Vaktiyle, memleketin birinde, bir devlet büyüğü, rica ve minnetle bir devlet dairesine müdür yaptığı yeğenini ziyarete gider. İltimaslı müdür yeğen, ziyaretine gelen büyüğüne kurumu gezdirmektedir.
“Efendim, burası özel kalem müdürümüzün odasıdır, kendisi dairedeki yanlışları tasnif eder. Hemen karşısı, müdür yardımcımızın makamı, kendisi ufak tefek yanlışları düzeltir. Halkla İlişkiler Müşavirimiz ise vatandaşlarımızı, yanlış yaptığımızı düşündükleri şeylerin aslında doğru olduğuna inandırır.”
Yeğeniyle iftihar eden devletlu, “maşallah” der. “Herkesin ne iş yaptığını öğrenmişsin. Sen tam olarak ne iş yaparsın?” Hatırlı yeğen cevap verir: “Yanlışları yapan benim efendim.”
Bugünkü köşe yazımız, “yen içine hapsedilmek istenen kırık kollar” hakkında.
A Millî Futbol Takımımız 24 yıl aradan sonra katıldığı dünya kupasından elendi. İlk iki maçında; Avustralya ve Paraguay gibi nispeten zayıf olan takımlara mağlup olan millî takımımız spor camiası ve basınında çok ağır şekilde eleştirildi. TFF de bu eleştirilerden nasibini aldı.
Eleştirilerden rahatsız olan TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, bir basın toplantısı düzenleyerek Adalet Bakanı Akın Gürlek’i göreve çağırdı ve şunları söyledi:
“Ben buradan çok sevdiğim, değer verdiğim, beraber de İstanbul Başsavcılığı’yken çalıştığım Adalet Bakanımıza sesleniyorum. Ama elbette ki yorum yapacağız, yazacağız, çizeceğiz ama ahlâk sınırlarını aşmayacağız… Bunlarla ilgili acilen kanuni bir düzenlemenin yapılması gerektiğine inanıyorum…”
Hacıosmanoğlu ve Gürlek’in, Gürlek Başsavcıyken hangi konularda beraber çalıştıklarını merak ettik doğrusu. Fakat konumuz bu değil.
Hacıosmanoğlu bu çağrının üzerinden çok geçmeden el yükseltti ve gazeteci Bahar Feyzan’ın programında, Erdoğan’ın uzun yıllar danışmanlığını yapan Yusuf Yerkel’in, kendisinin başdanışmanı olduğunu açıkladı.
Tabiî bir de TFF’nin dünya kupası için hazırlatmış olduğu; Erdoğan’lı, TOGG’lu ve SİHA’lı Millî Takım marşı klibi var. Tüm bunlar üst üste gelince, spor camiası Hacıosmanoğlu’ndan çekindi ve ayağını denk aldı.
Normal bir ülkede; sportif başarı gelmeyince eleştirilen bir Federasyon Başkanının, eleştirilerin yasaklaması için kanunî düzenleme istemesi mizah konusudur ve eleştiri dozunu daha çok artırır.
Türkiye de ise bir tür aba altından değnek gösterme şeklindeki bu çıkışlar, spor camiasında bakın nasıl karşılık görüyor:
TRT Muhabiri İbrahim Kırkayak; Türkiye A Millî Futbol Takımımızın, ABD maçı öncesinde diyor ki: Arda, Hakan ve Merih’in moralleri çok kötü. Sebebi de seviyeyi aşan eleştiriler.
Türkiye, kendisi için formalite niteliğindeki ABD maçını kazanıyor. Maçtan sonra İbrahim Kırkayak, Arda Güler’e mikrofon uzatıyor. “Arda Güler, Kırkayak’ı görünce diyor ki: “Galiba maçtan önce bir şeyler söylemişsiniz, ben kesinlikle şunu söylemek istiyorum, tüm eleştirileri haklı buluyorum.”
Kırkayak araya giriyor ve “seviyesiz eleştirilere karşı sizi korumak adına yorum yaptık” diyor. Arda Güler yineliyor, “Dedikleri şeyde haklılar, hiçbirimiz iyi oynamadık. Ne deseler haklılar, drama yapamayız.”
Başta, “biz kötü oynadık” diyen Arda Güler’i ve bütün bir ülkeyi, millî takımın başarılı olduğuna inandırmaya çalışan spor camiası, bunu değneğin motivasyonu ile yapıyor.
Ve ne yazık ki Türkiye’de her makam koltuğunda, tıpkı hikâyemizdeki gibi yanlışı bizzat kendisi yapan başkanlar oturuyor. Yanlışı ise dillendirmek yasak.
Söz gümüşse sükût altındır deyimindeki altının, altın madalya olmadığını biliyor muydunuz?