"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Almanya Sosyal Demokrat Partisi Marksist mi?

Şükrü BULUT
15 Mart 2021, Pazartesi
Bu yazımızla, henüz çiçeği burnunda, Almanya siyasetindeki bir kimlik kavgasına bakışlarımızı çeviriyoruz.

Bu tartışmanın başlayacağını önceden biliyor ve çoktandır da bekliyorduk. Avrupa’nın Marksist kapitalistlerinin kıt’anın siyasetine Neoliberal efendilerinin destekleriyle yerleşmeye başladıkları zamandan bu yana, Avrupa’da “sosyal devlet” anlayışını başlatan bu partide (SPD) bazı şeylerin yanlış gitmekte olduğunu, dışardan da olsa gözlemliyorduk. Biz Türkler açısından en acayibi, Türkiye’den Almanya’ya sığınmış Marksist teröristlere bu partide acele bir şekilde yer verilmesi, hiçbir “politik rehabiliteye ve sosyal terbiyeye” tabi tutulmadan bu solcuların mahallî idarelerde görev almaları ve 1980’lerdeki yaklaşım ve üslûbuyla tamamen sola kaymasıyla, sosyal devletin sahibi olan “ana siyaset kurucusunun” bir tarafa doğru yalpaladığını gördük.

Bildiğiniz üzere çeşitli siyasî entrikalarla, Merkel’e karşı mağlûp hale getirilen SPD’yi, Martin Shulz da kurtaramamıştı. Fakat Shulz’un bazı küçük müdahaleleri ve uyarılarıyla Almanya siyasetine kurulan Marksist kapitalist tuzak kısmen ötelenmişti. Ve nihayet Almanlar, Münteferring’in deyimiyle bu gizli “çekirge sürüsüne” karşı her iki büyük partiyi de “millî müdafaaya” çağırmışlardı. Vladimir Putin’in ifadesiyle büyük devletlerin çok üstünde organize olmuş bir kuvvet olarak “Neoliberaller”, millî devletlere karşı hareket ediyorlardı. Bir gecede büyük bankalar, fabrikalar, markalar ve hatta enerji şirketleri, meçhul fonlarca satın alınıyordu. Yüzlerce büyük şirketin çok kısa bir süre içinde satın alınarak üretimlerinin Çin’e nasıl transfer edildiğinin farkına bile varamadılar. Angela Merkel’in baştan sona, nasıl bir “Marksizm“ geleneğinden geldiğini, bu köşeyi takip eden okuyucularımız belgeli olarak öğrenmişlerdir. Bu yazımızda,  isminin başındaki “Sosyal” kelimesinden dolayı kimliği sosyalistlerce çalınmak istenen ve içi de kısmen çekirge sürülerince boşaltılmış “Sosyal Demokrat Partisi” üzerinde durmak istiyoruz.

Uzun bir süre, Federal Parlamento’nun başkanlığını yapmış ve Katolik bir kökenden gelen Volfgang Thierse tartışmayı başlattı. Azınlığın çoğunluğa global dayatmalarla hâkimiyetinden ve harici cereyanların girişimiyle Almanya’daki kimliklere verilen zararlardan bahsetmişti. Çoğulculuğun Marksistlerce yapılan tarifin bilime, insanlığa ve sosyal demokrat kimliğe uygun olmadığını söylemişti, Thierse… Duâyen siyasetçinin başlattığı “kimlik tartışmasına”, Neoliberallerin devşirmeleri haline gelen “eş başkanlar”  doludizgin atlayarak, siyasî terbiyenin sınırlarını zorlayacak cevaplarda bulunmuşlardı.  Bildiğiniz gibi, bu köklü ve Alman siyasetinin “kurucu” partisine “eş başkanlık” maskaralığını getirenler de, Marksist kökenden gelen ve “çoğulculuk” adı altında ahlâksızlığı savunan idarecilerdi. Tartışmanın detaylarından ziyade mahiyeti üzerinde durmak istiyoruz. Thierse’nin sözcülüğünü yaptığı esas “sosyal demokratların” itirazları, partinin bu günkü kimliği ve tarihi misyonu ile uygun olmayan “daracık Marksist” kalıplara sokulmasına yönelik olduğunu, Thierse‘nin Frankfurt Allgemaine Gazetesine verdiği röportajdan öğreniyoruz. Almanya siyasetinde, Marksist kimlik ile politika yapan yeterli siyasî partinin olduğuna, SPD’nin peşpeşe aldığı mağlubiyetler şahittir: Yeşiller, Almanya Solu, Sosyalistler ve daha birçok irili-ufaklı partilerin müracaat ettiği çevreye SPD’yi mahkûm eden Neoliberal kökenli SPD’lilerin hem ülkeye ve hem de partiye verdikleri büyük zararı gören yalnızca Thirse değildi. Onun bu meselede yalnızca bir sözcü olduğunu, meşhur Alman politikacı Willy Brant’ın büyük oğlu Peter Brant’ın Thirse’ye sahip çıkmasıyla anlaşılıyor. Daha doğrusu SPD, uzun zamandır yaptığı inceleme ve çalışmalarla, dünya sermayesiyle global hegemonyayı ellerine geçirme peşinde koşuşturanların maksatlarını nihayet anlamış oluyor. Demokrasi ile Marksist kapitalizmin savaşında, fıtrî olarak yerini almaya başlıyor. Demokrasiyi Kuzey Avrupa’ya ilk olarak taşıyan bir partiden de beklenilen bu idi. Veya partinin kendisini dış müdahalelerden arındırmaya başladıktan sonra iktidara yöneldiği 1959 Bad Godesberg çizgisine tekrar gelmesi için ikazımızı yapıyoruz.

