Artık öğretmenlik yolunda ilk adımı atmıştık. İmroz İlköğretmen Okulu talebesiydik. Hem de boyu boyuma, huyu huyuma uygun iki arkadaş edinmiştim. Sınıfımızın en uzun üçlüsü.
Uşak'lı Ali ve Necati ile hep beraberdik. Cam kenarı son sıra bizim değişmez mekânımız olmuştu. Bir hafta başı okulun önünde dörderli sıra olmuş, sınıf sınıf dizilmiştik. İstiklal Marşımızı çığlık atar gibi yürekten söylemiştik. Rumların yaşadığı bu adada haykırmak, adayı fetheden Fatih dedemizi hayalen ordusuyla yanımızda hissetmek çok farklı bir duyguydu. Hele o günlerde Kıbrıs'ta Makarios öncülüğünde nice masumların şehid edildiği bir zamanda oradaki Rumlara öfke duymamak mümkün mü? Fakat bizler Fatih'in torunlarıydık. İman dolu yüreğimizle Kur'ân'dan gelen İlâhî emir, "Hiçbir günahkâra başkasının günahını yükleyemezsin" emri, bizim öfkemizi söndürüp durduruyordu. Kıbrıs’taki caniler ile İmroz'daki masumlar aynı soydan Rumlardı. Hatta bu cinayetlerden için için sevinç de duyuyorlardı. Fakat biz onlara cani muamelesi yapamıyorduk. Aksine onlara Müslümanların merhametini, şefkatini, insan sevgisini göstermeye çalışıyorduk.
Bu duygularla söylediğimiz İstiklal Marşı’mızla şanlı bayrağımızı gönderden indirdik. Bizim öğretmenlik sevdasında duygularımızı hayallerimize yücelten Öğretmen Marşımızı söylüyoruz. Dakikalar boyunca süren bu duygu yüklü bekleyişten sonra artık sınıflarımıza girmeyi bekliyorduk. Erzurum Dadaşı, haşmetli, iriyarı, bakışları bıçak gibi keskin kahraman Albayımız bizlere sesleniyordu.
"Gençler! Lozan Antlaşması gereği burada asayişi sağlayacak kadar asker bulundurabiliyoruz. Savunma amaçlı bile olsa başka kuvvet bulunduramıyoruz. Okulunuzu bir tehlike anında sivil olarak sizler savunacaksınız" diye devam eden bir konuşmadan sonra sınıflar halinde sırada bekleyen bizlerin arasında dolaşmaya başladı. Elinde ince kırbaç gibi bir sopası vardı. Birden gür bir sesle haykırdı.
- Sopa ile başına dokunduğum arkadaşlar sıradan ayrılarak yan tarafta ayrı bir sıra olsunlar.
Başını sopanın okşadığı arkadaşlar bir bir kenara çıkmaya başladı. Hepimiz bu sopanın bizim başımızı da okşamasını yürekten istiyorduk. Nihayet seçilen kırk arkadaşımız orada kalırken geri kalanlarımız koridorları çınlatan seslerle sınıflarımıza ulaşmıştık.
Rumların yaşadığı bir adada, Kıbrıs’ta yaşanan acıların gölgesinde öğretmen olmak için yetişen gençler… İmroz İlköğretmen Okulu’ndaki ilk gün unutulmaz bir hatıraya dönüşüyordu.