Bir instant (enstantane) olarak aynı fotoğraf karesinde yer almış olmak iki kişiyi birbirine ne kadar yakıştırır ve yaklaştırır?
Olgusal olarak bakıldığında aslında neredeyse hiç.
Zira insan sosyal bir varlıktır ve sosyalleşmenin bir gereği olarak herkes herkesle bir an beraber olabilir.
Hele bu durum bir grubun içinde iken anlık beraber olmak ve grup fotoğrafında görünmek biçiminde ise garip görülecek veya itiraz edilecek hiç bir şey yoktur.
O zaman, mesela, bir şehirdeki bir lokantacılar derneğinin başkan adayının vali ile fotoğrafını paylaşmasının maksadı nedir?
Algılar çağındayız ve algısal olarak bakıldığında bu “anlık beraberliğin” değilse de onun “ölümsüzleştirilmesi”nin bir arka planının var sayılması gerekiyor.
O başkan adayı, o fotoğrafla, en hafifinden, demiş oluyor ki, “ben valiye ulaşabiliyorum, işinizi çözerim, bana rey verin ey dernek üyeleri”.
Bu durumda “diğer başkan adayları neden ulaşamıyor da bu ulaşıyor” sorusu akla geliyor. Elbette mesele sadece “ulaşma” değil. Çoğu zaman hukuk dışı bir güç elde etme hali de var. Hukukun ve hukuka güvenin azaldığı bu ülkede biz taşradan başladık, siz Ankara bürokrasisini nazara alınız. Zira balık baştan kokuyor.
Erdoğan’ın meşhur repliği de burada (ve bu sefer onun ve bürokratlarının ilişkileri için) devreye giriyor: Kimleeeeeerrr kimlerle beraber...
Sizin de dikkatinizi çekmiştir:
Kamu ile ilgili bir skandal patlak verdiğinde, öncelikle, adı geçenlerin kendi sosyal medyalarında paylaşmış oldukları eski fotoğraflara bakılıyor.
Bu yüzden “devlet büyükleri!” ile çekilmiş fotoğraflarını paylaşmış olanlar, adları skandalla anıldıktan hemen sonra, mümkünse önce o eski fotoğrafları erişilemez hale getiriyorlar.
Ama internette bir şeyleri tamamen kaybetmek veya gizlemek pek de mümkün olmadığından, birileri o fotoğrafları bir şekilde bulup çıkarıyor ve milletin önüne koyuyor.
Yanlış anlaşılmasın. Siyasetçilerin, kendileriyle fotoğraf çektirmek isteyenlere itiraz etmesi makul değil. Bu tür fotoğraflar tek başına o siyasileri skandalın içine çekmeye elbette yetmez.
Ama sosyolojik bir gerçeklik de var: O fotoğrafları çektirip yayanlar bununla bir tür güç ve imtiyaz da elde etmek istiyorlarsa durup düşünmek lazım.
Ve geldiğimiz noktada çoğunluğun niyeti maalesef böyle.
Zira yıkılmak istemeyen herkesin kendisini bir şeylere yaslamak zorunda hissettiği bu ülkede, “sen benim kim olduğumu biliyor musun!” cümlesi bir soru cümlesi değil bir tehdit cümlesi.
Son fon skandalı ve artık olağan hale gelen benzer bütün skandallar gösteriyor ki, o fotoğraflar, bu bilme ve bildirme işini pekiştirmek için kullanılıyor.
O siyasilerin ve bürokratların, bugünden sonra bütün o eski fotoları bulup sildirip eski temiz günlere dönmesi mümkün değil.
Çare imtiyazları bitirmek ve kamu güvenini yeniden tesis etmek. Liyakat ve maharet esasına dayalı bir kamu yönetimi modeline dönebilmek.
Bugünkü “devlet adamları”yla bu mümkün mü?
Daha güzel günlerimiz olmamış mıydı?