Biz bu yazımızda, siyasî partilerin programlarını, özellerini, ideolojilerini, başarılarını ve tarihi misyonlarını bir tarafa bırakarak; dünya barışı açısından çok önemli yeri olan AB’nin en önemli üyesi Almanya’nın demokrasiye olan katkısı açısından, bu konuyu irdelemeye çalışıyoruz. İnsaniyeti, temel insan haklarını, din ve vicdan hürriyetini, dünya barışını, yaşanabilir bir çevreyi ve insanlığın fukaralıktan kurtuluşunu maksat edinmiş AB için Almanya ne kadar önemli ise, Almanya Demokrasisi için de SPD o kadar önemlidir. Biz Müslümanlar; en az Hıristiyanlar, Yahudiler ve diğer inançlara bağlı insanlar kadar “insanlığın temel bir ihtiyacı” olan din hürriyetine önem veriyoruz. İnanç hürriyetinin olmadığı bir yerde, elbette “ insan onurundan” bahsetmek faydasızdır.

Marksizm’in kimliği bellidir ve burada tartışmaya gerek görmeyeceğimiz kadar insanlığı felâkete sürüklediği, tarihî bir hakikattir. İki dünya savaşı ve ondan sonra meydana gelen savaş ve çatışmalarda Marksizm en az yüz milyon insanın ölümüne sebep olmuştur. Marksist teorileri devletler ve milletler boyutunda uygulama kalkışanların ifadesiyle “daima devrim, daima ihtilâl, daima sınıf çatışması ve daima kaos” isteyen bir ideolojinin hem insanlığa, hem demokrasiye, hem çevreye ve hem de insanî değerlere yalnızca zararı olduğundan kimsenin asla şüphesi yoktur. Şimdi günümüzde, gizli organizelerle ve ileri teknolojiyi sermaye ile kullanarak dünkü söz konusu felâketli ideolojiyi, başka kaplarla Avrupa ve Asya’ya takdim edenlerin entrikalarını, hem SPD’nin ve hem de Hıristiyan partilerinin düşünce ve karar mekanizmaları elbette Avrupa kamuoyuna açıklayacaklardır. Biz yalnızca, bir tartışmanın açacağı aralıktan gelecek günlerin bir-kaç silik manzarasını okuyucularımıza arz etmek istedik. Her zaman olduğu gibi yanlışlarımızı, gıybetinizle kabul ediyoruz. Yeter ki muhabbetle bildiriniz…

Okunma Sayısı: 1365
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • burhan

    21.3.2021 01:40:37

    Sevgili hocam öyle bir devirdeyizki hemen hemen tüm siyasi partiler gömlek değiştirir gibi fikirlerini ideolojilerini küçük bir dünya menfati karşılığı değiştirebiliyor,bunu sebebi kapitalizimle marksizimin ittifakı midir?saygilar. yazilarinizi ilgiyle ve merakla takip ediyoruz

  • Osman

    15.3.2021 20:37:40

    Tebrik ederim Bu yazı çok kıymetli Birinci avrupa yı uyandıralım Zındıka komitelerinin Oyunlarını bozalım inşallah

  • Demokrat Avrupa

    15.3.2021 20:20:26

    Marksist kapitalist “Çekirge sürüleri” organizeli şekilde 68 hareketi adı altında sol partilerden başlayarak sağ partilere kadar müdahale ve dizayn etme çabalarını sürdürüyorlar. Bunu yaparken de aynı zamanda sağ partilerden başlayarak toparlamayı başlatmak isteyen siyasetçilerin başa gelmelerini de var güçleri ile engellemeyi başarıyorlar maalesef, Fransa’da Fillon ve Almanya’da Merz misali...

  • Serap

    15.3.2021 18:23:42

    Yüz milyonun ölümüne sebep olan bu lanetli dinsizlik akımının yeniden hortlaması, büyük felaketlere yol açabilir. Düşünürlerin ve politikacıların bir an önce tedbir almaları gerekiyor

  • Rehanur

    15.3.2021 17:43:32

    Dünya demokrasilerinin beşiği olan Avrupa'ya komünistler bir şey yapamazlar. Fakat birinci Avrupa'nın dikkatli de olması lazım.

  • Hikmet

    15.3.2021 17:23:17

    AB nin kaptanlarından olan Almanyanın anamuhalefeti konumundaki bir partinin marksizmden kurtulması, en çok bize yarar. Tebrikler.

  • SALİH

    15.3.2021 15:28:43

    Zamanımızda bilinçli olarak bir çok kelimeler ve deyimler yanlış kullanılmaya başlamışlar. Yeni Asya'mız sayesinde doğru manalara ve doğru olaylara ulaşabiliyor ve toplumun doğru zannettiği yanlışlardan kurtulabiliyoruz. Bu yazı da beni o noktaya götürdü. Belki de gazetemizin Sosyalizm ile sosyal demokrasi arasındaki farkı anlatacağı yazıları beklememiz gerekiyor.

  • Ahmet Danışmaz

    15.3.2021 14:28:58

    Merkel CDU'yu bitirdi AB'yi de kıyısına getirdi. Ancak AB işe uyandı. Ümit edelim büyük birlik partileri de uyanır.

  • Zeliha

    15.3.2021 11:36:22

    Ümit verici yazınızı tebrik ediyorum. Tahripciler Üçüncü Dünya savaşı çığlıkları atarken sadece diplomatik olarak tahribe devam edeceklerini anlıyoruz. Bu noktadan bizim de bu konuda bilgilenmemiz hem Avrupa hem Almanya hem Marksizm hakkında güncel bilgilere sahib olmamız bizim içinde bulunduğumuz durumlarda doğru değerlendirmenizi netice verecektir. Kim iyi kim kötü bilmek zorundayiz. Bilmiyordum deme lüksümüz olmamalı. Allah razı olsun. SDP nin insanlik yapacağı her türlü gelişmenin bizi de çok etkilediğini tarih bize gösteriyor

  • Hüseyin

    15.3.2021 10:23:06

    Marksizm ve kapitalizm ayrı farklı birer ideoloji olarak görünseler de zemin, fikir ve idrak bakımından kardeştirler. Demokrasi yıllarca bu ikilinin acımasız tasallutuna ve gizli açık müdahalelerine maruz kaldı halen de kalmaya devam ediyor..Alman sosyal demokratları ve bütün bir kıta avrupası unutmamalılar ki  kendilerini faşizmin girdabından ve komünizmin pençesinden kurtarıp çekip alan hukuk ve demokrasi bilinciydi.. Umumiyetle toplum hafızası tembeldir. Tarihi, beşerî  trajediler çabuk unutulur.. Neticede hafıza i beşer nisyan ile malûldu. Demokrasiyi kaybetmenin/yıkmanın kolay kazanmanın/yapmanın ise oldukça zor olduğunu İnsanlık tarihi söylüyor..

  • sefer hoca

    15.3.2021 08:32:36

    Doğru, Doğu'da da doğrudur, Batı'da da..Zihniyetler coğrafyaya göre değişmez.Sadece kılık değiştirir..

  • İhsan

    15.3.2021 07:48:24

    Evet, gecikmeli de olsa insanlık siperlerine geri dönüp hakiki düşmanı kuzeyli dinsizlikle savaşmak zorundadır. Kıyamet hemen yaşamak istemiyorsa.

  • Sezai MUMCU

    15.3.2021 05:31:49

    SPD hükümetlerinin bilhassa 70li yillarin sonuna dogru Türklerin ve ailelerinin ve cocuklarinin haklarinda radikal kisitlamalar getirdigini unutmayalim. Diger yandan Helmut Kohl'un Mesut Yilmaz'i bugünkü ABye alinmasi konusunda DOSTUM sen cok güzel Almanca biliyorsun biz anlasiriz sen askerlik cagina gelen Türklerin askerliklerini yapmadan cikmasini kabul et diye ALDATTI. Zira AB kanunlarinda yapilan reformlara göre Türkiye askerligini yapmayanlari vatandasliktan CIKARMASAYDI ALMANYA MECBUREN ve RESMEN ONLARIN CIFTE VATANDASLIK TASIMALARINA DOKUNAMAYACAKTI. Diger yandan SPDli Schröder zamaninda müsbet gelismeler oldu. Benim tesbitim iki cenahta da ortada fikren birbirine yakin grup BAHTIYAR ALMANLAR diyebilecegimiz insanlar var bunlarla herzaman olumlu sonuclar alinabilir.

  • Halil İbrahim Karahan

    15.3.2021 02:39:05

    Allah razı olsun abi, RABBİM gayretinizi Artırsın.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı