Vaktiyle, memleketin birinde, bir işportacı battaniye satmaktadır: “Birinci kalitee, yün battaniyee…”
Battaniyeyi beğenip satın alan bir kadın, çok geçmeden geri gelir ve işportacıdan parasını geri ister: “Sen kimi kandırıyorsun, bu battaniye yünse, etiketinde niye pamuk yazıyor?”
Uyanık işportacı, kendini şöyle savunur: “Etiketinde yün yazsaydı, güveler üşüşüverirdi. Güveler battaniyeyi pamuk sansın da yemesinler diye, biz de etiketine pamuktur yazdık, yani sizi değil güveleri kandırıyoruz…”
Bugünkü köşe yazımız battaniye köşesinin göze çarpması hakkında olacak.
Bilindiği üzere, 2026 NATO Zirvesi, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da yapılacak. Ankara bu günlerde, tıpkı misafiri gelecek bir ev sahibi gibi, dip bucak temizlik yapıyor.
Protokol güzergahındaki bazı yollara jet hızıyla asfalt dökülmüş. Ankara Emniyeti, belediyelere yazı göndererek, sokak köpeklerinin acele toplanmasını istemiş. Resmî uçuşlarda kullanılmak üzere Etimesgut Havalimanı da açılmış.
Bunlar tamam. Bir de temizliğin, halının altına süpürme kısmı var ki iddia şu: NATO Zirvesi öncesi, protokol güzergahındaki binaların dış cepheleri, ücretsiz olarak yenilenmiş.
Yani devletimiz, birtakım NATO yetkililerinin, protokol yolundan geçerken göz zevki bozulmasın diye, yol üzerindeki tüm binaları boya badana yaptırmış. Bina dış cephelerini sil baştan dekore ettirmiş.
Hatırlayacağınız üzere, benzer bir icraat, Erdoğan’ın Hatay’daki deprem bölgesine ziyareti öncesinde de yapılmış, bölgede tamamlanmayan inşaatların üzerine, Erdoğan şehre gelmeden hemen önce bina görünümlü brandalar çekilmişti.
Ne yazık ki Türkiye’de artık her şeyin kendisi başka, etiketi başka. Bugün hükümetin neredeyse her icraatı tamamıyla göstermelik. Devlet idaresi, ekonomi, demokrasi, hukuk devleti ve hakeza…
Hatta Türkiye’de bugün muhalefet bile göstermelik. Muhalefetin bir kısmı sonradan iktidara makas atıp, bir kısmı da sindirilince, hükümetin icraatlarını eleştirmek MHP’ye ve Bahçeli’ye düşüyor. Batıya da bakın Türkiye’de muhalefet var deniyor. Yani ittifakta çatırdama filan yok.
Neyse, konumuza dönelim. Hükümet senelerce vatandaşını etikette yazılanlara inandırsa da artık herkesin içine bir güve düşmüş durumda.
Peki hükümet sadece vatandaşını mı etiketin doğruluğuna inandırmaya çalışıyor. Bir de yabancı devletler, uluslararası STK’lar ile örgütler ve kuruluşlar var.
Yani hükümet, makam aracı içindeki NATO yetkilisinin gözünü boyamaya çalışsa da esasen onlar her şeyin farkında. Farkında oldukları da Avrupa Parlamentosunun 2026 Türkiye raporundan açıkça anlaşılıyor.
AP’nin Türkiye raporunda, Türk yargısının bağımsız olmadığından, mutlak butlan sürecinin hükümetin yargı eliyle muhalefeti baskı altına almak için işletildiğinden, AİHM kararlarına uyulmadığından, gri ve yeşil pasaportların kötüye kullanıldığından uzun uzun bahsediliyor.
Yani Avrupa Parlamentosu, etikete değil gerçeğe bakıyor ve her şeyin farkında. Sıra galiba vatandaşta.
Gelelim başlığa. “Nato mermer, nato kafa” deyimini hepimiz biliriz. Ülkemizde daha çok Trakya bölgesinde kullanılan bu deyimdeki “nato” kelimesinin, bildiğimiz NATO ile bir hiçbir ilgisi yok.
Deyimin kökeni Yunan’cadan geliyor. Yunanca’da “na to”, işte demekmiş. Deyimin aslı da “Na to kefari, na to mermari” şeklinde.
Yani “işte mermer, işte kafa” bir farkları yok manasında. Eh, hükümetin demokratlığı da o hesap.
Trakya bölgesi demişken, oraların meşhur bir şarkısı vardı ve şöyleydi galiba:
“Yapma bana numaraaa!”