"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Medresetü’z- Zehra projesinin planlaması

Abdülbakî ÇİMİÇ
18 Nisan 2022, Pazartesi
Bediüzzaman’ın Hayatı’ndan Tesbitler (190)

Medresetü’z-Zehra Projesi, Bediüzzaman’ın uzun süre üzerinde tefekkür ettiği ve alt yapısı için Van Valiliği yapmış olan Tahir ve Tahsin Paşalara da meseleyi anlattığı, uğrunda uzun tetkikat ve çalışmalar ile emek verdiği çok önemli bir tasavvur ve bir projesi olarak biliniyor. Bu proje mekteb-medrese, fünûn-ulûm tartışmalarının alevlendiği bir zamanda Bediüzzaman Hazretleri tarafından ortaya konmuş ve gerçekleştirmek için çalışmalara başlanmıştır.

Bir gazetenin haberine göre, o dönemde en büyük sömürgeci devlet olan İngiltere’nin Müstemlekât Nazırı İslâmlara hakiki hâkim olmak için iki yol teklif etmişti. Bunlar: “Ya Kur’ân’ı sukut ettirmek. Veyahut Müslümanları ondan soğutmak.” Bediüzzaman bu hadiseyi “Altmış beş sene evvel bir vali bana bir gazete okudu. Bir dinsiz müstemlekât nâzırı Kur’ân’ı elinde tutup konferans vermiş. Demiş ki: “Bu İslâmların elinde kaldıkça, biz onlara hakikî hâkim olamayız, tahakkümümüz altında tutamayız. Ya Kur’ân’ı sukût ettirmeliyiz, veyahut Müslümanları ondan soğutmalıyız.”

İşte bu iki fikirle, dehşetli ifsat komitesi bu bîçare fedakâr, mâsum, hamiyetkâr millete zarar vermeye çalışmışlar. Ben de, altmış beş sene evvel bu cereyana karşı, Kur’ân-ı Hakîm’den istimdat eyledim. Hakîkate karşı kısa bir yol ve bir de pek büyük bir “Dâr’ül Fünûn-u İslâmiye” tasavvuru ile, altmış beş senedir, âhiretimizi kurtarmak ve onun bir fâidesi olarak hayat-ı dünyevîyemizi de istibdâd-ı mutlaktan ve dalâletin helâketinden kurtarmaya ve akvâm-ı İslâmiyenin mâbeynindeki uhuvvetini inkişaf ettirmeye iki vesileyi bulduk.”1 şeklinle ifade eder.

Yukarıda ifade edildiği gibi Müslümanların Kur’ân ile irtibatını ortadan kaldırmak isteyen bu sû-i kast planına karşı, Bediüzzaman hemen harekete geçmiş ve bir “İslâm Dâr’ül-Fünûnu” tesisini tasavvur ile fedakâr ve masum milletin “ahiretini ve onun bir faydası olarak dünya hayatını” kurtarmak için çalışmaya başlamıştır. Aynı yıl, Bediüzzaman, “Âlem-i İslâm Medresesi” ve “Mübarek Medrese” diye vasıflandırdığı Mısır’daki Câmi-ül Ezher’e gitmeye “niyet” etmişse de “kısmet” olmamıştır. Asya’nın Afrika’dan daha büyük olduğuna dikkat çekerek, Ezher’den daha büyük bir Dâr’ül-Fünûn’un, yani İslâm Üniversitesi’nin Asya’da açılması gerektiği kanaatına varmıştır.

Bediüzzaman Câmi-ül Ezher’e gitmek isteğini şöyle ifade eder: “Altmış beş sene evvel Câmi-ül Ezher’e gitmek istiyordum. Âlem-i İslâm’ın medresesidir diye, ben de o mübarek medresede bir ders almaya niyet ettim.”2Ancak bu niyeti tahakkuk etmez ve “Lillahilhamd” şu Isparta vilâyeti, eski zamanın Şam-ı Şerifinin mübârekiyeti ve âlem-i İslâm’ın medrese-i umûmisi olan Mısır’ın Câmi-ül Ezher’i mübârekiyeti nev’inden, kuvvet-i imâniye ve salâbet-i diniye cihetinde bir mübarekiyet makamını Risale-i Nur vâsıtasıyla”3 kazandığını söyler.

Bediüzzaman manen umûm Şark Vilâyetleri’ni, belki de bir cihette İslâm âlemini temsilen Padişah’ın ve Hükümeti’nin, onun Medreset’üz-Zehrâ’sına el atıp, inşaasına maddî destek olmaları maksadıyla 1907’nin Kasım ayından sonra İstanbul’a gelmiştir. Böylece hayatının en önemli gayesi olan Medreset’üz-Zehrâ için planladığı maarif projesini Abdülhamid’e anlatmak ve yardımını almak için çok yaklaşmıştır. Ancak Mabeyn Paşaları buna engel olurlar. 

Bediüzzaman, Medreset’üz-Zehrâ projesini Şark ve Kürdistan Gazetesi’nde 25 Şevval 1326/19 Kasım 1908 tarihinde yayınlar ve Sultan II. Abdülhamid’e sunduğu dilekçesinde dile getirir. Bu projenin on beş yıllık geçmişi olduğunu; “On beş senedir ki düşündüğüm ihtiyacât arasında, iki noktayı hedef-i maksad etmiştim.”4 şeklinde belirtir. Bu dilekçesinde Bediüzzaman, Şark’ın ve Kürdler’in iki büyük ihtiyacı olduğunu ve bunların birincisinin millî birlik ve beraberlik ve ikincisinin de dînî ilimlerle birlikte medeniyetin inşâsında mühim rol oynayan fen bilimlerini öğrenmek olduğunu ifade etmiştir.

Dipnotlar:

1Emirdağ Lahikasıs-II,2013, s.842 2 Emirdağ Lahikasıs-II,2013, s.842 3 Lem’alar, 2013, s.407

4 Eski Sai,d Dönemi Eserleri(Makalat),2013, s.26

Okunma Sayısı: 1547
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • S.topuz

    18.4.2022 08:13:37

    "Bana: "Sen şuna buna niçin sataştın?" diyorlar. Farkında değilim; karşımda müdhiş bir yangın var.. alevleri göklere yükseliyor, içinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda birisi beni kösteklemek istemiş de, ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müdhiş yangın karşısında bu küçük hâdise, bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler..." ". Asa-yı Musa - 262

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı