"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hindi eti mi temcit pilavı mı?

Zeynep ÇAKIR
27 Aralık 2019, Cuma 01:11
Yılbaşı kutlamaları ile ilgili görseller, ışıklandırmalar, süslemeler, eğlenceler karlı ışıklı bembeyaz evler içinde donatılmış sofralar, kalabalık aile toplantısı ya da romantik ilişkilerin göze sokulduğu Hollywood filmleri...

Herkesin pamuk gibi iyi çok neşeli olduğu birbirine hediyeleri yine o lüks ambalajlı paketlerden çıkarıp yağdırdığı eğlenceler silsilesi.

Bunun nasıl başarılı kültürel bir beyin yıkama ve özendirme aracı olduğu toplumlar üzerinde etkisi ve  içten içe bir meylin varlığı itiraf edilmese de inkâr edilemez 

Şimdi şatafat ve debdebe toplumun her kesiminde ufacık bir etkinlikte bile almış yürümüş. Ama mesela bizim çocukluğumuzda yılbaşı; televizyondaki eğlence programları, postahanelerin önünde hangisini seçecegimizi şaşırdığımız pullu yaldızlı kartpostallar, Yalova’nın o küçük  herkesin birbirini bildiği tanıdığı zamanlarında çarşının kuruyemişçi dükkanlarının albenisi ve iyi giyimli, güleryüzlü tanıdıklarınızın telaşlı koşuşturmaları olurdu.

Termal’deki eğlenceler kahvede tombala çekilişleri, evlerden dışarı taşan kahkahalar vesaire vesaire... 

Bütün bu faaliyetler içinde yine de çocukluktan edinilmiş bir şuurla o geceyi bir ‘eğlence gecesi’ yapmaktan kaçınır, ama işte yeni yıl tebriklerini getiren postacıyı dört gözle beklemekten, ya da kendimiz de uzaktaki bir arkadaşa tebrik kartı göndermekten kendimizi alamazdık.

Zamanın ilkokul okuma kitaplarında yılbaşı gecesi etkinliği; mutlu sıcacık bir aile tablosu sunan bir resmin altına yazılmış güzel bir anlatımla tamamlanmış olarak dimağlarımıza işlenirdi. 

Gördüğünüz üzere bu kadar tahşidata maruz kalmakla beraber Allah’ın razı olmayacağı bir takım adetlere taraftar olmamak için kendimizi geri çekerdik ya da ailenin taraftar olmaması sonucu geri durmayı başarırdık.

Şimdi bu tasviri böyle uzunca neden yaptım? Bizde her zaman yapılan bir yanlışlık var. Bir şeyi sonuna kadar red ve kesinlikle yasaklarken teşvik edilen şeyi özendirme kültürünün çok eksik olmasıdır. 

Geçenlerde bir Kur’ân kursunda “Eslem’in Kur’ân Partisi” adı altında yapılan bir anaokulu etkinliği abartılı tenkitlerle yerden yere vuruldu. 

Evet yapılan etkinliğe ‘parti’ demek yanlış. Belki de o küçücük dimağların ve o masum dillerin Türkçe kelimeleri bile tam telaffuz edemezken Kur’ân tilavetini eksiksiz yapması her türlü alkışı, coşkuyu, manevi bir sevinci belki yemekli pastalı kutlamalı bir çok seremoniyi bence hak ediyor. 

Ama işin garibi tenkitte, baltalamada, dindar kesim kadar lâkayd olanlar daha da ileri gidip ‘Manevi bir toplantıya Avrupaî bir hava veriyorsunuz’ damgasını yapıştırmaktan geri durmadı. 

Alternatif üretmek konusunda hakikaten bir kafa karışıklığı yaşıyoruz. Yılbaşı akşamı Mekke’nin Fethi kutlamaları yapıyor bir kesim, bu da bir tutarsız bir nafile gayret. Neden derseniz Hıristiyanların asırlardır gelen kadim bir kültürü, ama islâm toplumlarının kadim geleneği hafızasında ‘Mekke’nin Fethi Kutlaması’ diye bir etkinlik yer almıyor. Dolayısıyla eğreti bir karşı duruş olmaktan ileri gidemiyor bu çaba. 

Gelenek, görenek, kutlamalar, adetler neyse odur toplumda zaten yerleşmiştir. Ama geçmişle bağlar koptuğu için mesela bir çocuğun 4 yaşında mahalle mektebine başlatıldığı “Bed-i Besmele Töreni”ni kimse bilmez yapmaya kalkan görmemişlikle suçlanır. Onun kısmen güncel versiyonu sayılan yukarıda bahsi geçen örnek gibi bir kurs etkinliği yerden yere vurulur. 

Düğünlerimiz de böyledir. ‘Haram helâl ayrımını yapalım’ dediğin düğünlere kimse gelmez, öbürüne  herkes koşar. Ama sonra onun kıyafeti, bunun oyunu, şunun dağıtması, ötekinin para israfı konuşulur durur. Kısaca tenkidi, yermeyi, şikayeti seviyoruz. 

Şikâyet ettiklerimizin yerine kendi değerlerimize sahip çıkılan; özendiren, teşvik eden, millî, dinî, kültürel adetlere hayat vermekten cazip hale getirmek itiyat haline çevirmek maharetini kaybetmişiz. Ya da bu gayretlere çeşitli kulplar takarak olanı da mahvetmekte mahir olmuşuz çoğumuz. 

Kandillere bid’a deyip o gece spor veya dizi izlemekten geri kalmayan mı din gayretinde? Yoksa Süleyman Çelebi gibi Mevlid-i Nebi gibi bir şaheseri yazıp ve bunu Vesiletü’n-Necat yani kurtuluş vesilesi niyetiyle kayda geçirmesi ve sadece kandillerde değil, doğum merasimlerinde bile bu naatın okunması, salat u selamlar, mahyalar, Kur’an’lar, namazlar, şefaate nail olma gayretleri eşliğinde bir güzel kandil gecesi ihyasına vesile olan bir adeti yerleştirmek mi? 

Kendindeki iyiye kulp takarsan ‘Noel Baba’ daha çok girer o bacalardan evlere... Şikayet edenlerin çoğu  çekirdek çitleyip TV başında gecelemeye devam edecek. Ama bir kandil gecesi; “İndiler gökten melekler sâf, sâf/ Kâbe gibi kıldılar evim tavaf”ı güzel sesli bir hafızdan dinlerken içi bayılıp uykuya kalacak.  Kısacası şikayeti bırakıp değerlerimizi kendimizde yaşayıp sirayet ettirmeye bakalım. Yoksa seneye bu tartışma önümüzde hindi eti olmasa da temcit pilavı olur efendim...

Okunma Sayısı: 1624
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı