"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hukukta gerekli adımlar atılsın ekonomik problemler çözülür

10 Ocak 2022, Pazartesi 05:57
Bir süredir ekonomik problemlerle yüzleşen Türkiye’de, bu durumdan çıkışın ne olacağı ile ilgili başta siyaset ve ekonomi çevreleri olmak üzere kamuoyunda farklı tartışmalar yaşanmaktadır. Sorunlar genel olarak işsizlik, pahalılık, yüksek döviz kuru ve faiz etrafında tartışılırken bunların sebep ve çözümleri ile ilgili farklı görüşler ortaya atılmaktadır. Bu çalışmada Risale-i Nur’daki iktisat prensipleri ve iktisat bilimi çerçevesinde genel anlamda Türkiye’nin ekonomik sorunlarının sebepleri ve çözüm tavsiyeleri üzerinde durulacaktır.

DİZİ: Risale-i Nur’daki İktisat ve Hukuk Prensipleri Çerçevesinde Faizle Mücadele - 1
TALHA FIRAT - Düzce Üniversitesi, Araştırma Görevlisi

Bunun yanında faiz başta olmak üzere, işsizlik ve enflasyon gibi ekonomik sorunları geride bırakmış olan ve Risale-i Nur’da din-i hakikiyi arama çabasında örnek gösterilen İskandinav ülkeleri ve Batı’nın ilim ve tekniğini alarak ahlak-ı seyyiesini uzak tuttuğu ifade edilen Japonya gibi örneklerden bahsedilerek, bu ülkelerin ekonomik başarılarının da örnek alınması gerekliliğinden hukuk ve ekonomik kalkınma ilişkisi bağlamında bahsedilecektir.

***

Kâinatta eşyanın yaratılışının ekseriyetle, unsurların bir araya getirilmesi suretiyle, sebep-sonuç ilişkisi içerisinde tedrici olarak gerçekleştiği görülmektedir. (Nursî, Asa-yı Musa: 276) Allah’ı (cc) eserleri ve fiillerinden yola çıkarak isim ve sıfatları ile tanımada bilim önemli bir görevi üstlenmektedir. (Nursî, Sözler: 415) Bunun yanında dünyadaki hadiseleri ve gelişmeleri tanımlamada, bunlara yol açan etkenleri, bir birbiri ile ilişkisini ve bu ilişkinin getirdiği sonuçları anlamaya çalışmak da bilimin konusu içerisine girmektedir. Allah’ın (cc) koyduğu kevnî kanunların anlaşılmasında fen bilimleri kadar sosyal bilimlerin de payı bulunmaktadır. Post-pozitivist bakış açısıyla bütün bilimlerin ve disiplinlerin Allah’ın (cc) koyduğu kanunlar içerisinde bir bütünlükleri ve birbirleri ile ilintileri vardır. Her bir bilim bir bütünün parçası ve birbiri ile ilişki içerisindedir. (Yıldırım ve Şimşek, 2016: 29) Burada iktisat bilimi de bu bütünlüğün haricinde değildir. Makro ve mikro ölçekte bazı konuların açıklanmasında diğer disiplinlerle bağlantılı olarak iktisat biliminin de çok önemli bir yeri bulunmaktadır.

Yukarıda bahsedildiği gibi bir bilimi diğer bilimlerden bağımsız olarak ele almak mümkün değildir. Bir bilimin birçok bilimle ilişkisi bulunmaktadır. Makro ve mikro ölçekte ekonomi konularını ele alırken bunu diğer bilimler ile ilişkilendirmeden açıklamak mümkün değildir. Burada özellikle hukuk alanı öne çıkmaktadır. Elbette ekonominin siyaset, uluslar arası ilişkiler, sosyoloji, psikoloji, coğrafya, jeopolitik vb. gibi birçok disiplinle ilişkisi vardır ve bu açılardan da değerlendirilebilir. (Eren, 2018:101) Fakat burada hukukun ekonomiyi şekillendirmede çok önemli bir payı olduğu için ve konuyu belirli bir çerçevede tutmak amacıyla sadece iktisat ve hukuk çerçevesinde ekonomi meseleleri ele alınacaktır.

Bu çalışmada Türkiye’de son dönemlerde yaşanan ekonomik gelişmelerin analizi ve çözüm tavsiyeleri Risale-i Nur’daki iktisat ve hukuk prensipleri açısından ele alınmaya çalışılmıştır. Bu makalenin yazılma amaçlarından birisi Risale-i Nur’daki iktisat prensiplerinin sadece mikro ölçekte fertler için değil aynı zamanda makro ölçekte kamu ve ülke ekonomisi için de uygulanabilir olması ve uygulanması gerekliliğidir. Bir diğer amaç Risale-i Nur’da “Kur’ân’a şiddet-i ihtiyacını hissetmekte İsveç, Norveç, Finlandiya’dan geri kalmamak size elzemdir” (Nursî, Emirdağ Lâhikası: 376) ve“kesb-i medeniyette Japonlara iktida bize lâzımdır” (Nursî, Eski Said Dönemi Eserleri: 175) gibi ifadelerle örnek gösterilen ülkelerin ekonomi alanındaki başarılı uygulamalarının da Türkiye tarafından örnek alınması gerekliliğidir. Bu noktada bahsi geçen ülkelerin ekonomik ve demokratik seviyeleri ile ilgili bazı veriler paylaşılacaktır. Bunun dışında bu ülkelerin ekonomik ve politik yapıları ile ilgili detaylı bilgi verilmeden, Risale-i Nur ve uluslar arası standartlar çerçevesinde ekonomik gelişim ve faizle mücadele konularında nasıl örnek alınabilecekleri ile ilgili öneriler paylaşılacaktır.

Bu çalışmada Risale-i Nur ve iktisat prensipleri çerçevesinde fert ve devletin borç ve faiz sarmalına düşmeden ekonomi yönetimlerini nasıl yapabilecekleri anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın kapsamındaki konuların basit bir şekilde anlaşılabilmesi için ekonomi yönetiminde şahıs ve devlet üzerine yoğunlaşmıştır. Özel sektörün ekonomi yönetimi ve finansman konularının nispeten daha geniş ve karmaşık olmasından dolayı bu konuya çalışmada yer verilmemiştir. Özel sektörün ekonomi ve finansman yönetimi ile ilgili olarak diğer çalışmalardan yararlanılabilir. Faizsiz borçlanma ve finansman konusunda alternatif çözümler için diğer çalışmalara bakılabilir. (Yıldız, 2017)

1. Faizle Mücadelede İktisat Biliminin Adımlarını Takip Etmenin Önemi

Risale-i Nur’da ifade edildiği gibi dünya hikmet, ahiret ise kudret âlemi olarak yaratılmıştır. Münkirleri ilzam ve müminlerin şiddetli ihtiyaç durumları gibi sebeplerden ötürü insanlara gösterilen mu’cizeler gibi olağanüstü haller dışında Allah’ın (cc) insanlığa gönderdiği peygamberlerin kendi yaşantıları ve insanlara gösterdikleri hal ve tavırları kâinattaki fıtrî kanunlara uygun şekilde olmuştur. Allah’ın (cc) her şeyi bir gerekçe, fayda ve amaç doğrultusunda yaratmasını ifade eden hikmet-i Rabbaniye ve Allah’ın (cc) irade ve dilemesini ifade eden meşiet-i Sübhâniye ile tesis edilen âdetullah kanunlarına herkesten ziyade Hz. Peygamber’in (asm) riayet ve itaat ettiği görülmektedir. Böylelikle insanlığa toplumsal ve şahsî hayattaki prensipleri öğreterek Allah’ın (cc) kâinatta koyduğu hikmet-i İlâhiye ve yaratılış kanunlarına itaat ve riayet etmenin önemini göstermiştir. (Nursî, Lem’alar: 85) Burada Hz. Peygamber (asm), bütün insanlığa muktedâ ve imam ve rehber olarak insanlığın sadece ahiret hayatlarının kurtuluşu için değil, dünya hayatında da tekamül ve muvaffakiyeti için gönderildiğinden, Allah’ın (cc) kavânin-i meşietine itaat etmeleri ve desâtir-i hikmetine tevfik-i hareket etmeleri gerektiğini göstermek için  herkesten çok âdetullah kanunlarına riayet etmiştir. (Nursî, Lem’alar: 228)

“Ey evliya-i umûr! Tevfik isterseniz, kavânin-i âdetullaha tevfik-i hareket ediniz. Yoksa tevfiksizlik ile cevab-ı red alacaksınız.”(Nursî, Eski Said Dönemi Eserleri: 56) Said Nursî’nin bu ifadesinin fen ve sosyal bilimler olmak üzere bütün meselelerin çözümünde geçerliliği bulunmaktadır. Bu çözümler için bir araç konumunda bulunan ve kâinatı, tabiatı, toplumu ve insanı mana-i harfi ile tanımamızı sağlayan bilimlerden faydalanmanın büyük önemi vardır. Sosyal bilimlerin bir dalı olan iktisat biliminin amaçlarından birisi de sebep sonuç ilişkisi içerisinde gerekli adımları atarak ortaya çıkan sorunlara çözüm bulmaktır. (Eğilmez, 2019) Elbette buradaki nedensellik ilişkisi zahirîdir. Sebeplere bir tesir ve önem atfetmeden, sebep ve neticenin Allah’tan (cc) geldiğini kabul ederek, sebeplere riayet ederek neticeyi Allah’tan beklemek gerekmektedir. Allah’ın (cc) koyduğu kevnî kanunlara göre diğer bilimlerde sebepler dairesinde hareket edilmesi gerektiği gibi iktisat biliminde de sebeplere riayet edilmelidir. 

Ekonominin kendi kurallarına uyulması gerekliliği sözü çoğu zaman gayr-i İslâmî ve gayr-i ahlâkî olarak algılanmaktadır. Fakat ekonomideki sorunların çözümü hukuk, siyaset bilimi, sosyoloji, psikoloji ve benzeri diğer disiplinler ile ilişkisi hesaba katılarak yine ekonomi bilimi içerisinde aranmalıdır. Yüksek borçluluk ve faiz gibi sorunların, ekonomi ve hukukta gerekli adımların atılmamasından kaynaklandığı gözden kaçırılmamalıdır. (Eğilmez, 2015)

2. Cari Açık-Döviz Kuru-Enflasyon-Faiz İlişkisi

İhracat-ithalat dengesinde ihracat aleyhine dengesizlik bulunması, makro ölçekte ödemeler dengesinde açık bulunması ülkeden döviz çıkışının döviz girişinden daha fazla olduğu anlamına geleceği için ülke içindeki döviz miktarını azaltıcı bir durum ortaya çıkacaktır. Döviz miktarının azalması sebebiyle ülke içi döviz arzının dövize olan talebi karşılayamaması sebebiyle dövizin değerinin artmasına sebep olmaktadır. Döviz fiyatlarının artması döviz vererek dışarıdan ithal ettiğimiz mamül, yarı-mamül ve hammaddelerin fiyatının artmasına ve bundan dolayı kullandığımız ürün ve hizmetlerin fiyatının yükselmesine sebep olmaktadır. Fiyatlardaki genel artış şeklinde tanımlanan enflasyon ise yukarıda bahsedilen bütün bu sürecin sonunda meydana gelmektedir. (İşcan ve Kaygısız, 2019: 583-584) Enflasyonu frenlemek için ülkelerin merkez bankaları faiz oranlarını yükselterek ve piyasadan paranın çekilmesini sağlayarak talebi baskılamaya çalışır. Fakat yukarıdaki açıklamada da görüldüğü üzere enflasyonun sebebi talepten olmayıp maliyetlerden kaynaklandığı için faiz artışları istenen sonucu vermemektedir. (Özdemir ve Akgül, 2018:154)

Talepten kaynaklanmayan enflasyon artışlarında faiz arttırımına giderek enflasyonu düşürmeye çalışmak yerine enflasyonun maliyet boyutunu dikkate alarak döviz fiyatlarının düşürülmesi amaçlanmalıdır. Bunun yolu ise ülke içi döviz miktarının artmasından geçmektedir. (Karacan, 2010:88) Ülkeye döviz getirmenin yöntemi olarak genel anlamda iki alternatiften bahsetmek mümkündür. Birincisi ihracat, hizmet, yatırım, transferler vb. yoluyla ülkeye döviz kazandırmak, ikincisi ise dışarıdan finansman sağlayarak borç yoluyla ülkeye döviz girişi sağlayarak ülke içi döviz miktarını arttırarak döviz fiyatlarını düşürmektir. (Eğilmez, 2013) 

Buradan kısaca şöyle bir sonuç ortaya çıkar ki; yüksek cari açık, ihracat veya dış borçla finanse edilemezse döviz kurunun artışını, döviz kurunun artışı ithal, ara malı ve mamüllerin fiyatını yükseltmesi sebebiyle enflasyon artışını, yüksek enflasyon ise talebi baskılamak ve cari açığı kapatmak amacıyla dış yatırımcıdan kredi yoluyla döviz çekmek için beraberinde faiz artışını getirmektedir. (Eğilmez 2013) Said Nursî, faizin bütün ahlâk-ı rezilenin sebebi olduğunu ifade etmiştir. (Nursî, Eski Said Dönemi Eserleri: 589) Diğer yandan faiz, ferdî ve devlet düzeyinde ekonominin iyi yönetilmemesinin, gelir-gider dengesizliğinin, aşırı harcamanın, israf, hırs ve kanaatsizliğin de sonucudur.

3. Faize Giden Süreci Kesmek: 

Risale-i Nur’daki İktisat Prensipleri Aşamalarını İzlemek: Birey ve Devlet Seviyesinde İnceleme

Ferdî açıdan bakıldığında iktisatsızlık ve kanaatsizliğin insanı tembelliğe, hırsa ve aç gözlülüğe götürdüğü, bunun ise borç ve faize gidecek bir sürece yol açtığı görülmektedir. Aynı şekilde makro ölçekte ülke ekonomilerinde görülen kötü yönetim, israf, yolsuzluk gibi durumların yanında gelirden fazla harcama yapmak yani ithalatın ihracattan fazla olması sebebiyle oluşan cari açık, ülkeleri bu açığı kapatmak için borç almaya ve dolayısıyla faize sürüklemektedir. Bu noktada şahıs ve devlet düzeyinde yerine getirilmesi gereken en önemli husus, gelir-gider dengesinin sağlanmasıdır. Şahıs ve devlet düzeyinde gelir ve gider arasında gelir aleyhine olan mesafenin kapatılmasına yönelik dört çözüm seçeneği aşağıda sıralanmaktadır:

DEVAM EDECEK

 

Okunma Sayısı: 1550
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • HÜSEYİN

    12.1.2022 01:17:11

    Güncel konulara değinen yazınız için sizi tebrik ediyorum. Yazılarınızın devamını diliyorum. Elinize, kaleminize sağlık.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı