Amerika’da mı yoksa “Trump’ın Amerikası”nda mı demek lazım karar vermek zor da olsa, hakikaten Amerika Birleşik Devletleri’nde bilhassa son zamanlarda garip işler oluyor.
ABD Başkanlık koltuğuna bir dönem ara verdikten sonra ikinci defa oturan Donald Trump, öyle kararlar alıyor ki bu kararlar alışılmış “ABD başkanları” kararlarına hiç benzemiyor. Hatta ve hatta, Trump’ın bu dönemde aldığı çoğu karar, ilk dönemde aldığı kararlardan da farklı. ABD Başkanı hemen her gün konuşuyor, ama bu konuşmalar ekseriyetle bir gün önce yaptığı konuşmaları dahi nakzedebiliyor. Geçmiş dönemde ve adaylık sürecinde “ABD askerlerinin uzak ülkelerde ne işi var, paralarımızı başkası için harcayamayız” diyen Trump, şimdi dünyanın en uzak bölgelerine elini uzatıyor, askerini gönderiyor ve keyfi olarak müdahalelerde bulunuyor.
Trump’ın sadece İran konusundaki konuşmaları ve beyanları alt alta dizilse birbirinin tam tersi onlarca açıklama yapığı görülebilir. Bir gün “Savaş bitmek üzere” derken ikici gün “Kesin zafer kazanmadan savaş bitmez” diyebiliyor.
Trump’ın medya kuruluşlarıyla yaptığı ‘kavga’ da dikkat çekici. Tabii ki uzaklardaki bu kavga, bir yönüyle Türkiye’yi de hatırlatıyor. Gelen haberlere göre ABD Başkanı Donald Trump, Amerikan televizyon ağlarının kendisine uyguladığı ambargoya karşı kendi platformu olan Trump TV’yi kurarak cevap vermiş. Beyaz Saray, hükümet açıklamaları ve geçmiş değerlendirmelerin yer aldığı yayının 24 saat esasına göre yapıldığını duyurmuş. Hatırlamak lazım ki, ABD’nin büyük televizyon ağları NBC, ABC, CBS ve Fox News, CNN, Politico ve MS Now’ın başkanlık bilgilendirme toplantılarından dışlanmasına tepki olarak Beyaz Saray’daki televizyon yayınlarını durdurma kararı almıştı. Habere göre dışlanan üç medya kuruluşu, Beyaz Saray’ı takip etme erişimlerinin yeniden sağlanması amacıyla Washington’daki federal temyiz mahkemesinde dava açmış. 19 Eylül 2026 Cumartesi günü Beyaz Saray güvenliği, ABD Başkanı Donald Trump’ın talimatı doğrultusunda söz konusu üç basın kuruluşunun gazetecilerinin (Beyaz Saray’a) girişini yasaklamıştı. Kararını kendi özel platformundaki bir mesajla duyuran ABD Başkanı Donald Trump, sürekli yalan haber yapılmasının bir sonucu olarak bu medya kuruluşlarının dışlandığını belirtmiş. (trthaber.com, 22 Eylül 2026)
Trump’ın ya da yerli ya da yabancı siyasetçilerin medyaya kızmaları mümkündür, ancak her muhalefet edeni “yalan haber yapmak”la itham etmek de doğru değildir. Çünkü yalan haber yapanların uzun süre bu yalanların devam ettirmesi mümkün olmaz. Serbest ve hür bir ortam olunca “yalan haber” bir saat sürmeden “doğru haber”le mağlup edilebilir.
Amerika’da yaşanan bu hadisenin bir benzeri de ülkemizdeki “akredite” uygulamasıdır. İktidar mensupları bu uygulama ile kendilerine yakın görmedikleri medyayı cezalandırma yoluna gidiyorlar. Böyle siyasetçilere karşı anladıkları dilden cevap vererek “haberlerine yer vermeme” yolu tercih edilebilir.
Ne kadar akredite, o kadar haber... Ambargoya karşı ambargo...