"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Parvus, Carasso ve Nahum çemberi - 3

Nurullah UDUN
02 Temmuz 2026, Perşembe
Parvus’un materyalist ekonomi teorileri, Carasso’nun gizli siyasî operasyonları ve Haim Nahum’un dış dünyada ördüğü sinsi diplomasi, aslında aynı amaca hizmet ediyordu. İşte bu ortak irade, bir araya gelerek Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesini oluşturmuştur.

Bahsi geçen kadro için nihaî hedef, yalnızca Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü sonlandırmak değil; toplumun imanını ve tarihsel hafızasını silerek, yerine Batı merkezli, dinden uzaklaştırılmış ve özünden koparılmış “yeni bir toplum” tipi inşa etmekti. M. Kemal’in gerçekleştirdiği bütün devrimler son derece radikal olmakla beraber, aslında toplumun kökleriyle olan bağını tamamen koparmayı hedefleyen hamlelerdi. 

Bediüzzaman, tam da bu ‘istikametten koparılma’ felaketine karşı toplumu uyarıyordu. Bediüzzaman`a göre İslâm’ı sadece vicdanî bir meseleye hapsedip; siyaseti, eğitimi ve ekonomiyi materyalist bir çerçeveye oturtmak, ülkeyi kendi tarihsel köklerinden tamamen koparmak demekti. 

Bu bağlamda dönemin resmî otoritelerinin Bediüzzaman’a karşı kendi duruşlarını savundukları o ifadeler ise şu şekildedir: 

“Bizim tabaka-i avamın intibahıyla ve galebesiyle tezahür eden tam Sosyalizm ve Bolşevizm düsturları bizim daha ziyade işimize yaradığı için o sosyalizm düsturlarını kabul ettiğimiz halde, senin vaziyetin bize ağır geliyor.” 

Bediüzzaman`ın, Lem’alar adlı eserinin Yirmi İkinci Lem’a bölümünde geçen bu tarihî diyalog, Bolşevizm ile Kemalizm arasındaki o gizli materyalist ve ideolojik “sistem ortaklığını” açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. 

Bolşevizm, Hristiyanlık dinini tasfiye etmeyi temel alırken; Kemalizm, İslâm dinini kamusal alandan silmeyi amaçlıyordu. Her iki sistem de insanın İlâhî olanla bağını koparıp, onu devlet çarkının bir “makinesi” haline getirmeye odaklanmıştı. Troçki’nin Stalin’den kaçtıktan sonra Büyükada’da dört yıl boyunca “misafir” edilmesi, bu stratejik ortaklığın en somut kanıtıdır. Troçki bu süreçte bir düşman olarak değil; aynı “dünyevîleşme ve toplumsal dizayn” projesinin bir ortağı olarak görülmüştür. 

Tarih ispat etmiştir ki, hakikat her zaman galip gelecektir. Gerçek bağımsızlık ise ancak bu zihinsel prangaların kırılmasıyla mümkün olacaktır. Bugün Türkiye, kendi tarihî rotasını yeniden bulabilmek için, geçmişte Parvus, Carasso ve Nahum’un eliyle kurulan bu “yıkım mimarîsini” ve onun sahadaki uzantılarını tüm berraklığı ile tahlil etmek, bu ideolojik kurgunun üzerindeki perdeyi kaldırmak zorundadır. 

Rusya, Komünizmden sıyrılarak kendisini prangalarından kurtarmış ve şu anda dünya sahnesinde tam manasıyla bir bağımsızlık savaşı vermektedir. Ukrayna savaşı da Rusya’nın yürüttüğü bu bağımsızlık mücadelesinin bir parçasıdır. Ukrayna’daki savaşın durmaksızın devam etmesini isteyenlerin başında ise İngiltere olmak üzere neocon ve neoliberal akımlar gelmektedir. 

Şimdi prangalarından kurtulma sırası Türkiye’dedir. Bu tarihî kurtuluşun yegâne yolu; ülkemizin Kemalizm’in zincirlerini kırmasına ve onun geçmişten bugüne ittifak halinde olduğu modern komünizm formlarıyla, yani küresel nizama yön vermek isteyen neocon ve neoliberal akımlarla aynı safta yer almamasına bağlıdır. Türkiye, ancak bu küresel ve yerel zihniyet kalıplarından sıyrılarak kendi özgün ve bağımsız rotasını çizebilir. Bu fıtrî adımlar atıldığında, Türkiye İslâm âleminin tarihsel bayraktarlık misyonunu yeniden canlandıracak; yaşanan bu manevî ve siyasî diriliş sayesinde, içerideki ve dışarıdaki pek çok kronik problem de kendiliğinden çözüme kavuşacaktır. 

Okunma Sayısı: 851
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hasan

    4.07.2026 18:28:59

    @Selim sizin Rusya için kullandığınız her argümanın on mislini herkes kendi ülkesi için kullanıp zulmü meşru göstermeye çalışabilir. Lafı çok uzatmaya gerek yok. Zalimin sıfatı amelinden gözükür, acı satırları okumak istemeyenler satır aralarında hakikat arar. Her rejimin kendi ideoloğu, analisti vardır onu aklayacak.

  • Selim

    3.07.2026 11:13:36

    @Nuri…Rusya’nın koşulları ile Türkiye’nin koşullarını aynı kefeye koymak, meseleyi baştan yanlış okumaktır. Havuz medyasının diliyle Rusya’yı ve Putin’i en ağır ithamlarla mahkûm etmek, hiç şüphesiz en kolay yoldur; zira hazır kalıplara sığınmak, düşünmekten çok daha az emek ister. Oysa tarafsız gözlemciler, satır aralarını okuyabilen analistler, bugünün Rusya’sına çok daha farklı bir pencereden bakmaktadır. Rus toplumunu köküne kadar sarsmak isteyen, her türlü ahlaki çözülmeyi -eşcinsellikten tutun da açık toplum enstitüleri ve onların fonladığı yapılara kadar- bu topluma dayatmaya çalışanlar, elbette Putin’i hedefe koyup “hürriyetleri kısıtlıyor” diyeceklerdir. Ama bir devlet, parçalanma ve dağılma tehlikesiyle yüz yüzeyse, kendini koruma refleksiyle bazı tedbirler alması son derece tabiidir. Bunu “otoriterlik” diye damgalamak, meseleyi anlamamak ya da anlamak istememektir.

  • Mustafa

    3.07.2026 01:12:03

    Şahsi yorumumuz: İnkar-ı ulûhiyetin, yani Büyük Deccal’in ölmediğini düşünmek; Hz. İsa’nın ve ona tabi olan Mehdiyet şahs-ı manevisinin ve programının (hâşâ) işe yaramadığı gibi itikadi açıdan son derece sıkıntılı bir sonucu doğurur. Tekrar etmekte fayda görüyoruz; mevcut devam eden ve neticeleri itibariyle kıyametin kopmasına sebebiyet verecek olan ifsat hareketi, Deccal’i kurgulayan küresel şeytani aklın güncel, uzun vadeli ama tamamen farklı bir çalışmasıdır. Bizim okumalarımız ve çıkarımlarımız, küfrün belinin kırıldığı ve Büyük Deccal’in fikren ve siyaseten öldüğü yönündedir. Bugün karşımıza çıkarılan bu yeni ifsat projesi, inkar-ı ulûhiyetin bazı nüvelerini taşısa da Deccal’in kendisi değildir. Zaman; Mehdiyetin şahs-ı manevisine ait iman, hayat ve şeriat müjdelerinin tek tek yaşanacağı, yukarı doğru büyük bir ivmelenme zamanıdır.

  • Mustafa

    3.07.2026 00:14:56

    @Selim; Risale-i Nur külliyatını dikkatle okursanız, Hz İsa’nın büyük deccali kati bir surette öldürdüğünü, görebilirsiniz. Bir örnek; Âhirzamanda, felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı ulûhiyete karşı, İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip İslâmiyete inkılâp edeceği bir sırada, nasıl ki İsevîlik şahs-ı mânevîsi, vahy-i semâvî kılıcıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı mânevîsini öldürür. Öyle de, Hazret-i İsâ aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı mânevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı mânevîsini temsil eden Deccalı öldürür; yani, inkâr-ı ulûhiyet fikrini öldürecek.

  • Nuri

    2.07.2026 19:05:17

    Yanlış anlaşılmasın. Hem seriyi ve hem de yazarın önceki yazılarını okudum. Faydalandım. Bilhassa japonya modeli yazısondski genç ve kıdemli ilişkisine dair yazdıklarından... Ama bu yazıdaki "Rusya, Komünizmden sıyrılarak kendisini prangalarından kurtarmış ve şu anda dünya sahnesinde tam manasıyla bir bağımsızlık savaşı vermektedir. Ukrayna savaşı da Rusya’nın yürüttüğü bu bağımsızlık mücadelesinin bir parçasıdır." cümlesi gerçeği büküyor. Saldıran Putin. Savunan ukrayna. Saldırma sebebi belli, despotizmini sürdürüp artırmak. Neticesi de ortada. Muhalefet ve hürriyet sizlere ömür. Bizdekine hiiiiç benzemiyor yani:)

  • Selim

    2.07.2026 18:52:13

    @Mustafa. Yeni Asya Neşriyat Merkezi’nin çıkardığı “Küresel Fitne Hareketi NEOLİBERALLER” kitabını okuduğunuzda inkar-ı uluhiyet fikrin nasıl kendisini gizlediğini anlayacaksınız.

  • Mustafa

    2.07.2026 18:16:06

    Yorumlarla yazarı tenkit ve eleştiri niyetinde değiliz, sadece başka açılardan da bakmanın faydalı olacağını düşündüğümüz için ilaveler yazdık. İlk yazısından itibaren çok istifadeli ve ufuk açıcı konuları yazması çok kıymetli. Bütün kalbimizle tebrik ediyoruz. Büyük Deccalin ölümünden sonra meydana gelen gelişmelerin ve bu yeni tahribat sürecinin; 1506’dan ta ’42’ye, ta ’45’e kadar üç inkılâb-ı azimin temel taşları, teknolojik ve sosyolojik altyapısı olarak da okumanın faydalı olacağı kanaatindeyiz.

  • Mustafa

    2.07.2026 17:07:42

    Bu gün küresel finans baronları, neoconlar, neoliberal politikalar ve LGBT dayatmaları; yeni bir inkar-ı ulûhiyet davası gütmüyorlar. Onlar, o ölen dehşetli Deccal’in arkasında bıraktığı o devasa manevi enkazın, tahribatın ve çatlakların içinden sızan "mutasyon geçirmiş kalıntılardır." Bu kalıntıların stratejisi "Allah yoktur" demek değil; "Allah olsa da fark etmez, sen nefsinin ilahısın, canın ne istiyorsa onu yap" diyerek insanı fıtratından koparmaya çalışıyorlar . Yani: Büyük Deccal insanı "ateist" yapmaya çalışıyordu; Bu kalıntılar (neoliberaller, Sorosçular) ise insanı "hedonist" , "nihilist" ve "transhümanist" yapmaya çalışıyor.

  • Hür Avrupa

    2.07.2026 17:07:16

    Gerçekler biraz acitir ve er geç ortaya cikar. Bu persfektiften bakilinca medyanin bize pompaladiği yalan yanliṣ haberler ile toplumu nasılda domine etmiṣ gözüküyor.Derinlemesine yapılmıṣ bir araṣtirmayı ve gerçekleri öğrenmemek ve hakikatlere kulaklarini kapatmak isteyen zümre oluṣdu ve bu zümre özelliklede son zamanlarda seslerini olduk olmadik yerlerde yükseltiyorlar.

  • Mustafa

    2.07.2026 16:59:53

    ŞİMAL CEREYANI ÖLMEDİ” yazısına yanıt olarak; (öncelikle bu cereyanın inkar-I uluhiyet olduğunu unutmadan hareket edelim) inkar-ı ulûhiyet başka bir şeydir, dinin ve fıtratın içini boşaltıp insanı hazların kölesi yapmak başka bir şeydir. Bunları aynı çuvala doldurursak, ahir zamanın o ince zihni haritasını ve hadislerin hakikatini karıştırmış oluruz. Büyük Deccal’in (Komünizmin/Bolşevizmin) ana karakteri ve devlet politikası inkar-ı ulûhiyet üzerine kuruluydu. Doğrudan Allah’ı inkar ediyor, kiliseleri ve camileri kapatıyor, "Allah" demeyi yasaklıyordu. Hazret-i İsa’nın (Hristiyanlığın safvetine dönmüş o hakiki İsevilik cereyanının) deccaliyeti fikren öldürmesiyle, bu kaba ve vahşi dinsizlik rejimi 1990’larda resmen çöktü. Bugün dünyada "Allah yoktur, dini tamamen yasaklıyoruz" diyen, bunu resmi ideoloji yapan devasa bir süper güç kalmadı. Rusya bile kiliseleri açmak, Ortodoks kimliğine sarılmak zorunda kaldı. Yani inkar-ı ulûhiyet fikren ve sistemen öldü, o defter kapandı.

  • Mustafa

    2.07.2026 16:26:30

    Sorun sadece Batı'nın ahlaki yozlaşması (Neoliberalizm) değil; onun karşısında konumlanan Doğu'daki ve içimizdeki o "din maskeli istibdat" (Avrasyacılık ve tek adamcılık) virüsüdür. Üstadın Beşinci Şua'da ve lahikalarda bizi uyardığı o dehşetli sır tam olarak budur: İslam Deccali (Süfyan), dindarların ve din fıtratının zaaflarını kullanarak, hile ve siyasetle iş görür. Bu yüzden bizim rotamız, Rusya'daki o sakatlanmış devlet kilisesi modeli olmadığı gibi, içerideki o dini güce alet eden tek adam modeli de olamaz. Bizim sarılacağımız yegane sığınak; devletin küçüldüğü ve adilleştiği, dinin ise hiçbir siyasi güce tabi olmadan sivil alanda saf, hür ve bağımsız kaldığı o Asr-ı Saadet hürriyetçiliği ve Dindar Demokratlık çizgisidir.

  • Mustafa

    2.07.2026 16:24:28

    Rusya, Avrasyacı bir blok kurup Batı'nın ahlaksızlığıyla mücadele ediyor gibi görünürken içeride muhalifleri ezdi, adaleti yok etti ve devleti kutsallaştırdı. Türkiye’de de mevcut yönetim, Batı’nın küresel ifsatlarına, LGBT veya emperyalist dayatmalarına karşı güya dik bir duruş sergiliyor gibi görünürken; içeride adaleti, liyakati, hukukun üstünlüğünü ve insan hürriyetini feda eden, gücü tek bir merkezde toplayan bir istibdat mekanizması inşa etti.

  • Mustafa

    2.07.2026 16:23:00

    Bizde de Kemalizm, toplumu köklerinden koparmak, dini ve dindarları sistemin dışına itmek için kurulmuş Jakoben bir Süfyanî laboratuvardı. 2000'lerin başında bu ceberrut yapıya karşı hürriyet ve dindar demokratlık iddiasıyla yola çıkan AKP hareketi; zamanla o eski ceberrut devlet aklının, Kemalizm'in o ruhsuz kodlarının, içine yerleşti ve bugünün "Tek Adam" sistemine evrildi. Rusya’daki Patrik Kirill ve kilise bürokrasisi Putin’in Ukrayna işgalini ve kanlı politikalarını nasıl "kutsal savaş" diyerek meşrulaştırıyorsa; bizde de son dönemde dini yapılar, cemaatlerin bir kısmı ve resmi dini kurumlar (Diyanet dahil), siyasi güce ve tek partiye tabi kılınarak sakatlanmıştır.

  • Mustafa

    2.07.2026 16:21:38

    Deccaliyetin ve Süfyaniyetin merkezi olması hasebiyle Rusya ve Türkiye özelinde; o şer komitelerinin ürettiği virüslerin coğrafyalar değişse de devlet genetiğinde nasıl aynı hastalıklara mutasyonlara yol açtığına dikkatle bakmak gerekir. Rusya’daki Büyük Deccal’in mirası ile Türkiye’deki Süfyanî yapının evrildiği yer arasında ürkütücü bir benzerlik var. Bolşevizm, komünizm perdesiyle inancı ve bin yıllık maneviyatı tamamen tasfiye etmek için kurulmuş katı, totaliter bir laboratuvardı. Sistem 90'larda çökünce, o katı ideoloji yerini Putin’in şahsında cisimleşen yeni bir "Tek Adam" modeline bıraktı. Putin, eski Sovyet emperyal gücünü Rus Ortodoks Kilisesi’nin muhafazakar söylemiyle harmanlayıp totaliter bir devlet aygıtı kurdu.

  • Sebahattin

    2.07.2026 15:21:47

    Şükran kesira. 🤗

  • Abdurrahman

    2.07.2026 14:52:50

    Bu memleketin ve tüm memleketlerin bu zamandaki refahı, ilerlemesi, insanların rahata ermesi Kamil manada demokrasinin uygulanması ile olabilir.Demokrasi kavramı fevkalade önemli ve üzerinde durulması gereken bir kavramdır.Uygulanması izm.lerden bağımsız bir şekilde olmalıdır.Bağımsız ülke demek aynı zamanda insanlarında hür ve bağımsız olan ülke demektir.

  • Selim

    2.07.2026 12:42:51

    @Nuri. Yazarın “Şimal Cerayanı ölmedi: Form değiştiren komünizm” yazısını okumanızı tavsiye ederiz. Yazıyı okuduğunuzda komünizm ve onun farklı formatlarının şu anki Rusya’sı ile ilgisi olmadığını anlayacaksınız.

  • Hasan

    2.07.2026 11:26:15

    Garip cidden garip. Nuri beyin yorumu yeterli daha fazlasına gerek yok.

  • Harun

    2.07.2026 11:05:27

    Nuri 2.07.2026 03:16:16 Rusyadaki diktatörün icraatına ve onun Çin ve KKore ile işbirliğine bakılırsa orada komünizm kılıf değiştirmiş. Çeçenleri okşuyor, ahlakçıları okşuyor ama hürriyetlerin köküne kibrit suyu dökmüş ve ülkeyi oligarklarla işbirliği içinde yöneten eski KGBli Putinin rejimini övmek nedendir anlamadım. Ukraynaya saldıran ve işgal eden Rusya değilmiş gibi yazmışsınız. Ve gazete de yayınlamış. Hayret.“ Nuri mahşası elbette nurlarla ve nurdan bakacaktır. Lakin siyasetbilimcilerinin çözemedikleri bir harici siyasi meselede uzmanlarıyla konuşmadan hüküm cümleleri yazmak erken olabilir. Dağarcığımızda yüzlerce yanlış tanımın, mananın, hikayenin, vakıanın ve çarpıtılmış şahsiyetlerin varlığını kabullenerek, bu meseleyi öncelikle uluslararası uzmanlarına sormakta fayda vardır. Kaldı ki yazarımız, araştırmalara dayalı yazıyor. Yapay zeka, internetteki proğramlar ve üniversiteye bu hususlar sorulabilinir.

  • S.topuz

    2.07.2026 07:25:43

    "Rivayetlerde var ki: "Deccal'ın birinci günü bir senedir, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü bir gündür."لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ Bunun iki tevili vardır:... İkinci tevili ise: Hem büyük Deccal'ın, hem İslâm Deccalı'nın üç devre-i istibdadları manasında üç eyyam var. "Bir günü, yani bir devre-i hükûmetinde öyle büyük icraat yapar ki, üçyüz senede yapılmaz. İkinci günü, yani ikinci devresi, bir senede otuz senede yapılmayan işleri yaptırır. Üçüncü günü ve devresi, bir senede yaptığı tebdiller on senede yapılmaz. Dördüncü günü ve devresi âdileşir,birşey(halt)yap(a)maz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır." diye, gayet yüksek bir belâgatla ümmetine haber vermiş." Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Şualar - 587 - 😢🙌🌹🤲🌹♥️☝️🌙🕋😭😭😭🕊🕊🕊⚖🌍🇪🇺🕋🇩🇪🇹🇷🇷🇺😭🇺🇦😭🇮🇷😭🇵🇸😭🇵🇸

  • S.topuz

    2.07.2026 07:18:46

    ..."Dördüncü cihet ve sebeb: Büyük Deccal'ın ispirtizma nevinden teshir edici hâssaları bulunur. İslâm Deccalı'nın dahi, bir gözünde teshir edici manyetizma bulunur. Hattâ rivayetlerde "Deccal'ın bir gözü kördür" diye nazar-ı dikkati gözüne çevirerek Büyük Deccal'ın bir gözü kör ve ötekinin bir gözü öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadîste kaydetmekle, onlar kâfir-i mutlak bulunduğundan yalnız münhasıran bu dünyayı görecek bir tek gözü var ve âkıbeti ve âhireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder. Ben bir manevî âlemde İslâm Deccalını gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün münkir bildim."... Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Şualar - 595- 😭😭😭🕊🕊🕊⚖🌍🇪🇺🕋🇩🇪🇹🇷🇷🇺😭🇺🇦😭🇮🇷😭🇵🇸😭🇵🇸

  • S.topuz

    2.07.2026 07:16:18

    "Rivayetlerde her iki Deccal'ın hârikulâde icraatlarından ve pek fevkalâde iktidarlarından ve heybetlerinden bahsedilmiş. Hattâ bedbaht bir kısım insanlar, onlara bir nevi uluhiyet isnad eder diye haber verilmiş. Bunun sebebi nedir? Elcevap: اَلْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ icraatları büyük ve hârikulâde olması ise: Ekser tahribat ve hevesata sevkiyat olduğundan kolayca hârikulâde öyle işler yaparlar ki bir rivayette "Bir günleri bir senedir." yani bir senede yaptıkları işleri üç yüz senede yapılmaz, denilmiş. Ve iktidarları pek fevkalâde görünmesi ise dört cihet ve sebebi var:"... Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Şualar[Y] - 489- 😭🌍😭🕋😭🇹🇷🙌🌹🤲🌹☝️🌙🕋

  • Hüseyin t

    2.07.2026 05:19:17

    [2] Rusya'nın komünizmden çıkışını izlerken ve şimdi Ukrayna üzerinden yürüttüğü bağımsızlık mücadelesine bakarken, aslında orada görünen şey bir ülkenin kendi tarihsel prangalarını kırma çabasındadır. Türkiye'nin de benzer bir sınavdan geçtiğini, hâlâ geçmekte olduğunu düşünüyorum. Ancak burada kritik olan, batılı kalıpları bir başka kalıpla değiştirmek değil; tamamen özümüze, kendi fıtratımıza dönmek. Ne Doğu ne Batı merkezli; İslâm'ın evrensel adalet ve tevhid eksenli duruşu, bence bu coğrafyanın kurtuluş reçetesidir. Burada vurgulanan en kıymetli şey, "hakikat galip gelecektir" umududur. Bugün ne kadar kirli oyunlar kurulursa kurulsun, tarih hep haklının yanında yer alıyor. Yeter ki biz, bu suni senaryoların farkına varıp gözümüzü açalım. Türkiye, ne bir batı projesinin uzantısıdır ne de doğunun gölgesi; o, kendi medeniyet damarıyla yeniden dirilecek bir başkadır. Bu yazı dizisi, o dirilişin ilk kıvılcımını hissettirdi bize.

  • Hüseyin t

    2.07.2026 05:18:36

    [1] Bu perspektifle okuma beni derinden etkiledi. Çünkü meseleye sadece siyasi ya da ekonomik bir pencere değil, varoluşsal ve tarihsel bir derinlik kazandırmış. Asıl vurucu olan nokta şu: Ne Kemalizm ne Bolşevizm, insanı özne olarak görmüyor; ikisi de onu bir istatistiğe, bir dişliye indirgiyor. Fakat asıl tehlike, bu iki sistemin farklı kılıflarla aynı mayayı taşıması ve üstelik bunun bir "tesadüf" değil, bilinçli bir ortak iradeyle inşa edilmiş olması. Bugün Türkiye'de yaşanan kimlik bunalımı, şaşkınlık ve kutuplaşmalar bana hep bu kopuşun bir yansıması gibi gelirdi. Ama burada bunun köklerine, 1920'lerin karanlık koridorlarına kadar inilmesi, işin perde arkasındaki gerçeği aralıyor. Üstad Bediüzzaman'ın o tarihî uyarısı, bugünü de aydınlatan bir feraset gibi: "Bizi tam sosyalizm düsturları tatmin ediyor, senin varlığın bize ağır geliyor." Bu cümle, bir itiraf aslında. Ve itiraf edilmiş bir gerçeği inkâr etmek yerine yüzleşmek, olgunluktur.

  • Nuri

    2.07.2026 03:16:16

    Rusyadaki diktatörün icraatına ve onun Çin ve KKore ile işbirliğine bakılırsa orada komünizm kılıf değiştirmiş. Çeçenleri okşuyor, ahlakçıları okşuyor ama hürriyetlerin köküne kibrit suyu dökmüş ve ülkeyi oligarklarla işbirliği içinde yöneten eski KGBli Putinin rejimini övmek nedendir anlamadım. Ukraynaya saldıran ve işgal eden Rusya değilmiş gibi yazmışsınız. Ve gazete de yayınlamış. Hayret.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı