"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Estetik, güzellik ve yaşama sanatı-2

M. Said ZEKİ
09 Kasım 2026, Pazartesi
Her şey özünde güzeldir. Her hadisenin içinden güzelliği bulabilmek, Bediüzzaman’ın tabiriyle; “Güzel gören, güzel düşünür” anlayışıyla mümkündür.

Güzellikleri bulup çıkarmak, hayatımızda çirkin mefhumuna yer vermemek mutluluk kaynağımızdır. “Güzel düşünen, hayatından lezzet alır” sırrınca estetik zevki yakalama yolunda çaba sarfetmek zorundayız. Bu da ancak güzel ahlâk ile olur.

*** 

“Güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderilen” bir Peygamberin (asm) ümmetiyiz. O “Eddebenî Rabbî fe ahsene te’dîbî” (Beni Rabbim terbiye etti de ne güzel terbiye etti / Edebimi, terbiyemi güzel eyledi) buyuruyor.

Öyleyse bizde Onun gibi “Allah’ım sen yaratılışımı güzel yaptığın gibi, ahlâkımı da güzel yap” diye duâ edelim. 

*** 

Üstad “en çirkin görünen şeylerde bile hakikî bir güzellik ciheti” olduğunu söylüyor.

“Evet, kâinattaki her şey; her hadise ya bizzat güzeldir veya neticeleri itibarıyla güzeldir. Bir kısım hadiseler vardır ki zahiri çirkin, müşevveştir. Fakat o zahiri perde altında gayet parlak bir güzellik vardır.” (Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, s. 210.).

Yine soralım; “Güzel gören, güzel düşünür” düsturunu günlük hayatımızda ne kadar uygulayabiliyoruz? Sanat, estetik, güzellik hayatımızda ne kadar yer alıyor?

*** 

Hayatımızın merkezinde ne var, neler var? ‘Olmazsa; olmaz!” dediğimiz değerlerimiz hangileri?

İnsan ve tabiat sevgisi mi? Ego veya aile mi? İlim öğrenme aşkı mı? Allah rızasını kazanmak mı? İman ve Kur’ân hakikatlerini muhtaç gönüllere ulaştırmak mı? Menfaat ve para, makam ve bencillik, siyaset, nefsanî istekler mi?

Hiç biri mi, hepsinden birazcık mı? Soruların cevabını kendi iç dünyamızda vicdanımıza söylememiz kâfi!

*** 

Dışımız kadar, içimize de önem vermemiz gerektiği söyleriz ama, çoğu zaman bunu unuturuz. İç dünyamız, ruhumuza açılan bir penceredir.

Ruhumuzu ihmal ettiğimiz takdirde; her türlü maddî tatminler, geçici teskinler sağlayan ilaçlardan farklı değil.

En son ne zaman insan olmanın güzelliğini hissederek, bir ‘ruh bakımı’ yaptırdık? Bediî zevki en son ne zaman hissettik? Bir şiir, şarkı, resim, roman veya filmle estetiği, ‘hüsn ü mücerredi’  ne zaman idrak ettik?

Kelimelerin kirlenen manalarıyla değil, hakiki anlamıyla sanatı, aşkı, sevgi ve barışı tefekkür edip, hayatımıza geçirdiğimizde dünya daha güzel, daha yaşanabilir olacak.

*** 

Âh mine’l aşk...

Aşk, Allah Teâlâ’nın “Ben gizli bir hazineydim. Bilinmeyi/sevilmeyi istedim. Onun için kâinatı yarattım” buyurduğu noktada başlamış. 

Sinan Paşa Tazarrûnâme’sinde:

“Aşk, efsane ve efsun değildir. Aşk san’at-ı her dû’n değildir. Her aşk davası eden âşık olmaz; her muhabbetten dem uran sadık olmaz. İlâhî herkes merd-i aşk olmaz ve değme kalbde derd-i aşk bulunmaz. Aşk bir kimyadır, onun madeni can olur; aşk bir gevherdir, onun mekânı kân olur. Aşk bir zevktir, onun da şeydaları var; aşk bir hurû’ştur, onun da deryaları var” demiş.

‘Aşk olmadan meşk olmaz’mış. Aşk olmadan kalem dahi oynamazmış. 

*** 

Hayatı bir köle gibi değil; Rahman’ın aziz bir misafiri olarak ve bir sanat icra eder gibi aşkla, ümit ve şükürle yaşamak ne hoş!

İnsanca, kardeşçe... Birbirini ötekileştirmeden... Sevgi ve barış içinde...

Okunma Sayısı: 115
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı