"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Metre değil insan ölçer

Kemal Vapur
25 Eylül 2026, Cuma
Şu iki durum ne kadar hayret veriyor: Birincisi, irtibat kurabilme ve intisap etme, yönelme cihetinde Yaratıcı, İlâh bir ve tek; ikinci hayret verici cihet ise O’nun, Yaratıcının yarattığı, sayılamayacak kadar çok eşyası, mahluku ile de muhatap ve irtibat hâlindeyiz.

Hem bir ve tek olan İlâh ile hem de yarattığı birçok mahluk, eşya ile irtibatlı, muhatap olabilmek... Kur’ân’ın, Hz. Peygamberin (asm) rehberliğinde kıymettar, sanatlı eşya ile O’nu tanımaya çalışmak... “Ben gizli bir hazine idim; bilinmek istedim, mahlukatı yarattım.”  kudsî hakikatini tefekkür etmek...

Çok mutluluk ve hayret verici bir durum, büyük bir nimet bu hakikatten haberdar olabilmek.

“Sana olan hayretimi daha da arttır.” manası ya da “Allah’ım! Ben seni hakkıyla medh ü sena edemem. Sen kendini sena ettiğin gibisin.” hakikatleri, ifadeleri bizzat ne kadar hayret verici, önemli ve tanıtıcı, vasıflandırıcı manalar.

İnsan, maddî boyutları, ebatı ciheti ile hem en küçük eşyada; atomları, zerreleri hem de en büyükler üzerinde; galaksileri dahi tefekkür edebiliyor, inceleme, değer biçme yapabiliyor, en ince özelliklerini yazıp arşivlerinde not edebiliyor. İnsan boyunun da bu mükemmel ölçüde olması neticesinde ki ne bir dağ kadar büyük ne de bir karınca kadar küçük değil, insan sanki ölçü vasıtası bir metre gibi. Elimizde taşıyabildiğimiz metre de ne çok uzun ne de çok kısa olan tasarımı neticesinde kullanışlıdır. Pek çok küçüklü büyüklü uzunluk mertebelerini bu kıvamlı ebatı ile ölçer, değer biçer.

İnsan da bu mükemmel büyüklükteki ölçülü yaratılışı ile kâinattaki büyük-küçük, maddî hem de manevî her şeyi, kendisine takılan cihazlarla, organlar ve hissiyat ile ölçebiliyor. Hem de bu ölçümü şuurlu bir şekilde gerçekleştirebiliyor. Duvardaki saatin hem kendisinden hem çevresindeki her şeyden habersiz bir şekilde zamanı ölçtüğü gibi değil. İnsan hissiyatlanıyor, feyiz alıyor, gözlemliyor, kanaat sahibi oluyor, hüküm veriyor bu ölçümleme kabiliyeti vesilesi ile. Bu mükemmel kıvamda, özelliklerde tasarlanması, yaratılması neticesinde Allah’ı tanımak, O’na muhabbet etmek, manevî yakınlık kazanmak, hayranlık duyma ve şükür, tesbih, tahmid, temcid, tekbir, tehlil etme gibi kudsî ve hakikatli faaliyetleri, ubudiyeti iradesi ile yapabiliyor.

Kısacık ömrü ile, sonsuz ömürlü ahiretteki Cennet ve Cehennem ülkeleri yanında, işte kâinat şehri ve sergi salonu, dershanesi, bekleme salonu, cin ve insan nevinin eğitim ve imtihan meydanı. İşte bu paha biçilmez kıymette özellikler ile teçhiz edilmiş insanın bu kâinat âlemindeki kudsî, paha biçilmez kıymetteki ubudiyet vazifesi. Ubudiyetin her nevini içeren mü’minin manevî miracı da olan namaz ibadeti.

Şeytanın ve nefsin hilelerine kapılarak tefekkürden, ubudiyetten uzak düşülmesi nispetinde ise eşyanın yaratılmış olduğu ve hakikî sahibi unutuluyor. Kâinattaki her şey nazarlarda sıradanlaşmaya başlayıp bu ülfet ile de eşyadaki sanatın kıymeti gizleniyor ve Yaratıcıyı tanıma, rızasına, marifetullaha, muhabbetullaha ulaşma imkânından uzak düşülüyor. Kâinattaki bu en önemli meselede dikkatli, ciddi, araştırmacı olmalı ki insan kendisini de ölçüp okuyup anlamaya çalışmalı; yoksa hayvan ve camid hükmünde insan olmak ihtimali var.

Okunma Sayısı: 116
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı