"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Barolar taslağı”

Cevher İLHAN
25 Haziran 2020, Perşembe
Avukatlık yasa tasarısına karşı çıkan baro başkanlarının “savunma yürüyüşü”nün Ankara’nın girişinde durdurulup 27 saat boyunca âdeta fiilî olarak gözaltına alınmaları üzerine tetiklenen tartışmalarla ortaya çıkanlar, hukuk ve siyasette iktidarın maksadını ele veriyor.

Demokratik işleyişin tahrip edilip millet irâdesinin temsilcisi Meclis’in devre dışı bırakıldığı Türkiye’de, “Anayasa Mahkemesi’nin, yüksek yargı kararlarının uygulanmaması” çıkışlarıyla, yargıya müdahale “tâlimatları”yla yürütmenin güdümüne sokulan yargının da rehin alınmak istendiği her haliyle sırıtıyor. 

Daha önce Cumhurbaşkanı’nın partisinin toplantısında “yargı reformu strateji belgesi”ne atıfla “barolar ve meslek örgütlerinin seçim yöntemiyle ilgili âcil düzenleme” çıkışı ve Bahçeli’nin “cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi’nin devamını mümkün kılacak reformların âcilen çıkarılması” çağrısıyla “seçim sistemlerini değiştirme” paravanında mesleki sivil toplum kuruluşlarının ve odaların işlevsizleştirilmesi operasyonu barolar taslağıyla açığa çıktı. 

MECLİS’İN DIŞINDA HAZIRLANIYOR

Çarpıcı olan, Cumhurbaşkanı ile Bahçeli’nin açıklamalarından, “iktidar ilişik medya”da çarşaf çarşaf haber yorumların çıkmasından sonra baro başkanlarının yürüyüşüne AKP Grup Başkanvekili’nin Twitter’den, “Baro başkanları içeriğini henüz bilmedikleri bir kanun teklifi için neden yürür ki?” notunu düşmesinin ve Adalet Bakanı’nın “Ortada henüz bizim bile vakıf olduğumuz bir teklif yok, neyi eleştiriyoruz” diye suçladığı günün ertesinde iktidar partisi grup yöneticilerinin “Avukatlık kanununda plânlanan değişiklikler”le ilgili Meclis’te parti gruplarına ziyaretler yapması.

Aslında Adalet Bakanı’nın “haberim yok” ifadesi, bakanları “sekreter” durumuna düşüren, denetim mercilerini dışlayıp bakan yardımcılarının birer “komiser” gibi bakanları tâkip edip kontrol ettiği, bakanlıkları alt üst eden, Saray’daki danışmanları âdeta bir “üst kabine” haline getirip hükûmet sistemini bozan “tek adam sistemi”nde kanun taslak ve tekliflerinin millet irâdesinin temsilcisi Meclis’in ve hatta hükûmetin dışında hazırlandığının ikrarı olarak kayıtlara geçiyor.   

Aksi halde ilgili Bakan’ın “henüz hazır değil” dediği “taslak” ya da “teklif”in bir gün sonra görüşmeye açılması çelişkisinin hiçbir izâhı yok. 

Ve bu garabet, iktidar partisi sözcülerinin bir yandan “hazır değil” dediği ancak “…kalıp baroları eşitleyen bir düzenlemeye karşı çıkanları anlayamıyoruz” ifadesiyle varlığını kabul ettiği ve Adalet Bakanı’nın “haberim yok” dediği “taslağın” da Anayasaya göre Türk milleti adına bir başka kurum ve şahsa devredemeyeceği “yasama yetkisi”nin verildiği TBMM’nin dışında mahfillere devredildiğini bir defa daha ortaya koyuyor.  

Gerçekten, her “torba yasa”da olduğu gibi kamuoyunda, hukuk çevrelerinde, dahası Meclis’te tartışılmadan, sözkonusu meslek gruplarının görüş ve rızalarını almadan, avukatların büyük bir ekseriyetinin itiraz ettiği “taslağı” inadına dayatmanın nedeni nedir?

Sahi yapılacak değişiklikler, niçin STK’larla paylaşılmaz, ciddî bir istişâre mekanizması çalıştırılmaz, müzâkere yolu seçilmez de kapalı kapılar arkasında kotarılan “taslak” ve “tasarılar” dayatılır? 

HUKUK VE ADÂLETİN İFNASI…

Görünen o ki siyasi iktidarın uhdesine alma hesâbına “çoklu baro” ucûbesiyle yargının yerleşik geleneklerini yok eden, Anayasaya göre bir “kamu kurumu” olan ve savunmayı temsil eden baroların parçalanmasıyla savunmayı bölerek zayıflatan, avukatları da ideolojik - siyasi kamplaşma ve kutuplaşma kargaşasına atan tahrik siyaseti sürüyor. 

Ve gittikçe otoriterleşen “tek adam rejimi”nde demokratik sistemin esası olan “kuvvetler ayrılığı” hiçe sayılarak, hukuk devletinde üç ana erkten biri olan yargının yürütmenin emrine sokulmasıyla, Hâkimler Savcılar Kurulu üzerinden beş bin hâkim ve savcısının atanmasıyla siyasi iktidarın hoşuna gitmeyen mahkeme heyetlerinin değiştirildiği, hâkim ve savcıların sürgüne gönderildiği vartada, yargının iddia ve yargılama ayaklarının ardından “savunma ayağı” da çökertilmeye çalışılıyor. 

Son süreçte iktidar partisinin yüzde 30’lara, ortağının barajı aşamaz durumuna düşüp ilk seçimde Meclis çoğunluğunu kaybedeceğinin ortaya çıkması üzerine demokrasinin tahribinden sonra zaten güvenin sıfırlandığı yargının da siyasete biat ettirilmesiyle hukuk ve adâletin ifnasına tevessül ediliyor. 

Yazık değil mi? 

Okunma Sayısı: 1255
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hüseyin İlhan

    25.6.2020 17:49:31

    Toplumun cüz'i kısmını ilgilendiren havadan-sudan kabili iilerde reklam amacıyla kamuoyu araştırması,halka fikrini sorup çalgıcı-çulgucuyu danışan zihniyet ülkenin ve milletin selameti açısından hayati öneme haiz mevzuklarda yan çizmesi,entrikalara çevirmesini yadırgayamıyorum.Zira bu kumpascı,entrikazı ve düzenbazlar kendilerine yakışanı yapıyor .Önemli olan hak-hukuk-adalet mezuunda hassas olması gereken bilhassa ehli iman insanların gafletten uyanması için yüce rabbime dua ediyorum.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı