Bediüzzaman Hazretleri'nin Lem'alar adlı eserde geçen şu ifade, insanın hizmet anlayışına ve hayat düsturuna önemli bir ölçü kazandırmaktadır:
“Tarîk-ı hakta çalışan ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken, Cenab-ı Hakk'a ait vazifeyi düşünüp, harekâtını ona bina ederek hataya düşerler.”1
Bu cümle, yalnız dinî hizmetlerde değil; aile hayatında, toplum içinde, hukukta, eğitimde, ticarette ve insan ilişkilerinde de geçerli büyük bir hakikati ders vermektedir. İnsan, kendi sorumluluğunu yerine getirmekle mükelleftir; neticeyi yaratmak ise Allah’ın takdiridir.
Bugün insanların en çok düştüğü yanlışlardan biri, vazifeden çok sonuca odaklanmaktır. Bir öğretmen öğrencisinin mutlaka başarılı olmasını ister; bir anne-baba evladının kusursuz yetişmesini arzu eder; bir hak savunucusu adaletin hemen tecelli etmesini bekler. Fakat bazen insan, kendi vazifesini yapmak yerine sonucu zorlamaya başlar. İşte burada hata başlar. Çünkü insanın kudreti sınırlıdır; neticeleri yaratan ise sonsuz kudret sahibi olan Cenab-ı Hak’tır.
Çiftçi toprağı sürer, tohumu eker, suyunu verir. Ancak tohumu yeşerten o değildir. Doktor tedavi eder, ilacı verir; fakat şifayı yaratan kendisi değildir. Hâkim delilleri değerlendirir, vicdanıyla hüküm verir; fakat mutlak adaleti bütün yönleriyle gerçekleştirmek insan gücünün ötesindedir. İnsan sebeplere sarılır; sonucu ise Allah yaratır.
Bu ölçü unutulduğunda, insanlar ya aşırı hırsa ya da derin bir ümitsizliğe düşerler. Başarı geldiğinde kendilerini her şeyin sahibi görür, mağrur olurlar. Netice istedikleri gibi olmadığında ise ye’se kapılırlar. Halbuki hak yolunda çalışan insan için esas olan, ihlâsla vazifesini yapmaktır. Başarı da imtihan, gecikme de imtihandır.
Tarihte büyük hizmetler yapan insanların ortak özelliği, netice hesabından çok vazife şuuruyla hareket etmeleridir. Peygamberler dahi insanları hidayete zorlamamış, sadece tebliğ vazifelerini yerine getirmişlerdir. Çünkü kalpleri değiştiren Allah’tır. İnsan ancak kapıyı çalar; gönülleri açan ise Cenab-ı Hak’tır.
Bu anlayış, insanı hem kibirden hem de umutsuzluktan korur. Kişi bilir ki:
Vazife bana aittir.
Netice Allah’a aittir.
Bana düşen doğrulukla çalışmak, sabretmek ve ihlâsı muhafaza etmektir.
Özellikle günümüzde sosyal, siyasî ve manevî alanlarda mücadele eden insanların bu ölçüye büyük ihtiyacı vardır.
Dipnot:
1- Bediüzzaman Said Nursî, Lem'alar, s. 130.