"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kelâm meselesi

Şemseddin ÇAKIR
30 Ekim 2021, Cumartesi
İlgililerce malûmdur ki, İslâmî bilimlerde bilinen ilim dallarından biri de Kelâm’dır.

Kelâm lügat olarak, kelime, akıl ve dil anlamlarında bir disiplinin adıdır.

Terim olarak da, iki tanım söz konusudur:

1- Konusuna göre Kelâm.

2- Gayesine göre Kelâm. 

1- Konusuna göre Kelâm: Allah’tan (cc), O’nun isimlerinden ve sıfatlarından, peygamberlik hakikatinden ve Hz. Muhammed’in (asm) risaletinden, başlangıç ve sonuç itibarıyla mümkinatın hallerinden, ahirete iman ve diğer iman esaslarından İslâm kanunlarına göre bahseden bir ilimdir.

2- Gayesine göre Kelâm ise; aklî ve naklî delillerle kişinin iman esaslarını temellendirmeye, vaki olabilecek şüpheleri izale etmeye muktedir kılan bir ilimdir.

Bu gibi konularından ve gayelerinden de anlaşıldığına göre Kelâm; İslâm toplumu için en hayati zihniyet problemleriyle uğraştığı ve bunları temellendirmeye çalıştığı için çok önemlidir ve bu yüzden bu adla anılmıştır. 

Allah’ın kelâmı olan “Kelâm-ı Kadim” veya “Kelâmullah”, temel esas olarak kelâmın aslî hüviyetini belirler. Kelâm’ın gayesinin başta iman olmakla birlikte bütün Kur’ânî hakikatleri cerhedilmez kesin delillerle âlem-i küfre karşı ilân etmek olduğunu daha önce ifade etmiştik. Bunun diğer ifadesi “ila-yı kelimetullah”tır ve buna “Mütekellimîn” ekolü denir.

Diğer bir ifadeyle Kelâm; İslâm dininin imana ve eyleme ilişkin esaslarını Kur’ân’dan istifade ile belirleyen ve aklen temellendiren bir disiplindir. Dinin temel itikadî esaslarını belirleme ve müdafaa etme gibi en hayatî fonksiyonları ifa ile insanları marifet iklimine taşıma gibi en zarurî ve şerefli bir görevdir ve en hayatî itikad meselelerini işlediği için de “farz-ı kifaye” olarak değerlendirilmiştir. Yine anlaşılacağı gibi şayet bir devirde kimse bu ilimle iştigal etmezse o devir insanlarının tamamı günahkâr ve mes’ul olur. Birkaç kişinin veya bir ekolün bu işi üstlenmesiyle ancak bu sorumluluktan ve günahtan o devir Müslümanları kurtulabilirler. Onun için geçmiş Kelâm âlimlerimizi rahmetle yad ediyoruz ve yenilerinin de cihad-ı maneviyelerinde başarılar diliyoruz.

Kelâmî ekoller asırların getirdiği ihtiyaçlar itibarıyla çeşitli tasniflere tâbi tutulmuş ve üç kısma ayrılmıştır:

1- Mütekaddimîn İlm-i Kelâmcıları. İlk dönem Kelâmcılar olup, İmam-ı Gazali’ye kadar olanlardır. İslâm’ın başlangıcından 10. yüzyılın başlarına kadar olan zaman dilimi; genellikle ‘Mütekaddimîn’ kısmında kabul edilir. Bu dönem, sonraki dönemler için bir referans oluşturmuş olup, bu sistemin dışına pek çıkılmamıştır. Bu dönem aynı zamanda mutlak içtihad dönemidir.

Mutezile açısından Mütekaddimîn kelâmı dönemi, İmam-ı Eşari’nin (ks) hocası Ebu Ali el-Cübbaî ile (ö. 303/916) sona erip bundan sonrasına “Müteahhirîn” denmiştir.

Çağdaş yazarların bir kısmı İbn Haldun’u izleyen İmam-ı Gazali’nin hocası Cüveyni’yi Mütekaddimîn kelâmcılarının son halkası sayarlar.

Maturidi kelâmında ise; İmam-ı Maturidi ile başlayan ve Ebü’l-Muîn en-Nesefî (ö. 508/1115) ile sona eren dönem Mütekaddimîn olarak görülmektedir. Bu dönemin belli başlı temsilcileri olarak; İmam-ı Maturidi, İmam-ı Eşari ve Cüveyni gibi şahsiyetler örnek verilebilir.

2- Müteahhirîn İlm-i Kelâmcıları. İmam-ı Gazali’den sonra 19. asra kadar olanlardır. Bunların Mütakaddimîn’den farkı; İbn Haldun’un da tesbitiyle, mantığı ve felsefi disiplinleri de Kelâm alanına dahil etmeleridir. (Mukaddime s. 402, 436)

Meselâ İmam-ı Gazali, hem Eş’ari kelâmcısı hem Şafiî fakihi hem mutasavvıf hem de filozoflara yönelttiği eleştirilerle tanınan İslâm düşünürüdür. Aynı zamanda o, devrin müceddidi ve hüccetü’l-İslâm’ı kabul edilmiş adeta küll, dâhi ve komprime bir insandır. Demek ki doğru bir sözdür. Böyle insanlara her devirde ihtiyaç vardır ve bilhassa o devirde o devrin Deccalı sayılan Cengiz’in ve Hülagü’nün tahribatlarını tamir etmek öyle kolay değildir. 

Bu meseleyi yazar Yusuf Kaplan bilmana; “İslâm âleminde başlıca iki felâket olduğunu bunun ilki olan, o devrin Deccalı kabul edilen; Cengiz ve Hülagü’nün küllî tahribatının; İmam-ı Gazali’nin basiretiyle, İbn Haldun’un dirayetiyle ve Muhyiddin-i Arabi’nin kerametiyle ancak aşılabildiğini, fakat bu felâketlerden ikincisi ve çok daha kapsamlısı olan, 93 Harbi’nden sonraki felâketleri Bediüzzaman’ın tek başına aşıp küfrün belini kırdığını” söyleyerek çok önemli bir gerçeği tesbit ve bir hakkı teslim etmiştir.

Müteahhirîn İlm-i Kelâmcıları için de, Adudüddin el-Îcî (ö. 756/1355), Seyyid Şerif Cürcani (ö. 816/1413) ve Saadettin-i Taftazani örnek gösterilebilir.

3- Yeni İlm-i Kelâm: 

Bu kelâmcıların dönemi, ismi üzerinde ‘yeni’ olması hasebiyle 18., 19. yüzyılı ve günümüzü ilgilendirmektedir. Bilhassa Osmanlı-Rus savaşı olan ve ‘93 Harbi’ denen o felâketin yaşandığı ve materyalist felsefenin fitnelerinin de kol gezdiği helâketler asrı olması ve Bediüzzaman’ın tesbitiyle son kıyamet âlâmetlerinin de başlangıcı olması gibi önemli özellikleri sebebiyle, müstakilen işlemek gerekecek.

Bu dönemin temsilcileri olarak da Filibeli Ahmed Hilmi’yi, İzmirli İsmail Hakkı’yı ve Hüseyn-i Cisri’yi gösterebiliriz. Hatta Konyalı Mehmed Vehbi Efendi’nin müfessir olmakla birlikte “Yeni İlm-i Kelâm” meselesinde mesaileri olduğu anlatılır. 

Bu vesile ile zikretmeden geçemeyeceğim ve bazı resmî hocaların ismini zikretmeye cesaret edemedikleri  Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’dir.

Okunma Sayısı: 1230
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı