Tuhaf zamanlarda yaşıyoruz. Hiçbir şey kararında kalmıyor, hızla değişiyor. İnsanlık zıtlıklar arasında savruluyor.
Risale-i Nur kongresinde vurgulanan şu esaslar haz ve hız çağında insan kalabilmemize katkı sunabilir. Yeniden hatırlayalım.
1. Ey insan! Yavaşla biraz ve kendine şu soruları sor: Neciyim? Nereden geliyorum? Nereye gideceğim? Bu dünyadaki vazifelerim nelerdir? Öldükten sonra ne olacak?
2. Dünyayı adeta bir köy haline getiren medeniyet gaflet perdesinin kalınlaşmasına sebebiyet verdi. Hız ve haz eksenli hayatın insanı sürüklediği maddî ve manevî buhranlara karşı; küresel ölçekte ahlâkî, insanî ve manevî değerleri esas alan çözümler geliştirmek insanlığın ortak sorumluluğudur.
3. Farklı inanç ve düşüncelere sahip bireylerin bir arada ve barış içinde yaşaması, ancak hakiki hürriyet ve demokrasi ile sağlanır.
4. Medeniyetin keşifleri, buluşları, teknolojileri; İslâmın öğrettiği fıtrat esaslarına uygun şekilde kullanılmalıdır. Bu çerçevede kullanılmazsa insanlığa nimet iken, mutsuzluğuna sebep olur.
5. İnsanın ebediyet arzusu, dünyada teknolojik bir “sahte cennet” inşa ederek değil; ancak “Sonsuz bir kudret sahibiyle” kurulan bağ sayesinde tatmin edilebilir. İnsanlığın; transhümanizmin, ölümsüzlük vaatlerine ve “ademoğlunun ikinci kez tuzağa düşürülme tehlikesine” karşı uyanık olması gerekir.
6. Hisler, doğru kullanıldığında küresel manada; merhameti, akıl doğru kullanıldığında adaleti, irade doğru kullanıldığında sorumluluk bilincini, Latife-i Rabbaniye doğru kullanıldığında insanlığın kemalatını artıracaktır.
7. Devletler ve milletler; hürriyet ve demokrasiyi hakikatlerine uygun; adalet, hakkaniyet ve insan onurunu esas alarak kullandıkları ölçüde, yalnız kendi milliyetlerine değil bütün insanlığa hizmet etmeyi temel bir sorumluluk kabul ederler.
8. Uluslarası ilişkilerde ve toplumsal yapılarda, güç ve çıkar odaklı yaklaşımlar yerine, hakkaniyet ve müşterek sorumluluk anlayışı esas alınmalıdır.
9. Devletler, kurumlar ve bireyler, küresel sorunların çözümünde ortak bir vicdan zemini oluşturarak, sürdürülebilir barış ve adalet için işbirliği içinde hareket etmelidir.
10. Bediüzzaman’a göre demokrasi, her türlü otoriter yapıya karşı hukukun üstünlüğünü korumayı, toplumsal kutuplaşmaya karşı meşveret ve diyalog zeminini güçlendirmeyi, maddi kalkınmayı maneviyatla taçlandırmayı gerektirir.
11. Meşakkat, musibet ve nefsin arzuları karşısında vicdan; bir dayanak bulamazsa, zamanla zulmü normalleştiren bir bahaneler mekanizmasına dönüşür.
12. İman ile nurlanmış fıtrata uygun işleyen bir vicdan, Rabbine olan intisabıyla kişinin şahsî âlemine cesaret, emniyet ve hürriyet hali verir. Kalbinde bir yasakçı bırakarak toplumsal hayatı emniyet altına alır. Mazlumun, hakkın ve adaletin hâkim olmasına vesile olur.
13. Duyguların dengeli kullanımı, hür irade, yüksek ahlâk ve semavî kanunlar ile insaniyetin hakikati ortaya çıkar.
14. İnsanın sahip olduğu şehvet, gadap ve akıl kuvveleri doğru kullanılmadığında zulümlere sebep olur; dengeli kullanıldığında ise insaniyeti kemale ulaştırır.
15. Ahirzamanda insanlık ilim ve teknolojiye evrilecek. Davasını kim beliğ bir şekilde anlatırsa o kazanacak.
16. “Allah’ı tanıyan ve itaat eden, zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan, saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır.”
17. Sizlere müjde! Ölüm idam değil, hiçlik değil, yokluk değil, sönmek değil, sevdiklerinizden ebedî ayrılık değildir. Ancak çok şefkatli ve merhametli olan Rabbimiz tarafından vazifeden terhistir, bir mekân değiştirmedir.