"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Davranış maksatlı tefsirler ve Risale-i Nur

Şemseddin ÇAKIR
17 Aralık 2021, Cuma
Bilindiği gibi çeşitli tefsir tasnifleri vardır. Allah razı olsun; bu alanda mazide çok büyük hizmetler yapılmıştır, yapanlara minnettarız. Belki ihtiyaç olmadığı için onların içinde davranış maksatlı, şahs-ı manevî tefsiri yoktur. Üstadın ifadesiyle, “Her asırda birer meta mergub olup revaç buluyor.” (Sözler; 27. Söz, s. 455)

Onların zamanında iman emniyette olduğu için ihtiyaç hissedilmemiş demektir. Ancak bu tür tefsire şiddetli ihtiyaç vardır. 

Mevsime göre hastalıklar olduğundan, ona göre de ilâçlar gerekir. Geçmiş devirdekiler, Allah razı olsun görevlerini yapmışlar ki, o asırlarda milletin imanı emniyette olmuştur. Fakat onlardan sonra öyle bir boşluk meydana gelmiş ki, bugünkü felâketlerin de sebeplerinden sayılıyor.

Bu boşluğun süresi Bediüzzaman’a göre, 500 senelik bir zamandır. Nitekim o, “Beş yüz senedir yattığınız yeter! Artık Kur’ân’ın sabahında uyanınız. Yoksa, Kur’ân-ı Kerîmin güneşinden gözlerinizi kapatarak gaflet sahrasında yatmakla vahşet ve gaflet sizi yağma edip perişan edecektir” der.

Görüldüğü gibi bu süre hayli uzun olmuştur. İşte bu boşluğu da İslâm’ın muarızları aleyhimize doldurmuşlar ki, haliyle biz onun bedelini milyonlarla şehidle ödemeye çalışmışız. İşte onun içindir ki, fenden-felsefeden gelen hücumlar elini imana, erkâna ve esasa uzatmıştır. O halde her derde lâyık devayı verebilmek için fen ve teknoloji diliyle konuşmaya ve maddî terakkiye mecburuz demektir ki, bu mesafeyi kapatıp belâyı bertaraf edelim.

Bunu aklıselim sahipleri de, aynı şekilde itiraf etmektedir. Meselâ Hz. Mevlânâ: “Dün dünde kaldı cancağızım. Yeni şeyler söylemek lâzım.” derken Mehmed Âkif: “Doğrudan doğruya Kur’ân’dan alıp ilhâmı / Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm’ı” diyor.

Daha açık ifadeyle; bizim de kendimizi yenileyerek, İslâm’ın özünden taviz vermeden, yeniden İslâm’ın doğru anlaşılmasını temin etmemiz gerekmez mi? Yani biz bu işe mecbur ve mahkûmuz.

Bu fıtrî ve ebedî ihtiyacın karşılanması için; bilgi ve malûmat maksatlı cansız, ruhsuz bilgiler artık yetmiyor. Bilâkis davranış maksatlı, yani istendik davranışları oluşturan canlı, ruhlu, heyecanlı, orijinal ve ideal davranış mahiyetli bilgiler verilmesi şarttır. Yani verilen bilgilerin aynı zamanda fonksiyonel olması gerekiyor. Öyleyse bizim de; kuru-yaş her şeyi ihtiva eden, insanlığın dem ve damarlarına işleyen bir ‘en son’ ve Hak kitabımız, Kur’ân’ımız var. Fakat buna rağmen, ‘Neden takdim edip bu insanları kurtaramıyoruz?’ denirse ne demeliyiz?

Şunu açıkça itiraf etmeliyiz ki bu mesele Nasreddin Hoca’nın “Madem un var, yağ ve şeker de var, neden helva yapmıyorsun?” dediği kadar basit  değil. Belki dünyanın en zor işi, insan eğitmektir. Zira karşımızda ahsen-i takvim olan insan var.

Bir kere memleketimiz bu asrın başında, dünya tarihinde eşi benzeri olmayan ‘harf inkılâbı’yla adeta bir travmaya uğratılmış ve cumhuriyet yerine cunta idarelerle “zombi”leştirilmiş bir güruh var. 

Bunlar için adeta İsrafil’in (as) ‘sur’u lâzım. Fakat bizim elimizde de, mu’cizevî olan Kur’ân gibi bir rehber ve Risale-i Nur gibi bir eser ve tefsir var. Onun için ye’se düşmüyoruz.

Bir de insanın, akla hayale gelmez duyguları ve hisleri var ki; işte onların hepsine tercüman olmamız gerekiyor. Bu da dünyanın en zor işlerindendir ki, onun için peygamberler görevlendirilmiştir. Yani bizim sadece kuru bilgi vermemiz yetmiyor. Aynı zamanda, şefkat, duygu, sevgi ve hikmet barındıran eğitim vererek bu harika kompleksi alıştırıp, uzlaştırıp, benimsetelim. Aynen Efendimizin (asm); cahiliye Araplarının koyu vahşetini ilme, irfana ve Asr-ı Saadete çevirdiği gibi, biz de Bediüzzaman’ın rehberliğinde bir “nesl-i cedid” projesini hayata geçirmeye gayret etmeliyiz.

Rivayette vardır ki, Cenab-ı Allah Hz. Musa’ya (as): “Ya Musa, Benim için ne yaptın?” buyurur. Hz. Musa: “Namaz kıldım, oruç tuttum...” diye sıralayınca Cenab-ı Hak tekrar: “Ya Musa onlar senin için, Benim için ne yaptın?” buyurunca Hz. Musa: “Senin için ne yapabilirim Ya Rabbi!” der ve Cenab-ı Hak “Benim esmâmdan bahsedip Beni kullarıma sevdirdin mi?” buyurur. Demek biz de Risale-i Nur’un yaptığı gibi, onların meftun olduğu eşyanın Esma tecellileri olduğunu anlatarak; kullarına Allah celle celâlühuyu sevdirmekle en büyük eğitimi yapmış oluruz. Buna aynı zamanda ‘İ’lay-ı kelimetullah’ da denir.

Artık eğitim, herkesin seferber olması gereken en önemli meseledir. Başta müfessirler olmak üzere, hepimiz birer eğitimci olmalıyız. Buradan da anlıyoruz ki tefsirler, davranış maksatlı eğitimi de vermelidir. Kuş gibi, hazmedilmemiş kay değil; koyun gibi, hazmedilmiş ab-ı hayat olan süt cinsinden olmak üzere.

Şurası çok açık bir gerçek ki, insanlığın o derunî hislerini ancak İslâm işba eder. 

Cenab-ı Hak mealen: “Haberiniz olsun, kalpler ancak Allah’ı zikirle tatmin olur” (Ra’d, 28) buyuruyor. Yani insanın dem ve damarlarına işleyen; hatta daha isimlerini bilemediğimiz zahirî ve batınî bütün duygularını ancak İslâm’ın tatmin ettiği de bir vakıadır. Müslümanların bu kadar perişaniyeti ile tebliğ edememesine rağmen imana gelenlerin sayıları artmakta ve bu durum İslâm düşmanlarını şaşkına çevirmektedir.

Eğer, “Biz buna tercümanlık yapmaktan âciziz, Kur’ân nere bizim idrakimiz nere?” diye bir yanlış özür ileri sürülürse, ona peşinen karşı çıkarız. Zira, Üstad: “Karıncayı emîrsiz, arıyı ya’supsuz bırakmayan kudret-i ezeliye, elbette beşeri nebîsiz bırakmaz” (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri s. 469) demektedir. Yani bu aynı zamanda asır müceddidlerinin zamanlarını da kastedip, imanın olduğu yerde imkânsızlığın olmadığını nazara vermektedir. Yeter ki biz bu vazifeyi severek ve isteyerek yapmaya azmedelim. Zaten mecbur ve mahkûmuz.

“Fazilet odur ki, düşmanları dahi onu tasdike mecbur kalsın!” kabilinden; bu gerçeği, düşmanlıkları dostluğa dönüşen Bismarck gibi Batılı mütefekkirler dahi hissedip; hakkı teslim ederek, “İslâmiyet güneş gibi doğdu, diğer din ve ideolojileri ateşin odunu yutması gibi yuttu ve hakkı vardı” mealinde itiraf etmişlerdir.

İşte yukarıdaki gerekçeler muvacehesinde, artık davranış maksatlı tefsirleri devreye koymak mecburiyetindeyiz. Bunların en bariz örneği de Risale-i Nur’dur. Çünkü Risale-i Nur sadece kuru bilgi değil, aynı zamanda Esma’ya dikkat çekerek, davranış maksatlı; hareket, fazilet ve ideal de kazandırarak, “Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir” idrakini de kazandıran bir şaheserdir.

Böyle bir oluşuma şiddetle ihtiyacımız vardır. Zira ateist düşünce; meseleleri, sapık ideolojiler uğruna bozmaktadır. Onlar bu dinamizmi; akla, mantığa, vicdana dayanmayan; eni sonu felâket olan gayr-i fıtrî bir dalâlet uğruna yapıyor da, biz cihet-i sittesi nuranî olan bir dâvâ uğruna neden yapmayalım?

Aslında insanlığın ruhunda ihtiyaç hissettiği o tefsir şu anda mevcuttur. “Mühim ve büyük bir umur-u hayriyenin çok muzır mânileri olur” kabilinden o tefsire karşı bir sürü engel konulmuştu. Bu engeller, güneşi perdeleyen kara bulutlar gibi idi; fakat o maniler muvakkattı, bertaraf oldu ve olmaktadır. Hakikatler ise bâkî olduğundan o engelleri tek tek aşarak geldi. Bugün insanlığın ufkunda Risale-i Nur eserleri güneş gibi zuhur eden bir tefsirler manzumesi olarak meydandadır.

Bunlar asrın reçetesi, Kur’ân’ın ve Hadis’in kılavuzu ve tercümanıdır. 

“Şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sâdâ İslâm’ın sâdâsı olacaktır.” vesselâm.

Okunma Sayısı: 1253
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı