"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Saldırganlaşan tenkit virüsü

M. Latif SALİHOĞLU
19 Haziran 2020, Cuma
Başta enaniyetli hocalar, farklı meslek-meşrep mutaassıpları, jakoben Kemalistler, vicdan yoksunları ve karanlık odakların maşası durumunda olan sözde aydınların ortak özelliği “Said Nursî düşman- lığı”dır. Bu düşmanlığın, virüslü sıtma hastalığı gibi ara ara nüksettiğini görüyoruz.

Kendi aralarında anlaşamazlar. Fakat, söz konusu Risale-i Nur ve Bediüzzaman olunca, bakıyorsunuz hepsinin saldırganlık damarı anında depreşiveriyor.

Evet, bünyeleri farklı, kronik hastalıkları farklı olsa bile, yine de aynı virüse yakalanmış gibi tuhaf bir tutum ve davranış içine giriyorlar.

Davranışlarında, özellikle yıkıcı tenkit ve saldırganca üslûp dikkat çekiyor. Hem, öyle bir husûmet ateşiyle saldırganlaşıyorlar ki, adeta insafları kurumuş, vicdanları çürümüş bir vaziyete düşüyorlar.

Hakikaten, böylesi bir duruma düşmemiş insan, bütün mahkemelerden yüzünün akıyla çıkan ve bundan 60 sene evvel vefat etmiş olan Said Nursî ile uğraşmaz, ona karşı düşmanca davranmaz.

Evet, bir akıl, insaf, vicdan sahibi kimse, öncelikle şunu düşünür ve düşünmeli: O Said Nursî ki, 15 yaşından itibaren, tâ 85 yıllık ömrünün sonuna kadar bütün hayatı sürgün, zahmet, meşakkat, fakirlik, ilim tahsili, cephede savaş, gurbette esaret, ağır ceza, hapis, zindan, zehirlenme gibi mağduriyetlerle geçti, hatta mezarında bile rahat bırakılmadı. Dahası, hakkındaki bütün iddialara hem mahkemelerde, hem de ilmî mecralarda cevap verdi; yani, dâvâsının sağlamasını da yaparak öyle gitti.

Evet, bu şekilde yaşamış ve geride dünyalık hiçbir şey bırakmamış bir âlimden kim ne ister? Kim ona hangi hakla, hangi gerekçe ile düşmanlık eder ve saldırır?

Bu vicdanı kararmış aydınlar, onun maruz kaldığı emsalsiz zulümlere karşı gelmek yerine, insafsızca yine onu suçlamaya devam edegeldiler. Yani, her devirde zulme uğrayan Said Nursî’yi savunmak yerine, onu “her devrin adamı” olmakla suçlama hayasızlığını gösterdiler.

Dahası, o zâtın mahkemelere mükerreren sevk edilen eserleri hakkında 2000’i aşkın beraat kararı bulunmasına rağmen, bunu da görmediler ve halen de görmek istemiyorlar. Demek, baştaki gözleri açık olsa bile, kalplerindeki basiret gözü büsbütün körleşmiş demektir. Bu hal, kelimenin tam anlamıyla bir “vicdan körlüğü” örneğidir.

***

Bizde aydın diye geçinenlerden hangi birini dinleseniz, size “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz” ahkâmından yola çıkarak anlatmaya başlar. Ahkâm kesmede üzerlerine yoktur. Ancak, çoğu zaman kendileri bile bu hükme uymazlar.

Yani, bilgi sahibi olmadıkları halde fikir sahibiymiş gibi davranırlar ve kasıntılı bir edâ ile ahkâm kesmeye yönelirler.

Bu vadide cahilâne at koşturanların haddi hesabı olmadığı gibi, özellikle Said Nursî’ye düşmanlıkta sınır tanımayanların, müşterek bir ilim-fikir platformları, ortak bir görüş perspektifleri de yoktur. Yani, saldırganlıkta birleştikleri halde, her kesimin düşmanlık gerekçesi farklıdır.

Bu durumu özetlemek gerekirse…

• Irkçı Türkçüler ve Kemalist jakobenler, niçin ilke ve inkılâplara karşı geldi, niçin bunlara uymadı diye Bediüzzaman’a düşmanlık ediyorlar. Bir kısmı, hiç utanıp sıkılmadan onu Kürtçülük-bölücülük yapmakla da itham ediyor.

• Irkçı, devrimci ve kan dökücü Kürtçüler de, bu gürûhun tam tersi istikametinde giderek, Said Nursî’nin “müsbet hareket” metodunu yerden yere vuruyor.

• Kafadan Sultan Abdülhamidçi olan siyasî muarızlar, Said Nursî bütün kuvvetiyle hürriyet ve meşrûtiyet taraftarı olduğu için ona kin besleyip saldırıyorlar.

• Bir kısım sol bağnazlar da tam aksi yönde eleştiri yöneltiyorlar. Onlara göre, Said Nursî Abdülhamitçi olup 31 Mart Vak’asını körüklemeye çalışmış.

• Bazı tarikat ve medrese hocaları, meslek ve meşrep taassubu ile hareket ederek, Bediüzzaman düşmanlığı ile Risale-i Nur muhalifliğinde müzmin bir hastalığa tutulmuşlar.

Ne diyelim? Bu ve benzeri mahiyetteki kronik hastalıklara yakalananlara Allah şifâ versin ve ıslâh etsin. Islâh kabiliyeti olmayanları da Allah bildiği gibi yapsın.

***

Son söz yerine Üstad Bediüzzaman’ın cevabî mahiyetteki bir ifadesini aktaralım:

“Bütün kuvvetimle derim ki: Gazetelerde neşrettiğim umum makalâtımdaki umum hakaikta nihayet derecede musırrım. Şayet zaman-ı mazi cânibinden, Asr-ı Saadet mahkemesinden adaletnâme-i şeriatla dâvet olunsam; neşrettiğim hakaikı aynen ibraz edeceğim. Olsa olsa o zamanın ilcâatının modasına göre bir libas giydireceğim. Şayet müstakbel tarafından üç yüz sene sonraki tenkidât-ı ukalâ mahkemesinden tarih celbnâmesiyle celb olunsam, yine bu hakikatleri tevessü ve inbisat ile çatlayan bazı yerlerini yamalamakla beraber, taze olarak orada da göstereceğim.” (Divan-ı Harb-i Örfî)

Okunma Sayısı: 1789
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali R. Yardimoglu

    19.6.2020 20:36:17

    ..ve Allah vergisi, ezber kabiliyetine ilave, photogenic, mudhis keskin, genius (dahiyane) zekasi...... hasedle onu gizli kiskanmak degil, subhanAllah diyerek Allah takdis edilmeli.....

  • Abdulkadir

    19.6.2020 19:41:09

    2) 6000 küsur sayfalık,büyük Nur eserleri meydandadır.Üstad'ın nice talebeleri onun yegane savunucusu ve davasının da emanetçisidir.Evvel Allah;hiç kimse,Üstad Hazretlerine aksi yönde bir tavır takınamaz ve eserlerini imha etme hayasızlığına asla cesaret edemez.Irkçı kesim de;sadece boş laf kalabalığı yapar ve sonunda da,ummadığı yerden gelecek belaya ve musibete duçar olur.Üstad ne badireler atlatmış ve Allah'ın izni ve inayetiyle de hiçbir şahıs ya da oluşum onu mağlup etme cihetine gidememiş ve asla da gidemeyecek.Çünkü bu eserler KUR'AN-IN malı ve RABBİMİZ tarafından muhafaza ediliyor.Ve saldırma cihetine başvuran şarlatanlar,şiddetli bir tokat yemeye kendilerini hazırlasınlar.Çünkü Nurlara savaş açanlar,musibetler içinde boğulmaya mahkum olmuşlardır ve olacaklardır.Biz ümitvarız her daim,zalimler kaybedeceklerdir.Bundan kimsenin,ufacık bir şüphesi olmasın.

  • Abdulkadir

    19.6.2020 19:40:51

    1) Üstad Hazretleri;Asırlara hitap eden,okuyan herkesin gönlünde taht kuran Nur hakikatlerinin müellifi,asrın müceddidi,müçtehidi ve müfessiridir.Buna;aklı başında olan hiç kimse,itiraz edemez ve etmemeli.Son dönemlerde yine birileri;haddini aşarak ona saldırı ve iftiraya yeltenmeye başladı.Ama ona böyle alçakça ve af buyrun terbiyesizce iftira ve hakaretlere varan boyutta saldırmaya ve ona haşa yafta vurmaya çalışanlar,eninde sonunda tepe taklak olacaklarını ve akıbetlerinden korkmaları gerektiğini unutuyorlar.Zalim ve cahil güruh;bu yaptıklarına pişman olacak ama iş işten geçmiş olacak

  • Ali R. Yardimoglu

    19.6.2020 19:29:26

    ....cok ahsen mukemmel bu makaleye, boyle 1 cevabi sectim; “Victor Hugolar, Shakespeare’ler, Descartes’lar edebiyatta ve felsefede Bediüzzaman’ın bir talebesi olabilirler” M. Akif ..ilavemle derim, hem fenni ve sosyal 1cok ilimde dahildir

  • Abdullah Tunç

    19.6.2020 08:04:39

    Bediüzzaman'a saldıranlarda,kim olur sa olsun fikir ve düşünce namusu yok tur. Fikir ve düşünce namusu,haysiyet ve şerefini taşıyanlar; bir kişi veya olay lar hakkında hüküm verirken araştırır, işin hakikatını ortaya çıkarır,doğrusunu öğrenir, ondan sonra hüküm verir. Hükmünü belge ve delillere dayandırır. O zaman kimse hükümlerine itiraz etmez. Bediüzzaman'a saldıranlardan, Bediüzzamanın hayatını ve 6 bin say dalık külliyatını okuyan kaç kişi var? Böyle yapmayıp karalama yapan,saldı randa fikir ve düşünce namusu olabilir mi? Bunlar karanlıık fikir ve düşünceli insanlardır.Bunlar peşin fikirlidirler. Bağnazdırlar, bunlara aydın demek mümkün değildir.Bunlar heva ve he veslerinin esiri, arzularının kölesi,yan lışlarının mahkümü olanlardır.Yanlız beni çok düşündüren, Nur camiasının bunların anladığı dilden güçlü,birlikte bir cevap vermemeleridir... Bu durum büyük bir sorumluluk gerektiriyor.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı