"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Gurbette bir bayram - Bir sevda idi öğretmen olmak (10)

Durmuş Ali İnci
18 Haziran 2026, Perşembe
1967-1968 öğretim yılında, geç de olsa yeni açılan İmroz İlköğretmen Okulu’na kavuşmuştuk. Bizim için hayat, adeta okuldan ibaretti.

Ada halkının büyük çoğunluğu Rumlardan oluşuyor, sosyal hayatımız ise neredeyse tamamen okul sınırları içinde geçiyordu. Eğer her şeyimizi paylaşabildiğimiz o samimi arkadaşlıklar olmasaydı, üç yılı orada tamamlamak pek de kolay olmazdı.

4/B şubesinin uzun boylularından biriydim. Okula başladığım ilk yıl, 27 Aralık’ta düzenlenen kros yarışmalarına katılmış, fırsat buldukça basketbol sahasına inerek hem spor yapmış hem de sıla özlemimizi hafifletmeye çalışmıştık. Okulun alt tarafındaki o mütevazı saha, bizim için bir kaçış noktasıydı.

Aynı yılın Kurban Bayramı geldiğinde, memlekete gitme imkânımız yoktu. Bayramı gurbette, okulda geçirecektik. Sabah kahvaltısına bile katılmadan kendimizi basket sahasına attık. Aslında amacımız sadece basket oynamak değildi; içimizdeki bayram burukluğunu biraz olsun bastırabilmekti. İlk defa köyümden uzakta, anamın bazlama ekmeğinden ve meşe odununda sac üzerinde kızarmış kurban etinden mahrum bir bayram geçiriyordum.

Zaman nasıl geçti anlamadık. Öğle yemeği saati gelmiş, nöbetçi öğrencinin çaldığı zili bile duymamıştık. Arkadaşların yüksek sesle çağırmasıyla aceleyle okula koştum. Spor kıyafetiyle yemekhaneye girmek yasaktı; önce üst kata çıkıp üzerimi değiştirmem gerekiyordu.

Okul koridoruna girdiğimde öğrenciler yemek sırasına girmişti. İki sıra arasından hızla geçerken farkında olmadan birine çarpmışım. O an önemsemeden merdivenlere yönelmiştim. Ancak arkamdan sesler yükseldi: Nöbetçi öğretmen beni çağırıyordu.

Nöbetçi öğretmenimiz, müzik hocamız Füsun Taygur’du. Kibar, zarif ve titizliğiyle bilinen bir öğretmendi. Kalabalığın arasında onu fark ettiğimde yüzündeki öfke dikkat çekiciydi. “Hiç mi görmedin?” diye sert bir şekilde çıkıştı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken “Eğil!” diye bağırdı. Eğildiğim anda, beklemediğim bir şekilde yüzüme şiddetli bir tokat indirdi.

O an yaşadığım şaşkınlık ve acı, bayramın burukluğuna eklenmişti. Yıllar geçse de o tokadın izi hafızamdan silinmedi. Daha sonra arkadaşlarım, koşarken öğretmenimize çarptığımı ve onun da deterjanlı kirli suyun içine düştüğünü anlattılar.

Olay bununla da kalmadı; disiplin kuruluna sevk edildim. Neyse ki sınıf öğretmenimiz Mülazım Şan, meseleyi anlayışla karşılayarak bana destek oldu. Bu sayede daha ağır bir ceza almaktan kurtuldum.

Ancak bu olaydan sonra müzik dersleri benim için hiç eskisi gibi olmadı. Öğretmenimin bana karşı tavrı değişmiş, ben de o dersten güçlükle geçmiştim.

Aradan geçen uzun yıllara rağmen, gurbette geçirilen o bayram ve yediğim o tokat, hafızamda hâlâ ilk günkü canlılığını koruyor.

(Devam Edecek) 

Okunma Sayısı: 205
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı