"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tıbbın gelişmesinde İslâm’ın rolü

Feyzullah ERGÜN
12 Temmuz 2020, Pazar
İnsanlık tarihinin ilk çağlarından itibaren yazılan en eski tıp klâsikleri, özellikle eski Mısır ve Yunanlılardan kalma yazma eserlerin günümüze kadar kaybolmadan, sağlıklı bir şekilde ulaşabilmesinde, ilim aşığı Müslüman yönetici ve ilim adamlarının rolü, dünya bilim tarihinde benzeri yaşanmamış olaylar, unutulmaması gereken bir yaşama tarzı meydana getirmiştir.

Bu bilimdeki fedakârlıklar gerçekleştirilememiş olsa idi, özellikle Hipokrat ve Galen’in eserleri, kaybolan eserlerden olmaları kaçınılmaz olacaktı. Beden ilimlerine de büyük değer veren İslâm dini, bu düşünceler çerçevesinde yöneticilerin değerli korumaları desteğinde büyük gayretlerle çalışan ilim adamları, benzeri yaşanmamış yoğun çalışmalarla bu değerli eserleri yok olmaktan kurtararak, insanlığın hizmetine sunmuşlardır. Müslüman yönetici ve ilim adamlarının, unutulmaz çalışmalarından örneklerin, bizlere motivasyon kazandıracağına inanıyoruz.

Kaybolmak üzere olan ilim kaynaklarını bulup, kurtarmayı hedefleyen Müslümanların hareket noktasını, İslâmiyet’in ilme verdiği değerin ilâhî kaynaklı olmasıyla ilgilidir. İslâm öncesi asırlarda yazılan değerli “Yunan tıp kitaplarını önce Süryani diline, oradan Arapça’ya tercüme ettiren Abbasioğulları kadar hiçbir hanedan dünya ilmine hizmet etmemiştir, denilirse mübalâğa edilmemiş olur. Yunanca’dan Arapça’ya çevrilen kitaplar için tercüme hakkı olarak, terazinin bir kefesine kitaplar, diğer gözüne altın konularak ödeniyordu. Bunu bilen tercümeciler eserlerini kalın kâğıtlara, büyük harflerle yazarak tercümelerinin tartısını ağırlaştırarak, o suretle para almak istiyorlardı. Yahudi asıllı olan hazine vekili tercümecilerin bu hilelerini haber verdiği vakit, Abbasi halifesi şiddetle itiraz etmiş, hazinenin âlimlere verilen paralarla, ilim yolunda harcanan altınlarla asla fakirleşmeyeceğini söylemiştir. Bizanslılarla yapılan harplerde barış antlaşması sırasında, falan şehirdeki kilisenin kitaplığında bulunan Hippocrate’in şu tarihte yazılmış nüshasını verdiğiniz takdirde, bu kadar esir yahut falan şehzade para alınmadan salıverilecektir şeklinde maddeler koymuşlardır. Böylelikle Bizans ülkesinde sönmeye yüz tutan tıp güneşi, Mezopotamya’da Müslüman bir devletin himmet ve gayreti ile yeniden parlamaya başlamıştır. Gerçi tercümecilerin çoğu Hıristiyan yahut onun bir mezhebi olan Nusayri yahut Yahudi iseler de, fakat yaptıkları tercümeler Arap diline ait olduğu için bunların hepsini, hatta bazen aralarında Mecusi dininden tabipler de olduğu halde, Arap yahut İslâm tıbbı’nın temellerini atmış oldular.” 1

İlim dünyasına yapılan harika örneklerle dolu bu hizmetlerin sonuçları, günümüz tıp tarihi araştırmacıları tarafından takdirle değerlendirilmektedir. Yapılan bu hizmetlerin anlaşılabilmesi için, unutulmaması gereken en önemli nokta ise “XV. Yüzyılda karanlıklar içerisinde bocalayan, hatta ünlü kralları okuyup yazma bilmeyen Avrupa Renaissance denilen bir devreye girerken, tıbbı Arapların tercümelerinden değil, asıl Yunancasından okumak istediklerinde, ellerine doğru yazılmış nüshalar geçiremediler. O zaman Abbasiler devrinin mütercimleri tarafından, kendi dillerine çevrilen kitaplara müracaat ederek bunları Latinceye tercüme ettiler. Hemen şunu söyleyelim ki, barbar Latincesi denilen bir üslûpla yazılmış kitaplardan mana çıkarmaya imkân yoktur. Çünkü Arapça kelimeleri, Latinize ederek işin içinden kurtulmak istemişlerdir. Onun için meselâ Avrupalıların “Le prince des medicines” hekimleri hükümdarı yahut biz doğuluların “Eşşeyhu-r reis” diye kadrini yücelttiğimiz meşhur İbn-i Sina’nın El- Kanun Fi’t tıb ünvanlı 5 kitaptan meydana gelen 3 büyük cildin Venedik’te yapılan Latince tercümesini okuyup, mana çıkarmaya imkân ve ihtimal yoktur. İslâmî ilim sisteminin Avrupa’ya geçmesinde, İspanya ile kuzeybatı Afrika, özellikle Gerard de CREMONE (1114-1187) ile Michel SCOTT gibi kişilerin Toledo’da tahsil ederek öğrendikleri ilmi, Hıristiyan Avrupa’sına getirerek malûm olduğu üzere, en önemli rolü oynamışlardır. 1200 sene sonra Abbasi halifelerinin bilim severliklerini saygı ile anar, geri kalmış doğunun ilerleyebilmesi için, Abbasioğullarını örnek tutmalarını tavsiye ederiz. Bir millet, kendisinin bu kadar yabancısı olmamalıdır.” 2

Bundan sonra bir süre için, unutulmuş veya az bilinen tıp tarihi ve sosyal tıp alanındaki konuları araştırmaya gayret ederek, doğru bilgilere ulaşmaya çalışacağız.

SAĞLICAKLA KALIN

Dipnotlar:

1) Prof. Dr. Feridun Nafiz UZLUK, Toplu Makaleler, c. 1- 2. Kitap, s. 733, T.T.K. Yayınları 2017.

2) Age. s. 734.

Okunma Sayısı: 1397
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı