"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Urvetü’l-vüska

Şemseddin ÇAKIR
15 Nisan 2022, Cuma
Bu başlığın, öncelikle lügavî anlamıyla kavranması lüzumuna inanıyorum çünkü; “urvetü’l-vüska” tabiriyle ilgili değişik yorumlar da olduğu için yanlış anlaşılma tehlikesi olabilir. Zira bazıları ‘iman’ ve ‘İslam’ gibi anlamlar da yükleyebiliyorlar.

“Urve”, “arv” kökünden türemiş olup; ‘kovaların, testi kulplarının ve develerin bağlandığı kök salmış kuvvetli sağlam ağaç veya ibrişim’ gibi, sağlamlıkla ilgili anlamları da ihtiva eder. Buna göre bir ‘aletiyet’ ve ‘İslam’ın bir hadimi ve vesilesi’ anlamı akla daha uygun geliyor.

İstilahî olarak da ‘hak yolda istikametle ve berahin-i kat’ıa ile gitmek’ gibi anlamları ifade etmektedir. Bu kelimenin Bakara Sûresi’ndeki anlamını ‘iman’, Lokman Sûresi’ndeki anlamını ‘ihsan’ manasında yorumlayanlar da olmuştur.

Risale-i-Nur’dan On Birinci Şua’nın Haşiyesi’nin Lahikası’nda ise “ve yü’min billahi fekad istemseke bil urveti’l-vüska” âyet-i kerimesiyle alakalı: “Bu iki kudsî cümleler, kuvvetli münasebet-i maneviye ile beraber makamı cifrî ve ebcedî hesabıyla birincisi, Risaletü’n-Nur’un ismine, ikincisi onun tahakkukuna ve tekemmülüne ve parlak fütuhatına manen ve cifren tam tamına tetabukları bir emaredir ki; Risaletü’n-Nur bu asırda, bu tarihte bir ‘urvetü’l-vüska’dır. Yani çok muhkem kopmaz bir zincir ve bir ‘hablullah’tır. Ona elini atan, yapışan necat bulur diye mana-yı remziyle haber verir.”

Meseleye bu zaviyeden bakınca; Risale-i Nur’un bu asırdaki “urvetü’l-vüska” olduğu anlaşılmaktadır. Risaletü’n-Nur’un “en yüksek gür sada” olduğunu daha önce işlemiştik ki; onun da gerekçesini Üstad’ın hayatında görüyoruz.

Bediüzzaman, Osmanlı’yı ve Âlem-i İslam’ı içine düştüğü girdaptan kurtarmak için çalışırken bir yandan da insanları teşvik için; “İstikbalde bir ışık var, bir nur görüyorum” diye teselli veriyordu. Bediüzzaman bu ümitle hem dehşetli hadiselere dayanıyor, hem de ehl-i imanın imanını takviye için müjdeler veriyordu. Ne var ki, te’vil ve tabir etmeksizin bu nurun geniş ve siyasî âlemde çıkacağını tasavvur ediyordu.

Bediüzzaman, sonradan bu nurun ve ışığın; Risale-i Nur olarak tecelli ettiğini söyler ve şöyle anlatır: “Ciddi bir alâka ile senin eskiden beri tekrar ettiğin ışık var, bir nur göreceğiz diye müjdelerin te’vili ve tefsiri ve tabiri sizin hakkınızda, belki iman cihetiyle Âlem-i İslam hakkında dahi ehemmiyetli Risaletü’n-Nurdur” (Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s.167) diye adeta irşad edilir.

Evet, böylece Risale-i Nur’un hem “yüksek gür sada” hem de “urvetü’l-vüska” olduğu daha iyi anlaşıldı kanaatindeyim.

Bediüzzaman istikbalde büyük bir “NUR” görüyorum diye müjdeler vermiş ve Hutbe-i Şamiye ile yol haritasını çizmiştir. Bir hadisin manasından yola çıkarak istikbalde çok dehşetli bir istibdat hükmedeceği hakkında endişelerini dile getirmiştir. Daha sonra Yeni Said döneminde o dehşetli istibdada karşı çareler üretmeye başlamıştır. Ancak Yeni Said, Eski Said’in haber verdiği müjdenin ve istibdadın te’vile muhtaç olduğunu da ifade etmiştir.

“Lillâhi’l-hamd, Risaleti’n-Nur; bu asrı, belki gelen istikbali tenvir edebilir bir mu’cize-i Kur’aniye olduğunu çok tecrübeler ve vakıalar ile körlere de göstermiş.” Risale-i Nur böyle dehşetli ve ehemmiyetli bir zamanın mahsulü ve neticesidir. Risale-i Nur müellifi, yirmi beş senelik din aleyhtarlığının hükmettiği bir devrin cihad-ı diniye meydanının en büyük kahramanı ve beşeriyete yol gösteren rehber-i ekmelidir. Ve hem Risale-i Nur Kur’an’ın elmas bir kılıcıdır ki; zaman, zemin ve fiiliyat bunu katiyyetle isbat etmiştir. İşte o ağır şartlarda Bediüzzaman’ın inayet-i Hak’la telife muvaffak olduğu Risale-i Nur, dinsizliğin istilasına karşı yıkılması gayr-ı kabil olan muazzam bir set teşkil etmiştir. Evet, Risale-i Nur bu zamanda ve istikbalde bir seyfü’l-İslam, ruhların sevgilisi, kalplerin mahbubu ve canların cananı olmuştur.

Risale-i Nur beşerin sertacı ve halaskârı olarak tulû etmiştir. Ebedî hayatın tehlikeye düştüğü, en dehşetli fitnelerin yaşandığı ahir zamanda yazılan bir “ahir zaman tefsiridir” vesselam.

Okunma Sayısı: 2418
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • S.topuz

    15.4.2022 20:53:30

    " İşte ey Risale-i Nur şakirdleri ve Kur'anın hizmetkârları! Sizler ve bizler öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı manevînin a'zâlarıyız.. ve hayat-ı ebediye içindeki saadet-i ebediyeyi netice veren bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz.. ve sahil-i selâmet olan Dârü's-Selâm'a ümmet-i Muhammediyeyi (A.S.M.) çıkaran bir sefine-i Rabbaniyede çalışan hademeleriz. " B.Cevab Veriyor - 34

  • Ayhan Aydın

    15.4.2022 16:54:32

    Tebrikler abi, Allah bizleri ahirzaman tefsirden ayırmasın.

  • Hasan

    15.4.2022 03:53:10

    Değerli Hocam Tebrik ve teşekkür ederim Allah'a emanet olunuz Selâm ve duâ ile.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı