Fon vurgunu ve siyasî bağlantılarının tartışıldığı bir dönemde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, “2027 bütçesinde başımızın tacı olan emeklilerimizin durumunu ‘ biraz daha iyileştirecek’ malî imkânları oluşturuyoruz” demesinin ardından emeklilere yapılacak zamla ilgili bir gündem oluşturuldu.
Açlık sınırının 38 bin lirayı, yoksulluk sınırının 123 bin lirayı geçtiği bir dönemde milyonlarca emekli ortalama 23-24 bin lira ile geçinmeye çalışıyor. Daha doğrusu geçinemiyor.
Bir de 28 bin lira alan asgarî ücretlinin durumu var. Geçtiğimiz yılın başında zam yapılırken Temmuz ayında ara zam yapılmaması, asgarî ücretliyi büyük bir geçim sıkıntısına soktu.
2026 yılı asgarî ücretinin net 28.075 lira olarak belirlendiği toplantıda işçi tarafı yer almamıştı. Belirlenen net asgarî ücret, açıklandığı günden itibaren açlık sınırının altında kalmış ve enflasyon karşısında erimişti. İşçinin talepleri dikkate alınmadan yapılan yaklaşık yüzde 27 oranındaki zam yetersiz kalmış, asgarî ücretli “sefalet düzeyinde” bir ücrete mahkûm edilmişti. Temmuz ayında ara zam verilmeyince de sefalet ücreti dahi “sefil” duruma düşmüştü.
İş dünyası temsilcileri de bu durumdan memnundu. Artışı sosyal denge açısından olumlu bulduklarını, ancak istihdamın korunması ve işveren üzerindeki maliyet baskısının azaltılması için vergi, prim ve teşvik mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini söylemişlerdi.
***
KAYIP 8 BİN LİRAYA ÇIKTI
Hükûmet, işveren ve işçi sendikaları katılım ile Asgarî Ücret Tespit Komisyon, Aralık ayında toplanarak yeni asgarî ücreti belirleyecek.
Çalışanların yüzde 70’inin asgarî ücretli olduğu Türkiye’de, asgarî ücretlinin enflasyon karşısındaki kaybı Ekim ayında 7 bin 726 liraya ulaştı. Yani 2026 yılının başında aldıkları 28 bin liralık ücretin alım gücü 20 bin liraya kadar geriledi.
Genel seyre bakıldığında yılsonu enflasyonun yüzde 29-30 civarında olacağı görülüyor. 28 bin lira asgarî ücrete ortalama yüzde 30 zam yapılması halinde 36 lira civarında olacağı görülüyor. Bu rakamdan Kasım ve Aralık ayındaki erimeyi de hesaba katarak 9 bin lira erimeyi çıkardığımızda, asgarî ücretlinin eline geçen ücretin alım gücünün 28 bin liraya düşeceğini söylesek yanlış olmaz. Yani sıfıra sıfır, elde var sıfır!
***
REFAH PAYI ŞART!
Bu yüzden asgarî ücretliye mutlaka refah payı verilmeli.
Bu verilerken işveren tarafına verilmesi gereken destekler unutulmamalı.
Çünkü işveren de zor durumda. İflaslar, işyeri kapatmalar rekor seviyelere çıktı.
Unutulmamalı ki, işçi ve işveren birbirinin rakibi değil, üretimin iki temel unsurudur. İşveren olmazsa işçi, işçi olmazsa işveren olmaz.
Ücret artışlarının kalıcı refah artışına dönüşmesinin tek yolu ise enflasyonun kalıcı olarak düşürmek. Aksi hâlde yapılan artışlar kısa sürede eriyecek. Hem çalışanlar hem de işverenler açısından belirsiz sürecek, sorunlar kartopu gibi büyüyecek.
Yapılması gereken belli: Üretimi artırmak, üreticiyi desteklemek, işvereni ayakta tutmak ve çalışanlara insanca yaşayabilecekleri bir ücret vermek…
***
“SORUYORUM SİZE…”
Son olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yıllar önce dile getirdiği şu sözleri hatırlatalım:
“Bu ücretle evin kirasını kim ödeyecek? Faturaları kim ödeyecek? Çocukların giderlerini kim ödeyecek? Bu ücretle çarşıya pazara nasıl çıkılacak? Soruyorum size... Bu zalim yönetim bu aziz millete bir bardak çayla bir simidi lâyık görmüyor...”
Bugün milyonlarca çalışanın sorduğu soru da bundan farklı değil.
Yapılan araştırmalar da vatandaşın geçim sıkıntısı yaşadığını ortaya koyuyorsa ülkeyi yönetenlere düşen, bu tabloyu görmezden gelmek değil, çözüm üretmektir.