"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kur’ân kitabı da, kâinat kitabı da “okunmak” ve “anlaşılmak” içindir

Hüseyin Şahinoğlu
12 Ağustos 2020, Çarşamba
Yazar açısından kitap “okunmak” için yazılır.

Okuyucu açısından da kitap “okunmak” amacıyla edinilir. Okunmaktan maksat anlaşılmak, anlaşılmaktan maksat da hayatımıza doğrudan veya dolaylı pozitif katkı temin etmesini sağlamaktır. Hiçbir yazar okunmasın diye kitap kaleme almadığı gibi, hiçbir okuyucu da boş yere kitap edinmez. Doğrusu ve makulü bu olmakla birlikte, okuyucu açısından kimi zaman fiilî durum bunun dışında olabiliyor. Kitaplığımızda halen kapağını açmadığımız kitaplar bulunabiliyor. Eğer sıraya koymuş ve henüz dokunmadığımız kitaplar sırasını bekliyorsa bu, yadırganmayabilir. Ama onları rafların tozlu bölmelerine teslim etmiş ve bir aksesuar gibi tutuyorsak bu, her şeyden evvel kendimize, yazara ve içindeki bilgilere “yazık” demektir.

Diğer taraftan eğitim doğru ve sağlıklı bilgiler üzerine dayanır ya da dayandırılır. Doğru ve sağlıklı bilgiler ise daha çok yazılı belgelerden yani “kitap”lardan elde edilir. Esasen “kitap” kelimesinin etimolojik olarak “yazı” ya da “yazıya geçirilmiş bilgi yahut açıklama” anlamına gelmesi dikkate değerdir. Geçmişte bilgelerin aktardığı açıklamalar geçekte, “varlık” kitabının sayfalarına yazılmış “esrâr”ın sözlü olarak dile getirilmesinden başka bir şey değildir.

Bu yüzden geçmişte ve günümüzde “varlık sahrasına” ayak basan her insan, iki ana kitapla karşılaşmaktadır: a) Varlık kitabı ya da kainat kitabı, b) vahiy kitabı ya da Kur’ân. Bunlara bir de varlık kitabını inceleyerek kişilerin kendi inanç ve bakış açılarına göre derleyip kaleme aldıkları “malûm kitapları” ya da yazılı belgeleri ekleyebiliriz.

Kitap, iki kapak arasında anlam ya da anlamlar kümesini sembollerle ifade eden kâğıt tomarlarından ibarettir. Bu semboller işaretler olabilir, resimler olabilir, harfler olabilir. Biz genelde kitap denildiğinde; harflerin kelimeleri, kelimelerin cümleleri, cümlelerin paragrafları, paragrafların sayfaları teşkil ettiği iki kapak arasındaki “sayfalar bütününü” kast ediyoruz. Bu algımızın yanlış olmamakla birlikte, eksik olduğu aşikârdır. Zira anatomik varlığımız da Var Edicisine yaptığı işaretler açısından bir kitaptır, yaşadığımız fizikî çevre de bir kitaptır, dünya da bir kitaptır, nihayet bütün varlık âlemi de bir kitaptır. Yani bütün bunlar çeşitli anlamları ifade eden işaretler ve semboller dizisi niteliğindedir!

Tahkikî iman eğitiminde kitabî mesajlarla ilişkimizi tesise dönük temel bir usûlî prensibe değinmek istiyoruz: “Anlamaya odaklanmak üzere kâinat kitabını ve Kur’ân’ı sürekli olarak okumaya çalışmak”.

Evet, Üstad Hazretleri’nin ifade ettiği üzere kâinat, Allah’ın kudret sıfatından gelen kevnî bir kitap, Kur’ân ise O’nun kelâm sıfatından gelen lâfzî bir kitaptır. Her iki kitap da aynı Kâtibin, aynı Zât-ı Akdes’in mesajlarıdır. Yine Üstad’ın işaret ettiği üzere Kur’ân, kâinat kitabını okuyan bir kılavuz, ayrıca onun bir çeşit tercümesi, kâinat da Kur’ân kitabının açılmış ve genişletilmiş hali mahiyetinde bir eserdir. Bu iki kitabı sürekli olarak okumaya ve anlamaya yönelik bir çaba içinde bulunmadan “tahkikî iman eğitiminde” mesafe kat etmek, ilerlemek mümkün değildir. Risale-i Nur tam da bunun eğitimini vermektedir.

Kur’ân okumaları, ülkemizdeki yaygın uygulama üzerinden ifade edecek olursak, genellikle “lâfzını okuma veya lâfzını okumayı öğrenme” üzerinden yürüyor. Bu, ilk adım niteliği taşıması açısından önemli olmakla birlikte, devamını getirmek yani onu anlamaya çalışmak zorunludur. Bunun için çeşitli mealler, açıklamalar, tefsirler okunabilirse de Kur’ân’ın bu asra bakan dersi olan Risale-i Nur’u okumak “Kur’ân maksatlarına” nüfuz etmek açısından büyük bir imkân sağlamaktadır. Zira Risale-i Nurlar, Kur’ân’ı, sûre sıralı olarak açıklayan bir tefsir olmamakla beraber, Kur’ân’ın temel mesajlarını kâinat kitabından temellendirerek işleyen müstesna bir Kur’ân kılavuzudur!

Kâinat kitabını okumaya gelince, Yine Üstad Hazretleri’nin işaret ettiği gibi bu, bütün varlık, olay ve var oluşları Yaratıcısı adına tefekkür etmekle gerçekleşir. Yaratıcısı adına tefekkürün usûl ve anahtarlarını ise Kur’ân-ı Hakîm vermektedir. Kâinat kitabının çeşitli bölüm ya da sayfalarına ait örgün eğitim kurum- larında verilen bilgiler, mevcut dil ve yaklaşımıyla sıkıntılıdır ve sıkıntılara sebep olmaktadır. Meselâ, biyoloji canlılar sayfasına ait bilgiler veriyor, ama canlılığın kaynağına işaret etmiyor. Jeoloji yer küremize ilişkin paragraflara dair konuşuyor görünüyor, ama “İlâhî Kudret ve İrade”yi gündeme getirmiyor. Oysa insanî olarak yani akıl ve vicdanımızla sorguladığımızda canlılar dünyasındaki “hayat, tasarım, hikmet, rahmet ve güzellik” gibi özellikleri varlıkların kendileri ile açıklayamıyoruz. Yine meselâ, yer küremizdeki ince mühendisliği, hassas ölçü ve ölçülüğü, harika nizam ve düzenliliği eşyanın kendisine atfetmemiz mümkün görünmüyor. Sonuçta vahyin rehberliğinde bütün bu özelliklerin işaret ettiği sonsuz İlim, İrade ve Kudretin bulunduğunu anlıyor, O’na kâinatın şahitliğinde iman ediyoruz. Örgün eğitin alanlarında verilen bilgileri böyle bir okuyuş ile yani Yaratıcıya bakan yönüyle okumaya, anlamaya çalışmak imanî eğitimin kendisi oluyor. Böyle bir irtibatlandırmaya gitmeden okumak yahut bilgilenmek ise insanî gerçeğimize uymuyor.

Tekrar kitap konusuna dönersek; iki ana kitap var önümüzde ve elimizde. Kâinat ve Kur’ân. İkisi de “okunmak” ister. Okunmasını murat etmeseydi Kâtib-i Mutlak, bizi onlara muhatap kılmazdı. Okunmaktan murat da “anlaşılmak” ise her iki kitabı da sürekli olarak anlamaya çalışmakla yükümlüyüz. Aksi halde umursamaz bir tutum içinde olmak hem kendimize hem kitaplara karşı “yazık” diyebileceğimiz bir tutum olacağı gibi ayrıca bu kitapların Kâtibine karşı bir çeşit saygısızlık niteliği taşıyacaktır. Burada en büyük kılavuzumuz Risale-i Nurlar’dır. Risaleler bize müellifin özne- liğinde ve önderliğinde hem Kur’ânı, hem kâinat kitabını okumaktadır. Bu okuyuş anlamayı, anlamak da “kulluk hayatımıza” tarifsiz pozitif faydaları temin etmektedir.

Ne mutlu Kur’ân’ı anlamaya çalışarak okuyanlara! Ne mutlu Kur’ân’ın kılavuzluğunda kâinat kitabını okumaya ve anlamaya çalışanlara! Ne mutlu Risale-i Nur ile Kur’ân ve kâinat kitabını okumanın ve anlamanın usûl ve prensiplerini talim ve tedris edenlere, edebilenlere…!

Okunma Sayısı: 1213
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı