"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Devletin çöküşü”nün işâreti

Cevher İLHAN
21 Kasım 2020, Cumartesi

TESBİT

“Devletin çöküşü”nün işâreti

Cumhurbaşkanı’nın tam da “ekonomi için hukuk ve adalet reformu lazım” dediği üst üste en ağır tahkirlerle ana muhalefet liderine hakarette bulunan organize suç örgütü liderinin ana muhalefet liderini “ölümle tehdidi”ne karşı üç gündür “devlet mekânizması”nın suskunluğu dikkat çekici.  

İktidara en ufak bir eleştiri geldiğinde, atılan bir tweete insanları apar topar gözaltına alan, tutuklayan siyasi iktidarın, organize suç”tan 30-40 sene ceza almış, organize suç örgütü –mafya- liderinin Türkiye’nin ana muhalefet partisi liderini tehdide sessiz kalması, “mustafi bakan”ın “at izi it izine karışmıştır” gerçeğini yeniden teyid ediyor. 

Düşünebiliyor musunuz; yüksünmeden, her konuda saatlerce konuşan devletin üst düzeyi, keza çoğu zaman üzerine vazife olamadan eleştirilerde bulunan, Anayasa Mahkemesi gibi yargının en üst mercii mensuplarına meydan okuyan, restler çeken İçişleri Bakanı, devleti felç eden vakıaya karşı ağzını açmıyor. “Çete – mafyanın sözsahibi olduğu yerde hukuka yer yok” gerçeğini göremiyor.

Özetle, siyaset dışı mihrakların meşru siyaseti kriminalize eden, tehdit etmeye kalkışan, yok etmeye yeltenen, siyaseti vesâyet altına almayı hedefleyen “mafya-çete”ye sessizlik, devletin çöküşünün en bâriz işâreti oluyor.

VAZİYET

“Kıbrıs pikniği”

Geçtiğimiz hafta tam da Bakan’ın “istifa olayı”nın ardından Cumhurbaşkanı’nın ilân ettiği “Kıbrıs pikniği”nde yine “itibar” ve “israf” tartışmalarıyla anlamını kaybetti. Zira “Cumhuriyet Bayramı’nı kutlaması”na “piknik yapmaya gitmek” olarak yapılan müdahalede, “devletin itibarı” diye Ada’ya uçaklarla gidildi. 

“İstifa” sonrası ekonomide “reform” ve “acı reçete” mesajlarını veren Cumhurbaşkanı bir uçakla giderken, son günlerde “tartışması” alevlenen “cumhur ittifakı” ortağı Bahçeli için de bir uçak kaldırıldı. Dışişleri Bakanı ayrı bir uçak -jet- tahsis edildi. Bakanlar, bürokratlar ve heyetler için bir uçak havalandı. Bununla da yetinilmedi, korumalar ve araçlar için de iki uçak kullanıldı. 

Bundandır ki bir yandan “ekonominin çöküşü”nden yakınarak “acı reçete”den dem vuran Cumhurbaşkanı’nın, bir saatlik mesâfedeki Ada’ya âdeta “uçak filosu”nu kaldırması, ne işe yaradığı tartışmalı olan ve bir gösteriden öteye geçmeyen “Kıbrıs pikniği”ni değerlendiren ana muhalefet lideri, Meclis grubunda, “Hani bizde bir söz var ya; ayranı yok içmeye diye. Vallahi de ayranı yok! Bu ülkede konteynerlerden beslenen milyonlar hiç aklınıza gelmiyor mu? Sizce vicdan, ahlâk, adâlet duygusu, ekonomi anlayışı var mı? Nedir bu savurganlık ya. Gittiler oraya Rauf Denktaş’ın mezarını ziyaret etmediler…” diye eleştirdi. 

Bu eleştirilere hiçbir cevap verilmezken, bugün sığınılan Denktaş bizzat dönemin Başbakanı Erdoğan tarafından oldukça sert ve hatta tahkir edici ifadelerle defalarca eleştirildi, “marjinallik”le suçlandı. “Siyaset sorun üretme sanatı değil, çözüm üretme sanatıdır. 30-40 yıldır bu işi çözemeyenler bugünleri hazırladılar” diye sorumlu tutmuştu. (gazeteler, 11.4.2004)

GARABET

Kanal’a sahip çıkan zihniyet!

Baştan beri Kanal İstanbul’un İstanbul’u bütünüyle çökerteceği ikazında bulunan Büyükşehir Belediye Başkanı, bütün bilgi, vicdan ve izan sahibi çevreci ve ekonomistlerin ortaya koyduğu hükümlerden hareket ederek, “kanal İstanbul projesi”nin tüm tehditlere açık olduğunu ısrarla anlatıyor.

Şehrin iki defa peşpeşe hem de tarihinde görülmemiş 816 bin oy farkla ilk kez yüzde 54’e varan oyla seçilen belediye başkanı olarak kamu kaynağının çarçur edilmesine olan endişesini bildirirken, demokrasi ve özgürlüklerle ifâde hürriyeti hiçe sayılarak kamuoyunu bilgilendirme çerçevesinde İstanbul’un farklı yerlerine “Ya Kanal Ya İstanbul” afişleri ile donatması, İçişleri Bakanlığı’nca Mülkiye Müfettişi görevlendirilerek “ön inceleme” yapılması garabeti sergileniyor. 

Bununla da kalınmıyor; hiçbir demokratik değere uymayan ve darbe dönemlerinde dahi görülmeyen bu garabet, “devlet projesi” olarak görülerek, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin İstanbul halkı adına Kanala karşı çıkması “devlet projesi”ne karşı çıkmak olarak yorumlanıyor!

“İdarenin Bütünlüğü İlkesi’ çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği ve bu çerçevede idari vesayet denetimine tabi oldukları” ibâresi eklenerek, seçilmiş belediye başkanının vatandaşlarının hakkını ve hukukunu korumasının “Devletin Egemenlik Yetkisi”ne ilişkin olduğu bildiriliyor. “İdarenin bütünlüğü ilkesi”nden, “hukuka aykırılık”tan bahsediliyor. Bir kişinin kararı “devlet politikası”ymış gibi gösteriliyor. 

Tam da Cumhurbaşkanı ile Adalet Bakanı’nın “yargı reformu”ndan dem vurduğu sırada …

Garabet içinde garabet…

Okunma Sayısı: 3084
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mehmet

    21.11.2020 03:38:02

    Zihniyet, el ne der? mi olmalı yoksa HAK ne der mi olmalı.HAK kın hiç hatırı kalmamış. RIZA yi sorsak Beşıktaş eski kaptanı derler.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı