Cihad, insanlara dini tebliğ etmek suretiyle Allah’ın adını yüceltmek için gayret göstermek ve insanlardan gelen sıkıntıya katlanmak demektir.
Dinin yüksek hakikatlerini ortaya koymak için ilmî araştırma yapmak, Kur’ân ve Sünnetten hüküm çıkarmak için gayret göstermek “içtihad” bunu yapanlara da “müçtehid” denir.
Cihad, iman ve Kur’ân hakikatlerini hikmetle ve güzel öğütle önce kendi nefsimize, sonra insanlara anlatmaktır. Yüce Allah “İnsanları Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel şekilde mücadele et”1 buyurur. Peygamberimiz (asm) “En büyük cihad nefisle yapılan cihaddır.”2 “Mücahid nefsi ile cihad edendir”3 buyurmuşlardır.
Bediüzzaman bunları “manevî cihad” kavramı ile ifade etmiştir.
***
Kur’ân-ı Kerîm’de “c-h-d” kökünden gelen ayetler manevî cihaddan bahseder. Kur’ân-ı Kerîm’de maddî cihad olan savaşın ifadesi “kıtal” ve “harb” kelimeleridir. Bu da zulmü ve tecavüzü önlemek, toplumda huzur ve asayişi temin etmek içindir. Kur’ân-ı Kerîm “Sizinle savaşanlarla siz de savaşın, fakat aşırıya kaçmayın. Allah haddi aşanları ve zulmedenleri sevmez.”4 “Barışmak isterlerse siz de barışın ve Allah’a güvenin”5 “Sakın anlaşmaları bozmayın”6 ferman eder.
Savaşa masumları korumak ve mütecaviz düşmanların zulümlerine engel olmak için izin verilmiştir.7 Müslümanlar savaşı başlatan ve barış anlaşmalarını da bozan taraf olamaz. Günümüzde yapılan savaşlarda, masumlar zarar görmektedir.
***
Bediüzzaman “Her bir mü'min i'lâ-yı kelimetullah ile mükelleftir. Bu zamanda en büyük sebebi maddeten terakki etmektir. Zira, ecnebîler fünun ve sanayi silâhıyla bizi istibdad-ı manevîleri altında eziyorlar. Biz de, fen ve san'at silâhıyla i'lâ-yı kelimetullahın en müthiş düşmanı olan cehil ve fakr ve ihtilâf-ı efkâra cihad edeceğiz.
Amma cihad-ı haricîyi şeriat-ı garrânın berahin-i kâtıasının elmas kılınçlarına havale edeceğiz. Zira medenîlere galebe çalmak ikna iledir, söz anlamayan vahşîler gibi icbar ile değildir. Biz muhabbet fedaîleriyiz; husumete vaktimiz yoktur”8 buyurur. “Son dersinde” de “Asıl mesele bu zamanın cihad-ı manevîsidir. Manevî tahribatına karşı sed çekmektir. Bununla dahilî asayişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir…”9 demektedir.
İslam dünyası barışı esas alarak manevî cihada sarılırsa ve Bediüzzaman’ın “Asya'nın bahtını, İslâmiyetin talihini açacak yalnız meşrutiyet ve hürriyettir-fakat şeriat-ı garrânın terbiyesinde kalmak şartıyla...”10 buyurduğu gibi hürriyetçi demokrasiye sahip çıkarak, demokrasiyi şeriat-ı garrânın terbiyesine verirse maddî ve manevî terakki eder ve Asr-ı Saadette olduğu gibi medenî dünyanın lideri olur.
Dipnotlar:
1- Nahl Suresi: 125.
2- Beyhaki, ez-Zühd, Beyrut-1996, 1: 165; Hatip Bağdadî, Tarihu’l Bağdad, 3: 523-524; Zehebî, Siyer-ü Alamü'n Nübela, 56:324; Keşfu’l-Hafa, 1: 511; Ali el-Kari, el-Esrarü’l-Merfua, s. 206-207; Tahricu Ahadisi’l-İhya, 3: 7, 64; Feyzü’l-Kadir, 4: 511.
3- Tirmizi, Fedailu'l-Cihad, 2.
4- Bakara Suresi: 190.
5- Enfal Suresi: 61.
6- Maide Suresi: 1; Nahl Suresi: 91.
7- Hac Suresi: 39.
8- Tarihçe-i Hayat, Makalat, Hakikat, s. 77; Dinî Ceride, 26 Şubat 1324 (Mart 1909)
9- Emirdağ Lâhikası, Bediüzzaman’ın Son Dersi, s. 631.
10. Muhakemat, s. 56.