"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ortak değerler siyasetin malzemesi olmamalı

Hasan GÜNEŞ
04 Ağustos 2026, Salı
Devleti yönetmeye talip olan her siyasî hareketin elbette hedefleri olacaktır.

Ekonomik sıkıntıları azaltmak, adaleti güçlendirmek, kaliteli eğitim sağlamak, asayişi temin etmek, gençlere umut vermek ve ülkeyi dünyada itibarlı bir konuma taşımak bunların başında gelir. Siyasî partiler de bu hedeflere ulaşmak için farklı projeler ortaya koyarlar. Seçmenin tercih yapacağı alan da esasen burasıdır.

Bunun yanında dinî ve millî değerler de zaman zaman siyasetin en güçlü propaganda araçlarından biri hâline getirilmektedir. Bazıları dine daha fazla sahip çıkacağını, bazıları ise dinin “kamusal alandaki” etkisinin azaltılması gerektiğini savunur. Aynı şekilde milliyetçilik de çoğu zaman siyasî rekabetin konusu yapılır. Hâlbuki din ve millî değerler, toplumun büyük çoğunluğunun ortak paydasıdır. Ortak değerler günlük siyasetin malzemesi hâline getirilmemelidir.

Hürriyet Ortak Güvence Olmalı

Avrupa uzun yıllar mezhep savaşları ve kilisenin devlet üzerindeki etkisi sebebiyle ağır bedeller ödedi. Sonunda dini siyasî çekişmelerin dışında tutan, devletin de din üzerinde baskı kurmadığı daha hürriyetçi bir anlayış gelişti. Bugün Hristiyan toplumlarda insanlar, hangi parti iktidara gelirse gelsin dinî hayatlarının tehdit altında kalmayacağına büyük ölçüde güvenmektedir.

İslâm tarihinde ise farklı bir tecrübe yaşandı. Emevîlerden Osmanlı’ya kadar dinî kurumlar çoğunlukla devletin kontrolü altında bulundu. Son iki asırda ise bazen din siyasete alet edildi, bazen de  dine karşı uygulamalar siyasetin aracı hâline getirildi. Bazı dönemlerde dış dünyanın desteğini kazanma düşüncesiyle dinî hayata ağır baskılar uygulandı. Demokratik zeminde meşruiyet bulamayan bu anlayış, daha çok askerî müdahaleler ve olağanüstü dönemlerde etkisini gösterdi. Böylece toplum sürekli bir kutuplaşmanın içine sürüklendi. Gerçekte kutuplaşmanın uzun vadede kazananı yoktur. Bilhassa yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülkede dinin siyasî rekabetin konusu yapılması en büyük zararı yine dinî hayata verir.

Bediüzzaman Said Nursî de dinin içeride menfî siyasete alet edilmesine şiddetle karşı çıkar. Nitekim, mealen “Her Müslüman, İttihad-ı İslâm’ın tabiî üyesidir.” diyerek dinin herhangi bir partinin veya grubun değil, bütün Müslümanların ortak değeri olduğunu ifade eder. Ona göre yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir toplumda dini siyasî rekabetin malzemesi yapmak en büyük zararı yine dine verir. Buna karşılık dış tehditlere karşı vatan müdafaasında dinî değerler, milletin manevî kuvvetini artıran önemli bir unsur olabilir. Bediüzzaman’ın dikkat çektiği husus, dinin dış düşmana karşı birleştirici bir kuvvet olması ile içeride siyasî rekabetin aracı yapılmasının birbirinden tamamen farklı olduğudur.

Asıl Rekabet Hizmette Olmalı

Türkiye’nin artık bu tartışmaları geride bırakması gerekiyor. Vatandaş, hangi parti iktidara gelirse gelsin dinî hayatına, kıyafetine, ibadetine ve vicdan hürriyetine müdahale edilmeyeceğinden emin olmalıdır.

Böyle bir güven ortamı oluştuğunda siyaset; ekonomi, eğitim, adalet, hürriyet, üretim, teknoloji, ulaşım ve dış politikadaki başarıları konuşacaktır. Rekabet ortak değerler üzerinden değil; millete daha iyi hizmet etme yarışı üzerinden yürütülmelidir. Ortak değerleri kavga sebebi değil, birlik zemini hâline getirebildiğimiz ölçüde hem iç huzurumuzu güçlendirecek hem de medenî milletler arasında hak ettiğimiz itibarlı yere daha sağlam adımlarla ulaşacağız.

Okunma Sayısı: 2656
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • S. Pelin Kurukahveci

    4.08.2026 07:40:20

    Avrupa'da bütün siyasi ideolojiler din-devlet ilişkisi açısından aynı düşünce de ittifak halindedir. D Kilisenin solda sıfır olarak varlığı kimseye sorun değildir. Hristiyanlığı yaşamak için ekstra haklara ihtiyaç yoktur. En basitinden kamusal alanda namaza benzer bir ritüelleri veya başörtüsü problemleri yoktur. Avrupa felsefesine hakim olan tanrıtanımaz ideolojilere yönelik kilisenin kamusal bir rahatsızlığı da yoktur. Kısaca Svrupa için İktidar hangi parti olursa olsun değişen bir şey yoktur. Türkiye için de böyle bir siyasi saha olsun isteniyorsa öncelikle bütün toplumun aynı görüşte ittifak etmesi beklenir. Müslümanlar kemalist ideolojinin esasları üzerinde ittifak edebilir mi? Edemez. Etseler zaten Müslümanlıklarından uzaklaşmış olurlar. Kemalistler Müslümanların hassasiyetleri üzerinde ittifak edebilir mi? Edemez. O zaman kemalizmin bir anlamı kalmaz.

  • S. Pelin Kurukahveci

    4.08.2026 07:32:48

    Türkiye'de sağlıklı bir demokrasi işlemesi ve insanların siyasi tercihleri hizmet esasına göre yapabilmesi için kemalist ideolojinin tasfiye edilmesi gerekir. Kemalistlerde böyle yönelim göremiyorum. Kemalistler iddiaları gereği iktidara geldiklerinde islamın devlet ve toplum nezdinde aşağılandığı bir vasat vaat etmektedirler. Hangi Müslüman bu tehdide karşı alacağı hizmeti düşünür. Kemalist ideoloji yüzünden müslümanlar tercihlerini öncelikle dine ve dindarlara saygı gösterme kriterine göre yapmaktadır. Eğer kutuplaştırmaktan şikayetçiysek bunun ilk sorumlusu olan kemalistlere seslenmek gerekmektedir.

  • S. Pelin Kurukahveci

    4.08.2026 07:32:41

    Türkiye özelinde din-devlet ilişkisini yorumlarken de kanaaatimce ilk hitap dindarlara olmamalıdır. Zira dindarların siyasi sahada dine yakın partilere teveccüh göstermesi dindarların ortaya çıkardığı bir sorun değildir. Bu yüzden dindarlar toplumu kutuplaştırıyor demek abestir. Türkiye'de sağ ve sol ideolojiler vardır ve bu devletin dini nasıl algıladığını kökten değiştiren temel etkendir. Sol yapısı gereği dini toplumun gündeminden ve sosyal hayatından tamamen silip atmaya matuf bir yapıdadır. Bu ise Müslümanların inançları bakımından büyük bir tehdittir. İnsan böyle bir tehdit karşısında dindarlara müsamaha gösteren siyasilere destek çıkıyor diye kutuplaştırıcı olarak suçlanamaz. Bu köpekleri salıp taşları bağlamak gibi acaip bir hal olur. Türkiye'de kutuplaşmanın temel kaynağı sol ideolojilerdir. Solun da temeli kemalist ideolojidir.

  • S. Pelin Kurukahveci

    4.08.2026 07:10:45

    Muhterem ağabeyim yazınız için önce teşekkür ederim. Ellerinize sağlık. Din-devlet ilişkisine dair Avrupa özelinde vermiş olduğunuz örnek çok naif bir yorumdur. Avrupa din-devlet ilişkisini demokratik şekilde oturup konuşarak çözmüş değildir. Ve bu ilişkiyi belirlerken kilisenin haklarını güvenceye almış, hürriyetçi bir ortam sunarak kilisenin dini özgürce topluma yaymasına da taraf değildir. Devletin toplum lehine kabul ettiği şey kilisenin baskısı bahane edilerek kilisenin haklarının gasb edilmesidir. Dolayısıyla devlet kiliseye karşı laikliğin yani dinsizliğin tarafı olmuştur. Kiliseyi sindirmekten daha öte ezip geçmiştir. Bütün Avrupa felsefesi, bilimi, eğitimi, devlet stratejisi dinsizliğin esasları üzerine yükselmiştir. Dediğiniz gibi Avrupa'da kilise özgür değildir. Kültürel bir kod olarak yaşamaktadır.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı