İnsan, hayatının dizginlerini bütünüyle kendi elinde tuttuğuna, aldığı her kararı ince hesaplar ve sarsılmaz bir mantığın süzgecinden geçirdiğine inanma eğilimindedir.
Gördüğümüz, işittiğimiz ve dokunduğumuz dünyayı zahirî beş duyumuzla algılar; aklımız, hafızamız ve hayal gücümüz gibi batınî melekelerimizle de iç âlemimizi inşa ederiz. Ancak ömrümüzün ana rotasını çizen, bizi keskin dönemeçlerde hiç ummadığımız yönlere savuran yahut yüce bir ideale sarsılmaz bir bağla bağlayan yegâne güç gerçekten de aklımız mıdır? Mantığın sustuğu, kelimelerin aciz kaldığı o sisli kavşaklarda bizi belirli bir yola iten ve o yolda yürüten görünmez pusula nedir?
İnsan mahiyetinin derinliklerinde gizlenen, şuura bağlı kalmadan çalışan ama şuurdan çok daha keskin gören iki temel manevî organımız tam da bu belirsizlik anlarında devreye girer: Sâika ve Şâika. Bediüzzaman Hazretlerinin (ra), meşhur hislerimize ilaveten “hiss-i sâdise-i sâdıka” (altıncı sadık his) ve “hiss-i sâbia-i bârika” (yedinci parlayan his) olarak adlandırdığı bu iki duygu1, ruhun olacakları önceden sezme hali olan “hiss-i kable’l-vuku”nun çok daha inkişaf etmiş formlarıdır.
Bir Emir Gibi İten Güç ve Felsefî Yanılgılar
Sâika, rasyonel bir neden bulamasak da bizi bir eyleme mecbur bırakan sevk edici kuvvettir. Kalbe aniden bir his düşer; izah edemediğimiz bir yere gitmek, bir mesleği seçmek ya da hiç hesapta olmayan bir sefere çıkmak zorunda hissederiz kendimizi. Zihnimiz telaşla “Neden?” diye sorgulasa da, Sâika izahat vermeksizin sadece eyleme geçirir. Âdeta bir komutanın ordusuna verdiği mutlak bir emir gibi çalışır.
Hakikate yabancı düşmüş felsefe, kâinatta kusursuzca işleyen bu İlâhî yönlendirmeyi tam idrak edemediği için sığ bir kavrama hapsederek “içgüdü” veya “sevk-i tabiî” tabirleriyle geçiştirmeye yeltenmiştir. Oysa Üstad bu iddiaları kesin bir dille reddederek gerçeği şöyle haykırır: “Hata ederek ahmakçasına sevk-i tabiî diyorlar. Hâşâ, sevk-i tabiî değil, belki bir nevi ilham-ı fıtrî olarak insan ve hayvanı kader-i İlâhî sevk ediyor.” [2]
Kâinat kitabına baktığımızda sevk-i İlâhî’nin muazzam tecellilerine şahit oluruz. Havada kilometrelerce uzağa gidip kaybolmadan kovanına dönen bir günlük arı yavrusu; Pusulasız ve haritasız binlerce kilometre aşarak doğduğu sulara dönen yılan balığı kokuyla izah edilebilir mi? Bütün bunlar, Allah’ın Sâika’sıyla hareket edildiğinin en berrak delilleridir.
İçten Çeken Mıknatıs: Şâika
Sâika arkadan iten bir kudret eli iken, Şâika da içeriden, bir mıknatıs gibi bizi hedefe doğru çeken şevk ve cazibe kuvvetidir. İçimizdeki arzu, aşk ve yüksek motivasyon bu latifenin uyanmasıyla alevlenir. Kişi bu cazibeye kapıldığında zorlanarak değil, coşkuyla menziline ilerler.
Devam edecek...
Kaynakça:
1- Mesnevî-i Nuriye, Katre, s. 64.
2- Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Sekizinci Mesele, s. 348.