Haramdır
Namazı vaktinde kılmanın hükmü vacip, kılmamanın hükmü ise haramdır. Yani durduk yere haram kazanmış oluyoruz.
Bu haram hükmünü takmamak da başka bir haramdır. Ancak burada tabiî bilgi ve bilinçlenmek önemlidir. Bunu bilerek yapmakla bilmeyerek yapmak arasında da fark vardır. Bilmeyerek yapan affa uğrayabilir.
Haram kazanmak kolaydır. Yapmadın mı, başka bir şey yapmana gerek yoktur. Bedava kazanıyorsunuz. Ama sonuç hiç de iç açıcı olmuyor.
Ancak çok ciddi bir mazeretimiz var ise, mazeret durumuna göre haramlık şiddeti hafifler. Ama yine de her türlü gayreti sarf edip namazı vaktinde kılmayı başarmak lazım. Bu konuda gayret göstermek gerekir. Bu çok önemlidir.
İş başkasından bitecek ise, rica minnet de dahil, onları namaz konusunda harekete getirmek lazım.
Bu, istersek olur. İstemezsek olmaz. İstersek tekeden süt sağabiliriz. İstemezsek keçiden de sağamayız.
Tatlı Dil Yılanı Deliğinden Çıkarır
İnsanlar tatlı dile hayrandırlar. Sert üslubu ise hiç sevmezler. Tatlı bir dil ile orada namaz konusunda hangi imkân var, bu imkanları hangi ölçüde kullanabiliriz, üç beş dakikalık bir namaz kimi rahatsız eder; öğrenme imkânı elde ederiz.
Hele namaz gibi bir ibadet için, nezaketten kırılırcasına tatlı dili bırakmamak lazım. Bir mazeret ileri sürerlerse, mazeretlerini geçersiz kılmak için yine ve ilanihaye tatlı dil!
Başka bir üslup denemeye yükümlü değiliz.
Sert bir üslupla ise hiçbir şey elde edemeyiz. Kazanılmış hakları da kaybederiz.
Bizim samimiyetimiz adamı yola getirir. Getirmeli.
Her insan, insan sarrafıdır. Senin niyetini, bu niyet gerçekleşmediğinde kalbinde açılacak yarayı, bu yaranın tahribatını... Senden daha iyi görür. Bir istekte bulunduğun zaman herkes seni senden daha iyi bilir.
Hiç kimse, bizde samimiyet görmezse bizim ricamızı da önemsemez.
Ama her namaz böyle zor kılınacak diye de bir şey yoktur. Zor namaz ile çok az karşılaşırız. Çoğu zaman da biz zorlaştırırız. Farkında olmadan.
Mesela yola çıkmadan önce, otobüsün namaz vakitlerinde mola verip vermediğini öğrenmek mümkündür. Mola vermiyorsa, mola veren bir firmayı tercih etmek de mümkündür. Yolda da önlemler alınabilir.
Bizim bu arayışımıza göre otobüsün mola saatlerini ayarlaması da mümkündür. Sonuçta biz müşteriyiz ve haklıyız. O ise esnaftır.
Sen Beni Hep Son Vakte Bırakırdın!
Anlatılır ki, bir genç, işlerinin çokluğunu bahane ederek, namazlarını hep son vaktine bırakırdı. Bir gece, kan ter içinde bir rüya gördü.
Rüyasında ölmüştü. Hesap için mizana getirdiler. Melekler önce imandan sordular. Hemen cevap verdi. Sonra namazdan sordular. Fakat namazı bulamamışlardı.
Adam “namazlarımı kıldım” diye feryat etti.
Nihayet melekler, “Namazını bulamadık. Seni Cehenneme atacağız.” dediler.
Genç çırpınarak, “Hayır, ben hiç namazlarımı bırakmadım!” dedi.
Melekler onu bir dağın tepesine çıkarıp oradan aşağıya fırlattılar.
O şiddetli korkuyla, dizlerinin bağı çözüldü, birden karşılarına nur yüzlü bir zat çıktı, düşerken havada yakalayıp, “Gel bana! Ben senin kıldığın namazlarım!” dedi.
Genç heyecanla,
“Neredesin? Niye bu kadar geç kaldın?” diye sordu.
O da, “Sen beni hep son vakte bırakırdın!” dedi.
Genç o günden sonra vakti girer girmez namazlarını kılmaya başladı.