aralamak için cesur ve önemli bir girişim.

  • Hüseyin t

    30.06.2026 14:41:13

    [1] Kıymetli yazarımız, tarihin tozlu raflarında unutulmaya yüz tutmuş bir ismi, Alexander Parvus'u gün yüzüne çıkarırken, aslında günümüz coğrafyasının neden bu kadar kanlı ve karmaşık olduğuna dair çarpıcı bir ayna tutuyor. Yazarın "sis perdesi" metaforu tam isabet; zira ne yazık ki bizler, yangının ortasında dumanı izlemekle yetiniyor, ateşin kaynağına inmeyi çoğu zaman ihmal ediyoruz. Parvus gibi bir figürün hem Marksist teorisyen hem silah tüccarı hem de istihbarat bağlantılı bir aktör olabilmesi, aslında 20. yüzyıl başındaki emperyal oyunların ne kadar "pragmatik" ve "etik dışı" işlediğini gösteriyor. İmparatorluklar yıkılırken, ideolojiler birer araçtan ibaretti; asıl hedef, kontrol ve çıkarın yeniden taksimiydi. Parvus'un İstanbul'daki İttihatçılarla kurduğu ilişki, Rusya'daki Bolşevik hareketle eşzamanlı yürütülen bir projenin parçasıysa, bu durum bize şunu öğretiyor:

  • HÇeşitcioğlu

    30.06.2026 12:19:39

    “Mukarrerdir ki; delil müddeadan evvel malûm olması gerektir.” Şuaat. - Kararlaşmış bür kaidedir ki; delil/ ler iddiadan önce; okuyucularca bilinir olması gerkir. Zincirleme tarihi bir gelişime mesned yapılan Pravus, okuyanlarca önceden bilenen biri olmalı, çünkü iiddiayı bu kişi üzerinden sürdürüyorsun, amma delil iddia/ tez kadar bilinmiyor yani muğlak müphem ve belirsiz..!

  • Hür Avrupa

    30.06.2026 10:57:28

    Tebrik ederim, yazarimiz tarihin kirilma noktalarini çok ince ve hassas biçimde araṣtirmiṣ ,devamini sabirsizlikla bekliyorum.

  • S.topuz

    30.06.2026 08:06:42

    ...[hem هَدٰين۪ى رَبّ۪ٓى اِلٰى صِرَاطٍٍ مُسْتَق۪يمٍdahiaynıtarihe, hemاِنَّ رَبّ۪ى عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ dahi şeddeli "nun" bir "nun" sayılmak ve tenvin sayılma-mak cihetiyle aynı tarihe, hem فَاَعْرِضْ عَنْهُمْfermanı dahi aynı tarihe, hemنُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِه۪dahi aynı tarihe bil'itti-fak muvafakatları elbette re-mizden, işaretten, delaletten ziyade bir sarahattır ki; Risale-i Nur oNur-uİlahînin birlem'ası olacağını ve düşmanları tara-fından gelen şübehat zulüma-tını dağıtacağını mana-yı işarî siyle müjdeliyor.] Risale-i Nur Külliyatı, Şualar, (İngiliz Meclis-i Meb'usanında Müstemlekât Nâzırı, elinde Kur'an-ı Kerim'i göstererek söylediği bir nutukta: Bu Kur'an, İslâmların elinde bulundukça biz onlara hâkim olamayız.Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur'anı onların elinden kal-dırmalıyız;yahut Müslümanları Kur'andan soğutmalıyız, diye hitabede bulunmuş.) Tarihçe-i Hayat - 51 - 😢🕋🙌🌹🤲🌹🌙☝️🕋😭😭😭🕊🕊🕊⚖🌍🇪🇺🕋🇩🇪🇹🇷🇷🇺😭🇺🇦😭🇮🇷😭🇵🇸😭🇵🇸😭

  • S.topuz

    30.06.2026 08:02:53

    "Oysa bu sis perdesini arala-yıp bugünkü sıkıntıların kayna ğına inebilmek için,tarihin kırıl ma noktasına, yani I. Dünya Savaşı dönemine kadargeriye gitmemiz gerekiyor." Hatta, da ha gerilere!... [Bu âyetteki نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِه۪ cümlesinin makam-ı cifrîsi, bin üçyüz onaltı veya yedidir (1316-1317)M.1899. Ve bu tarih ise; sâbıkan yirmibirinci âyetin hâtimesinde zikredilen inkılab-ı fikrî sadedinde; Avru-pa'nın bir müstemlekât nâzırı, Kur'anın nurunu söndürmesi-ne çalışması tarihine ve Resai li'n-Nur müellifi dahi ona karşı o inkılab-ı fikrî sayesinde o nuru parlatmağa çalışması aynı tarihe, hem yedi surede yedi defaتِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِaynı ta-rihe, hem طٰسٓ تِلْكَ اٰيَاتُ الْقُرْاٰنِ dahi aynı tarihe,hem هَدٰين۪ى رَبّ۪ٓى اِلٰى صِرَاطٍٍ مُسْتَق۪يمٍdahiaynıtarihe, hemاِنَّ رَبّ۪ى عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ dahi şeddeli "nun" bir "nun" sayılmak ve tenvin sayılma-mak cihetiyle aynı tarihe, hem فَاَعْرِضْ عَنْهُمْfermanı dahi aynı tarihe,...] Şualar

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı