Milâdî’ye göre, bir yılın daha son günündeyiz. Aynı şekilde, yeni bir yıla girmeye hazırlanıyoruz.
Yılın son günü demek, ömürden bir yılın daha azaldığını, ömür binasından bir taşın, yahut bir tuğlanın daha yere düştüğünü bilmek, hatırlamak, en mühimmi de bunu kabullenmek demektir.
Ömürden bir senenin daha eksildiği, 365 günün adeta rüzgâr gibi geçtiğini bilmek, derk etmek de bir mârifet. Koca bir yılın aklen, vicdânen mühasebesini yapmak ise, bir mürüvvet, bir mazhariyettir.
Bu, aslında kolay gibi görünse de, herkes yapamaz, yapamıyor böylesi bir muhasebeyi, yahut murakabeyi... Hani, belki konduramak istemediği, belki de gaflet örtüsü kalın geldiği için... Her ne ise... Biz de bu vesileyle, hakikatli şairlerimizin hayata ve ömre dair düşündürücü mısralarından bir derleme yapmak istedik.
Bir kısmı eski, bir kısmı yeni olan bu mısralara şöyle birlikte bakıp okumaya, anlamaya, mümkünse tefekkür etmeye çalışalım. Bir muhasebe için, inşaallah istifadeye medar olur diye ümit ediyoruz.
* * *
Öncelikle Yunus Emre'den başlayalım:
Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir:
Şol göz yumup açmış gibi
İş bu söze Hak tanıktır
Bu can gövdeye konuktur
Bir gün ola çıka gide
Kafesten kuş uçmuş gibi
Bu dünyada bir nesneye
Yanar içim göynür gibi
Yiğit iken ölenlere
Gök ekini biçmiş gibi
Yunus Emre bu dünyada
İki kişi kalır derler
Meger Hızır, İlyas ola
Ãb-ı hayat içmiş gibi
* * *
Niyâz-ı Mısrî ile devam ediyoruz:
Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere
Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber
Dil bekàsı, hak fenâsı istedi mülk ü tenim
Bir devâsız derde düştüm, âh ki Lokman bîhaber
Bir ticaret yapamadım, nakd-i ömür oldu hebâ
Yola geldim lâkin, göçmüş cümle kervan bîhaber
Ağlayıp nâlân edip düştüm yola tenhâ garip
Dîde giryân, sîne büryân, akıl hayrân bîhaber
Yol eri yolda gerektir, çâğ u çıplak, aç u tok
Mısrî'ye haydi gel dediler; lâkin cânan bîhaber
* * *
Şimdi de Âşık Reyhanî'den:
Reyhani'yim geçti ömrüm saz ile
Gıda aldık hayaldeki haz ile
Bir ömür devrettik cilve naz ile
Naz bitti, çevrildik niyaza şimdi
Doğumlarda on gün, dokuz da ayız
Ne umman, ne nehir, ne de bir çayız
Bölmüşlerdir bizi, parça parçayız
Damlamız da birdir, deremiz de bir
* * *
Âşık Zevrakî'den:
Sohbetler kurulup muhabbet saçınca,
Özümden, gözümden, taşıp yaş akınca,
Hakk'ın tavafında bir gönülü yıkınca,
Boş güne, zay olan şu ömre yanarım...
* * *
Âşık Mevlevî'den:
Ömrümün güneşi etmeden gurûp
Bir kaç gün misafir olurum durup
Şurada geçici bir çadır kurup
Bir-iki gün ateş yakmağa geldim
* * *
Âşık Halil'den:
Âhiret hayatını mâmur kılmayan
Dünyada eğlenmiş, gülmüş ne fayda
Şol yüce Kur'ân'dan bir şey bilmeyen
Dam dolusu kitap bilmiş ne fayda
Âşık Halil derler, birdir mevcudum
Beni böyle karma yapmış Mucid'im
Fâni-bâki iki parça vücudum
Dışım hâke (toprağa), içim Hakk'a bağlıdır
* * *
Ve, Kırşehirli Neşet Ertaş'tan:
Vâde tekmil olup ömür dolmadan
Emanetçi emanetin almadan
Ömür bağlarının gülü solmadan
Varıp bir cânana ikrar verdin mi?
Garip bülbül gibi feryâd ederiz
Cehalet elinde kisb ü kederiz
Hep yolcuyuz, böyle gelir gideriz
Dünya senin vatanın mı yurdun mu?