"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Darbeciler ve Demokratlar

İbrahim ERSOYLU
12 Eylül 2021, Pazar
Sovyet Rusya, 1945’te İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesi akabinde Türkiye’den toprak talebinde bulundu. O zamanki 27 yıl süren tek partili sistemin şefi İsmet İnönü, ABD’nin ağırlıkta bulunduğu Birleşmiş Millet Teşkilâtı’ndan Rus tehdidine karşı yardım istedi.

ABD, kendisine demokrasiye ve çok partili sisteme geçmesi durumunda ona yardım edeceklerini bildirdi. Başka bir çare bulamayan İsmet Paşa, demokratik sistemin yolunu açtı ve CHP’den başka partilerin kurulmasına müsaade etti. Sonra Türkiye Rus tehdidinden kurtuldu.

1950-60 DÖNEMİ DEMOKRAT İDARESİ

1946’da açılan demokratik zeminde Adnan Menderes liderliğinde Demokrat Parti’yi kurarak ortaya çıkan Ahrar/Demokratlar, 14 Mayıs 1950’de yapılan hür seçimi kazandılar ve iktidara tek başlarına geldiler, ülkede demokrasiyi uygulayarak hak ve hürriyetlerin önünü açtılar. 

Onlar, Arapça ezan yasağını kaldırarak, memleket sathında İslâmî ilimlerin öğretildiği kurumlar olan Kur’ân Kursları, İmam Hatip Okulları, Yüksek İslâm Enstitülerini (Bir nevi İlahiyat Fakülteleri) açıp, çoğaltarak din ve vicdan hürriyetinin uygulanmasına, dolayısıyla manevî inkişafa vesile oldular. Onlar Bediüzzaman’ın ifadesiyle şer’î hürriyete vesile oldular. (Emirdağ Lâhikası, YAN, s. 348) Keza, tek parti yönetiminin fakir ve sefil bir hale getirdiği ülkeyi fabrikalar kurup istihdam alanları açarak, köprüler, yollar, barajlar tesis ederek kalkındırdılar.                         

27 MAYIS 1960 İHTİLÂLİ VE DEMOKRATLAR

Demokratik şuurdan yoksun hak ve hukukunu aramasını bilmeyen ülkelerde askerler, ele geçirdikleri ilk fırsatta memleketi kurtarma vaadiyle silâhlı darbe yaparlar ve istibdada dayalı bir düzen kurarlar. Kurdukları düzen de ülkelerini ileri değil geri götürür. Darbeciler demokrasiden ve ülkelerinde demokrasiyi tesis etmeye çalışan demokrat güçlerden pek haz etmezler.

Adnan Menderes liderliğindeki demok- rat idarenin, Milletin ve ülkenin hayrına olan icraatlarını hazmedemeyen Kemalist sivil ve askerî darbeciler el ele vererek,1960’ta silâhlı, kanlı bir darbeyle demokratları iktidardan düşürdüler, Yassıada’da kurdukları düzmece mahkemede Başbakan Adnan Menderes’i ve iki güzide bakan arkadaşlarını zalimane yargıladılar ve idam ettiler, diğer demokratlara zulüm yaptılar. 

Türkiye’nin kalkınması ve refaha ulaşması darbecilerin umurunda değildir. Onlara göre, kendilerinin idarede söz sahibi olacakları, Kemalizm’e dayalı bir yönetim başta olsun da, isterse halk ve memleket perişan olsun, onlar için mühim değildir.

İhtilâlden sonra Adalet Partisi’nde toparlanan, halkın bilhassa Nur Talebelerinin desteğini alan Demokratlar, 1965’te yapılan seçim sonucunda tekrar iktidara geldiler. Halk Partisi bu seçimde büyük bir yenilgiye uğradı. 

Demokratlar, değişik engellemelere rağmen 1969 Seçimini de kazanarak yola devam ettiler. Seçim öncesi Adalet Partisi’ni zayıflatmak için MHP sahneye sürüldü. Nur Talebeleri “İslâmî Hareket ve MHP” isimli bir broşürü yurt sathında neşrederek bu tuzağı bozdular.

DARBECİLERİN TUZAKLARI

Demokratların demokrasiyi tesis edip, hayırlı icraatlar yapmalarına engel olamayan darbeciler, onları bölmek ve güçlerini zayıflatmak için 1969’larda, münafıkane başka bir yolla halkı şaşırtma taktiklerini devreye soktular. Onlar, Necmettin Erbakan’a, Millî Nizam Partisi’ni kurdurdular. Necmettin Erbakan, 1971 Muhtırasından kısa bir süre sonra “irtica odağı” gerekçesiyle partisi kapatılınca İsviçre’ye kaçmıştı. Muhsin Batur ve Turgut Sunalp adlı darbeci generaller, oraya giderek Türkiye’ye dönüp yeni bir parti kurması hususunda onu ikna ettiler.

Türkiye’ye dönen ve Millî Selamet Partisi’ni kuran Erbakan, 1973 seçiminde Demokratları bölüp, güçlerini zayıflattı.

Birlik ve beraberlik içinde hareket eden Nur Talebeleri, 1977 seçimi öncesi aşırı uçların yer aldığı solun iktidara gelmemesi için, ülkeyi karış karış, köy köy dolaşıp Demokratlara destek verdiler. Onlar, “İslâmî Hareket ve MSP” adlı bir broşür yayınlayıp yurt sathına dağıtarak, din adına hareket eden partinin sağ oyları daha çok bölmesine ve solun tek başına iktidara getirilmesine mani oldular.

O dönemdeki demokrat idare, müsbet icraatlarla demokrasi ve kalkınmada ülkeyi ileri bir safhaya taşırken, iman ve Kur’ân hizmetinin yolunu açarak siyaseti dine hizmetkâr yapmıştı.

12 EYLÜL DARBECİLERİ VE NUR TALEBELERİ

Sivil ve askerî Kemalistler, 12 Eylül 1980’de tekrar silâhlı bir darbe ile Süleyman Demirel liderliğindeki Demokrat iktidarı alaşağı ettiler ve kendileri bilmedikleri bir alan olan devlet yönetimini ellerine aldılar.  

Türkiye’nin siyaset dengesini bozarak ve Demokratların kalkınma hamlelerini inkıtaa uğratarak yanlış icraatlar yapan bu darbecilerin yaptığı en dehşetli kötülüklerden biri; dinî cemaatleri mevki-makam ve maddî yardım tuzaklarıyla kendilerine destekçi yapmaları ve hizmetlerini sulandırmalarıdır. 

Ayrıca darbeciler, 1980 öncesinde birlik ve beraberlik, istişare ve şahs-ı manevî ile hareket eden Nur Talebelerinin vahdetini bozarak, önemli bir kesimini değişik hile ve desiselerle şaşırttılar ve kendilerine istinat noktası yaptılar. Bunlara mensup bir hoca, darbenin Malazgirt ve Mohaç zaferleri gibi önemli bir zafer olduğunu iddia ederek Nur Talebelerini darbecilere destek vermeye çağırdı ve önemli bir Nur Talebesi grubunun Yeni Asya’dan kopmasına sebep oldu.                                   

28 ŞUBAT DARBECİLERİNİN PLANLARI

12 Eylülden sonra Demokratların toplandığı DYP, Yeni Asya Nur Talebelerinin ona nokta-i istinat olması, Demirel’in gayretleri ve Allah’ın yardımıyla 1991 seçimini birinci parti olarak kazandı ve SHP ile koalisyon kurarak iktidara geldi. 

Bu iktidar, demokratik açılımlar yaparak sistemin demokratikleşmesi için çok gayret etti. SHP’li Kültür Bakanı Fikri Sağlar, bakanlık adına Risale-i Nur Külliyatı’nı satın aldırıp devlet kütüphanelerine koydurdu, şehirlerin dikkat çeken yerlerindeki reklâm panolarına da “Bediüzzaman Said Nursî sizi kütüphanelerde bekliyor” şeklinde Kültür Bakanlığı adına ilânât yapmıştı. 

1995 seçiminin ardından DYP, Mesut Yılmaz Başbakanlığında ANAP ile Ana-Yol, daha sonra Refah Partisiyle Refah –Yol olarak hükümet ortağı oldu.

DYP, Başbakan Necmettin Erbakan’ın, kışkırtıcı söz ve tavırları sebebiyle büyük bir yara aldı. Darbeciler, bu koalisyonun olumsuz faturasını Demokratlara kestiler.

Darbeciler, 28 Şubat 1997’de post modern bir darbe ile “İrticaya taviz veriyor” bahanesiyle Refah-Yol hükümetini kısa bir süre içinde alaşağı ettiler ve görünüşte bu darbeyle Refah Partisi’ni hedef aldılar, hakikatte ise Demokratları bitirmek istiyorlardı.

Onlar, perde gerisinden medyayı kullanarak halkı şaşırttılar. Bunun neticesinde 2002 seçimlerine giren Demokratlar, yüzde 10 barajına takılarak siyaset sahnesinin dışında kaldılar.

Algı operasyonlarıyla görünüşte hedef alınan Refah Partisi’nden, kendilerine “yenilikçi” adı verilen bir grup parlatıldı. Bu grup, AKP’yi kurarak, 28 Şubat Sürecinin mazlumu pozisyonunda 2002 seçimine girdi, iç ve dış konjonktürün el vermesiyle iktidara geldi.                                          

GÜNÜMÜZDEKİ DEMOKRAT KİTLE

Türkiye’de merkez sağda, iktidara gelebilecek potansiyelde, hatırı sayılır bir demokrat kitle olduğu bir gerçek. 

Ancak bu kitle, inanılmaz maddî-manevî baskılar ve yüzde 10 seçim barajı yüzünden kendine uygun bir mecra bulamamaktadır. Bu kitle şimdiye kadar ülkede istikrarın bozulmaması için, merkezde görünen AKP’ye oyunu kerhen vermektedir. Eğer günümüzde DP gerçekçi projeler üreterek, iktidara alternatif bir güç olduğuna bu kitleyi ikna ederse, onların DP’ye yönelmeleri kuvvetle muhtemeldir. 

DİNDAR KİMLİKLİ İKTİDAR

Türkiye’de darbeciler, ya doğrudan, ya da dolaylı olarak ülkenin yönetiminde söz sahibi olmak isterler. Bunu Cumhuriyeti kuran iradenin kendilerine verdiği bir hak olarak telâkki etmektedirler. Kendilerini memleketin hakikî sahibi, halkı da bir teba, güdülmesi gereken bir sürü olarak görürler.

Onlar, görünüşte karşı çıktıkları ve “siyasal İslâm” diye niteledikleri dindar kimlikli partilerin demokratlar yerine başa gelmesine ses çıkarmazlar. Çünkü bu gibi partiler, meşrûiyet problemi yaşayacakları için, kendilerini onların ideolojisi olan Kemalizm’le barışık olmak mecburiyetinde hissedip ona itiraz edemeyeceklerini bilirler.

Bugünkü iktidarın, şimdiye kadar Kemalizm’e yönelik en ufak bir eleştirisi vaki midir? Hayır... Bilâkis, tersi söz konusudur. İktidarın en yetkili şahısları, “Bizim iktidarımızda kimse Kemalizm’in kılına dokunamaz. Buna müsaade etmeyiz” anlamındaki söylemleri, açıklamaları ve bu yöndeki icraatları bunu ispat etmektedir.

DARBECİLER NEDEN DEMOKRATLARA DÜŞMANDIR?

Demokratlık; Kemalizm dâhil her nevi “izm” ve ideolojiye karşı olmak demektir. Demokratların varlık sebebi, tabiatları icabı hürriyet ve demokrasiyi, din ve vicdan hürriyetini ülkede tesis etmektir. Onlar Avrupa Birliği standartlarında birinci sınıf bir demokrasi ve hürriyet zemini oluşmasından yanadırlar.

Dinî hizmetlerin idarecilerden istediği de budur. (Emirdağ Lâhikası, s. 814) İdareciler gölge etmesin, dini yaşamaya ve dinî hakikatlerinin neşrine mani olmasın yeter. Bediüzzaman’ın demokratları desteklemesi ve onlara nokta-i istinat olunmasını istemesinin (Emirdağ Lâhikası, s. 536) sebeplerinden biri de budur.

Son söz: Ülkemizin gerçek manada normalleşmesi ve düze çıkması; darbe zihniyetinden ve Kemalizm’in kayıtlarından kurtulup gerçek manada bir demokrasinin tesis edilmesi ile mümkündür. Günümüzde bu durum Ahrar /Demokratların güçlü bir şekilde içinde bulunduğu geniş tabanlı Demokrat bir birliğin kuvvetli bir demokrasi mücadelesi vermesi ve iktidara gelmesiyle tahakkuk edebilir.

Okunma Sayısı: 1506
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • osmanziya

    13.9.2021 13:00:55

    Dili, dini, emeği ve hürriyeti partilerine paravana ve ideolojilerine paratoner eden partilere.. örneğin Ak parti.. Doğru Yol partisi.. Adalet partisi.. Demokrat Parti gibi KİTLE PARTİLERİNİN otobüsüne binilmesinin ve gerçekten demokrasi (meşreveret-i meşrua) ve laiklik (hürriyet-i şeriyye) denemesinin yapılmaması.. gibi nedenler bu günkü sonuçları doğurabilir.. ancak asıl neden ne kültürel ve sosyal.. ne ekonomik ve politik.. asıl sebeb ASKERİ.. 80 yıldan beri nükleer harbin caydırıcılığından çekinen küresel güçler mücadelelerin ülkelerdeki düşük yoğunluklu askeri savaş ve terör örgütleriyle yapıyorlar.... diye düşünüyorum.

  • Rafet Özcan

    12.9.2021 12:27:08

    Bu güzel tesbit ve tasfirden dolayı tebrik eder teşekkürlerimi bildiririm.Allah yâr ve yardımcınız olsun.

  • R.Kalyoncu

    12.9.2021 12:15:38

    1960'dan 15 Temmuz'a, darbelerin arkasında ABD vardır. Bizim demokratlar gerçek demokrat olabilseydi bugünkü tablo çok farklı olurdu. Meselâ, DYP-SHP hükümeti %10 barajını kaldırsaydı 2002'de DYP % 9.6 oyla Meclis dışında kalmaz, AKP %34 oyla tek başına iktidar olamazdı. Ayrıca, 1973'de Adalet Partisini bölen esas unsur C. Bayar'ın F. Bozbeyli’ye kurdurduğu Demokratik Partidir. O merhum Hocanın, o günkü konjonktürde hatalı içtihatla darbecilere cephe almamış olmasını sürekli dile getirmenin bugüne faydası yoktur. Bugün yeniden ittihat ve tesanütün yolarını araştırmak gerekir. Kaldı ki; bugüne gelinmesinde esas hatayı sorumlu mevkideki demokrat siyasetçiler yapmış; 28 Şubatta muhafazakâr kesime sahip çıkmamakla meydanı siyasal İslâmcılara bırakmışlardır. Bugünkü Demokratların ilk önce, Parti Programlarını “Atatürk Devrimi ile birlikte insan statüsüne kavuşan… Türk kadınları” gibi absürt hükümlerden arındırmaları gerekir.

  • Orhan Ali YILMAZ

    12.9.2021 03:21:53

    Kitabın tam ortasından; bilmem, belki falanca kızacak/kırılacak diye, hiç öyle eğip bükmeden; ne "Haydo", ne de "Haydar Ağa"; sadece "Haydar" diyen harika, özet/mülâhhas bir yazı.. Tebrik, hem de teşekkürler...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı