Gençler belki hatırlamaz, eskiden TV’lerde tekrarlanan “kamu spot”ları olurdu. Bunlardan biri vatandaşları “satış fişi” almaya teşvik eder ve “Sizlerden alınan bu vergiler, yine size elektrik, yol ve su olarak dönecek” denilirdi.
Esasında olması gereken de buydu. Ne var ki bazıları “yol, su, elektrik” meselesini her halde “yolsuzluk” olarak anlamış olacak ki son yıllarda yolsuzluk yapmak sıradan hale geldiği gibi, neredeyse yolsuzluk yapmayanlar “iş bilmez” denilmek suretiyle kınanmaya başlandı.
Tabiî ki bu mesele sadece Türkiye’nin derdi de değil. Araştırmalara göre dünyanın çoğu ülkesi bu hastalıktan kıvranıyor.
Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün (Transparency International) 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi’ne göre dünyada yolsuzluk algısı son 10 yılı aşkın sürenin en kötü seviyesine gerilemiş. 182 ülke ve bölgenin değerlendirildiği endekste küresel ortalama 42 puana düşerken, Türkiye 31 puanla listede 124. sırada yer almış. Listenin zirvesinde Danimarka, Finlandiya ve Singapur bulunurken, en düşük puanları Güney Sudan, Somali ve Venezuela almış durumda. (karar.com, 31 Mayıs 2026)
Endeks, ülkeleri 0 ile 100 arasında puanlıyor. 0 puan “çok yolsuz”, 100 puan ise “çok temiz” kamu sektörü durumunu ifade ediyor. Türkiye bu puanla, hem 42 olan küresel ortalamanın hem de bölgesel rakiplerinin gerisinde kalmış. Türkiye ile aynı puan bandını paylaşan ülkeler arasında Belarus, Cibuti, Moğolistan ve Nijer yer almış. Peki, Türkiye bu tabloyu ve bu sıralamayı hak ediyor mu? Bu sıralama ile mi dünyaya ya da “İslâm dünyası”na örnek olacağız, örnek gösterileceğiz?
Ülkelerin üçte ikisinden fazlası 50 puanın altında kalmış. Bu durum, yolsuzlukla mücadelede küresel ölçekte ilerlemenin sınırlı kaldığını, birçok ülkede ise gerileme yaşandığını ortaya koymuş. Endeksi hazırlayan Transparency International, yolsuzluğun yalnızca kamu kaynaklarının kötüye kullanımı anlamına gelmediğini; sağlık, altyapı, afet hazırlığı ve gençlerin gelecek beklentileri üzerinde de doğrudan etkiler doğurduğunu hatırlatmış.
Raporda yolsuzlukla mücadelede demokratik denge-denetim mekanizmalarının, bağımsız yargının, özgür medyanın ve sivil toplumun kritik rolüne dikkat çekilmiş. Zaten bağımsız yargı ve hür medyanın olmadığı bir yerde yolsuzlukla, usulsüzlükle mücadeleren bahsedilebilir mi?
Uluslararası Şeffaflık Örgütü’ne göre birçok ülkede sivil alanın daralması, gazetecilerin ve sivil toplum kuruluşlarının baskı altında kalması, yolsuzlukla mücadeleyi zayıflatıyor. Kurum, yolsuzluğun geriletilmesi için yargı sistemlerinin güçlendirilmesi, kamu harcamalarında denetimin artırılması, seçim finansmanında gizli paranın önlenmesi ve medya özgürlüğünün korunması gerektiğini hatırlatmış.
Akıl için yol birdir: Türkiye, yolsuzlukla mücadele edecekse önce “bağımsız yargı, hür medya ve şuurlu sivil toplum”a fırsat vermeli. Aksi halde karnemizin düzelmesi mümkün olmaz.
Bu tabloyu, bu karneyi ve bu listeyi değiştirmek durumundayız vesselam.