"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Dindar Atatürkçü” ezikliği

M. Latif SALİHOĞLU
12 Kasım 2019, Salı
Bin küsûr yıldır Müslüman Türk milletinin başına geçen ve bilhassa uzun yıllar icraatin başında bulunmuş olan hemen bütün liderlerin “Dine hizmet eden eserler” i vardır.

Bunların arasında muhtemelen bir tek istisna kişi var; o da M. Kemal olsa gerektir. Zira, onun kendi adına veya kendi imkânlarıyla yaptırmış olduğu bir tek mâbed (cami, mescit, medrese...) yoktur. Tam aksine, bunlardan birçok kapattıları vardır.

Buna rağmen, gele gele nihayet “lâdini mânâsındaki laiklik”te karar kılmış olan bir Mustafa Kemal’in ısrarla “dindar” diye gösterilmesi, hele hele mütedeyyin kesimden bazı kimselerin onu çok dindar bir lider olarak lanse etmeye çalışması, doğrusu aklın-mantığın, hatta insafın-vicdanın kabul edeceği şey değil.

Ne yazık ki, bu meyandaki tuhaflıklarda, hele ki son yıllarda adeta bir patlama yaşandı. Geçtiğimiz haftalarda ise, zirveye çıkarak adeta pik yaptı. 

Söz konusu patlamaya doğru giden süreç-vetire, tesbitlerimize göre kendini 2013’te göstermeye başladı. Nitekim, o tarihlerde de aynı noktaya parmak basmış ve aşağıdaki hususları nazara vermiştik. 

* * *

11 Kasım 2013 tarihli gazetemiz Yeni Asya’nın konuyla ilgili haberinin başlığı şöyle idi: “Zirvede Atatürkçülük yarışı!” Haberin altında, aynı yolda kırk yıldır beraber yürüyüp birlikte ıslanan Abdullah Gül, Cemil Çiçek, Tayyip Erdoğan ile Bülent Arınç’ın birbirinden etkili mesajları yer alıyordu..

 Bu mesajların etkili ve çarpıcı olduğuna kimsenin bir itirazı yoksa da, söylenen şeylerin doğru, samimi ve içtenlik arzettiği hususu şüphelidir, dolayısıyla tartışmaya açıktır. Meselâ, Erdoğan’ın şu ifadeleri gibi: “Herkesin kendi ideolojisine yönelik kullanacağı bir Atatürk yoktur. Kurtuluş Savaşının Başkumandanı Gazi Mustafa Kemal bir ayrışmanın aracı olabilecek en son isimdir.”

Şimdi, şu iki cümlelik ifadeyi kısaca sorgulamaya çalışalım: Birçok kişi ve çevrenin kendi ideolojisine göre kullanageldiği bir “Atatürk” versiyonu kesinlikle vardır: Halkçısı, Türkçüsü, Kürtçüsü, oincisi, milliyetçisi, devrimcisi, laikçisi, cuntacısı, muhtıracısı, darbecisi, eyyâmcısı, vesairecisi...

Evet, hem öyle çok Atatürkçü vardık ki, bunları bir bir sayıp döken Cumhuriyet gazetesinin kurucu sahibi Yunus Nadir’in oğlu “kökten Atatürkçü” Nadir Nadi bile, bu meyandaki enflasyona adeta isyan edercesine (1981’de) şu isimle kitap yazmıştır: “...Ben Atatürkçü Değilim.” Yani, birbirine zıt bu kadar çok kişi(ler) Atatürkçü ise eğer, o takdirde “Ben Atatürkçü Değilim” isyanı...

Keza, Sn. Erdoğan’ın ikinci cümlesi de aynı şekilde karşılıksız olup havada kalıyor. Zira, M. Kemal, öldüğü 9/10 Kasım’dan itibaren, inkılâp arkadaşları arasında ayrışma, farklılaşma, birbiriyle kavga-didişme süreci başlamıştır. Meselâ, tâ bir yıl öncesinden siyasetin dışına itip üzerini çizdiği, hatta yerine geçmesin diye hayattan silmeye çalıştığı İsmet Paşa, 11 Kasım (1938) günü yaman bir manevra ile öne çıkmayı ve II. Cumhurbaşkanı olarak onun yerine geçmeyi başarmıştır.

Aynı İnönü, üç ay sonra M. Kemal’in atamış olduğu son Başbakanı Bayar’ı, dört-beş sene sonra da onun Ordu Kumandanı Çakmak’ı diskalifiye ederek sultasını kurmuştur. Bununla da iktifa etmeyen İnönü, para ve pulların üzerinden de selefinin resmini kaldırıp, üzerinde kendi resmi olan paraları tedavüle sokmuştur.

Yani, M. Kemal, siyasî ayrışmanın, hatta kavgaların son kişisi değil, Cumhuriyet tarihimizin ilk kişisi olduğu bir realitedir. Velev ki, şimdiki yöneticiler bunu görmese, yahut görmek istemese de...

* * *

Evet, 10 Kasım 2013’te R. Tayyip Erdoğan dışındaki diğer devlet erkânına ait “Atatürk’ü yedirmeyiz. Bir tek Atatürk var, o da bizimdir” kıvamındaki beyanlarını, hele hele Bülent Arınç’ın aynı yöndeki açıklamasını, onun kişiliği ve özellikle onun “özgül ağırlığı”yla hiç de uyumlu görmediğimizi ifade etmek istiyoruz.

Evet, ana muhalefet cephesiyle adeta yarışırcasına “Dindar Atatürk” portresini ihya etmeye çalışan iktidar mensupları ve taraftarlarının Atatürkçülük ile ilgili yaranmacı mahiyetteki söz ve yaklaşımları, bize aynı zamanda ezik ve takiyyeci bir tutum olarak da görünüyor. Oysa, buna hiç gerek yok.

Okunma Sayısı: 2313
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı