Yaklaşık dört yıl Cizre’de, daha sonra ise Şırnak, İdil, Silopi, Diyarbakır, Ergani, Şanlıurfa, Siirt, Batman ve Adıyaman’da birçok ailenin kapısını çalma fırsatım oldu.
Her ev farklıydı. Her hikâye farklıydı. Fakat birçok evde aynı acıyla karşılaştım. Bir yanlış karar... Ve o kararın bedelini ödeyen bir aile... Kimi zaman madde bağımlılığı... Kimi zaman sanal kumar... Kimi zaman ise daha fazla kazanma ümidiyle bütün birikimini dolandırıcılara kaptıran insanlar...
Sebepler değişiyordu. Fakat sonuç çoğu zaman aynı oluyordu. Önce evin huzuru kayboluyordu. Ardından güven duygusu zedeleniyordu. Sonra ekonomik sıkıntılar baş gösteriyordu. Dün yardım eden insanlar, bugün yardım bekleyen insanlar hâline gelebiliyordu.
Bazı evlerde çalışan kimse kalmıyor, çocukların eğitimi bile tehlikeye giriyordu. En ağır yükü ise çoğu zaman anneler taşıyordu. Bir yandan geçim sıkıntısıyla mücadele ediyorlar, bir yandan çocuklarını korumaya çalışıyorlar, bir yandan da dağılmaması için evi ayakta tutmaya gayret ediyorlardı. Çoğu zaman kendi gözyaşlarını çocuklarına göstermemeye çalışıyorlardı. Çocuklar ise yaşananları tam olarak ifade edemeseler de hissediyordu.
Evdeki sessizliği... Annenin yorgunluğunu... Eksilen huzuru... Ve geleceğe dair büyüyen kaygıları...
Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Bununla beraber Allah çoğunu affeder.” (Şûrâ Suresi: 30)
Bu ayet, insanı suçlamak için değil; yaptığı tercihler üzerinde düşünmeye davet etmek için okunmalıdır. Çünkü bazen verilen bir karar, sadece o kararı vereni etkilemiyor. Bir annenin omuzlarına ağır yükler bırakıyor. Bir çocuğun hayallerini erteliyor. Bir yuvanın huzurunu alıp götürüyor.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır.”
(Tirmizî, Kıyâmet 25)
Hayat bize her gün yeni tercihler sunuyor. Bazen bu tercihler sadece bugünü etkiliyor. Bazen ise bir ailenin yıllarını... Bu yüzden karar verirken yalnızca kendimizi değil, bize emanet edilen hayatları da düşünmeliyiz. Çünkü bazı yanlış kararların bedelini yalnızca onları verenler değil;
Eşleri, çocukları ve masum aileleri de ödemek zorunda kalıyor.
Belki de en büyük sorumluluğumuz, ardımızda pişmanlık değil; huzur, güven ve güzel hatıralar bırakabilmektir.