Yokluk zordur. Fakat bazen yokluğun kendisinden daha zor olan bir şey vardır: Yokluğunu anlatmak...
İnsan ihtiyaç içinde olabilir. Bu hayatın bir gerçeğidir. Bugün varlıkla imtihan olan, yarın darlıkla imtihan olabilir. Bugün veren el olan, yarın almaya mecbur kalabilir. Fakat insanı asıl zorlayan çoğu zaman ihtiyaç değil, izzet-i nefsidir.
Bediüzzaman Hazretleri, insanın haysiyet ve şeref duygusuna dikkat çeker. İnsan, yaratılışı gereği izzet sahibidir. Bu yüzden ihtiyaç içinde olsa bile el açmak ona ağır gelir.
Belki de bu yüzden Peygamber Efendimiz (asm), veren elin alan elden üstün olduğunu ifade ederken, vermenin sadece bir mal paylaşımı olmadığını da öğretmiştir. Çünkü yardımın içinde incelik, nezaket ve kardeşlik de vardır.
Bir insana ekmek vermek kolaydır. Ama o ekmeği verirken onun gönlünü incitmemek daha zordur.
Bir insandan yardım istemek kolay değildir. Çoğu zaman o talebin arkasında günlerce süren bir iç muhasebe vardır.
“Acaba yanlış anlaşılır mıyım?”
“Acaba yük olur muyum?”
“Acaba insanlar ne düşünür?”
İnsan bazen yoklukla değil, bu düşüncelerle yorulur. Oysa mümin kardeşliği, veren ile alanın karşı karşıya geldiği bir ilişki değil; aynı yükü paylaşan insanların omuz omuza durmasıdır.
Çünkü hayatın kimin elini ne zaman aşağıya, kimin elini ne zaman yukarıya çevireceğini kimse bilemez.
Bugün veren yarın alan olabilir. Bugün güçlü görünen yarın desteğe muhtaç kalabilir.
Bu sebeple ihtiyaç sahibine bakarken malıyla değil, kalbiyle bakabilenler; yardımın en güzelini yapanlardır.
Belki de insan en çok yokluktan değil, anlaşılmadığını düşündüğü anlarda incinir.