"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

CHS’ne “en doğrusudur” diyememek

Mehmet KARA
26 Temmuz 2020, Pazar
16 Nisan 2017 referanduma ile kabul edilen 24 Haziran 2018 tarihiyle uygulanmaya başlayan 9 Temmuz 2018 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yemin etmesiyle yürürlüğe giren Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ikinci yılı doldu.

İki yılda yeni sistemin geldiği nokta Erdoğan’ın, “Biz yaptık öyleyse en doğrusu budur’ gibi bir inatlaşmaya girmiyoruz. Daha iyisini, daha efdalini, daha güzelini bulduğumuzda her türlü değişime gönlümüz de siyasetimiz de açıktır” sözü işin özeti… 

Sistemin birinci yılı dolduğunda “sistemin rehabilite edilmesi” gerektiği AKP’li yetkililer tarafından dile getirilmiş ve bir çalışma başlatıldığı söylenmiş ise de bugüne kadar “rehabilite edilen” ve aksayan, eksik yönlerinin düzeltilmesine yönelik bir çalışma ortaya çıkmış değil.

Erdoğan sistemin ikinci yılını doldurmasının üzerinden 9 gün geçtikten sonra Cumhurbaşkanlığı’nda yaptığı 2 saat 15 dakikalık konuşmasında daha çok bakanlıkları ilgilendiren konularda neler yapıldığını ve bundan sonra neler yapılacağını anlattı. 1990’lı yıllarda başbakanların hükümetin ilk 100 gün ya da ilk bir yıl değerlendirmesine benzer açıklamalar yaptı. Arkasında atadığı bakanların olduğu kürsüde konuşan Erdoğan, eğitim, sağlık, dış politika, terör gibi konularda yaptıklarını anlattı. 

“Aksaklıkları düzeltebiliriz” derken sistemde aksayan özellikle de Meclis’in etkinliğinin azalmasına ve tek adam görüntüsü ile ilgili konulara girmemesi ise dikkat çekti. Oysa, kanunlar ile kararnameler karşılaştırıldığında, kararname sayılarının Meclis’in çıkardığı kanunları geride bıraktığının ortaya çıkması tek başına yeni sistemde “daha da güçlendirildi” denilen Meclis’in etkisinin azaldığını gösterdi.

Yine yürütmenin yasama ve yargıyla ilgili vaatlerinin ne kadar gerçekleştiği, söylenildiği gibi kuvvetler ayrılığının daha iyi noktaya geldiği ya daha geriye gidildiği ile ilgili de bir açıklaması olmadı.

***

NE DERSE O…

Toplamda 26 olan bakanlık sayısı, 16’ya düşürülmüştü. Yeni sistemle Cumhurbaşkanlığı’na bağlı 9 politika kurulu, 8 yeni başkanlık, Cumhurbaşkanlığına bağlı, özel bütçeli, kamu tüzel kişiliğine haiz, idarî ve malî özerkliğe sahip 4 yeni ofis kuruldu. Bir de Meclis eski başkanlarından oluşan Yüksek İstişare Kurulu oluşturuldu. Bütün bu kurulların başında da Cumhurbaşkanı bulunuyor. 

Bakanlar olsa da, kurullar, üst kurullar, ofisler, başkanlıklar kurulmuş olsa da netice de tek bir kişi karar veriyor. 

O ne derse o oluyor. Ve bu kişi aynı zamanda da bir partinin de genel başkanı… 

Bakanların Meclis dışından atanmasıyla hükümetin Meclis ile bağlantısı yok denecek kadar azaldı. Şu anda bakanlıklar var. Bakanların oluşturduğu kurula bakanlar kurulu deniliyordu. Ancak son birkaç aydır “Cumhurbaşkanı Kabinesi” ifadesinin kullanılması dikkat çekici. 

2017 referandumuyla değişen anayasaya göre Erdoğan “Cumhurbaşkanı” seçilmesine rağmen Erdoğan, yemin töreninin ardından gazetecilerin ‘Size nasıl hitap edelim: Cumhurbaşkanı mı? Başkan mı?” sorusuna “Başkan diyebilirsiniz” demişti. Buna rağmen birkaç gazete hariç “başkan” ifadesini kullanmıyor olması da sistemin getirdiği yeniliklerden!

Bu küçük gibi görülen nüanslar bile aradan geçen iki yıla rağmen sistemin hâlâ yerli yerine oturmadığını gösteriyor.

Yeni sistemde denetim yetkisi, bütçeyi veto etme hakkı, güvenoyu ve gensoru yetkisi olmayan bir parlamento var. Parlamenter sistemde seçilmiş cumhurbaşkanı yurtdışına çıktığında yine seçilmiş olan Meclis Başkanı vekâlet ederken, şu anda Cumhurbaşkanı tarafından atanan yardımcısının vekâlet ediyor olması da sistemin getirdiği başka bir yenilik!

Meclis ancak beşte üç çoğunlukla erken seçim kararı alabilirken, Cumhurbaşkanı’nın tek başına erken seçim kararı alması da Meclis’in etkinliğini tartışılır yapıyor.

Özetle, Erdoğan, “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi en doğrusudur demiyoruz” derken, bu sistemin en doğrusu olmadığı da ortaya çıkmış oldu. Bu yüzden siyasî partiler, seçim kanunları gibi hürriyetleri, adaleti genişletecek düzenlemelerin yapıldığı “güçlendirilmiş parlamenter sistemi”nin Türkiye’ye daha uygun olduğunu görüldü, görülüyor. Görebiline…

***

KÖPÜRENLER ŞİMDİ NE YAPACAK?

Araştırma şirketi sahibi Mehmet Ali Kulat, “Ben; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne halk çok tepkili, bu durum anketlere yansıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan bunun gereğini yapacak’ dedim diye kızıp köpürenler; bakın Reis bugün ne dedi: ‘Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi en doğrusu demiyoruz. Her türlü değişime açığız…” diye twitterde bir paylaşım yaptı.

Aslında Sayın Kulat da bu sorunun cevabını biliyor. Sabah söylediğini alkışlayan, öğleden sonra tam tersini söylediğinde de yine alkışlayan bir kesim var. Şimdi de bunu alkışlarlar. Sayın Kulat, merak etmeyin “sistem kusursuz yürüyor” deseniz bu sefer yine kızıp köpürürler.

***

SÖYLEMESEK ALKIŞLAMAYACAKSINIZ!

Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin 2. yılı değerlendirdiği toplantı iki saati aşkın sürdü. Bakanlıkların bugüne kadarki faaliyetleri, önümüzdeki dönem yapacaklarını tek tek anlatınca salonu dolduranlar hayli yormuş olacak ki, bir icraatı anlatırken, bir süre bekledi. Önce “güzel olmuş değil mi?” diye sordu. Ardından “Yani söylemesek alkışlamayacaksınız” diyerek bir bakıma salonda bulunanları ikaz ve sitem ettiği kameralara yansıdı.

Sayın Erdoğan’ın bu ikazından sonra alkış yapılırken, bundan sonraki programlarda insanlar cumhurbaşkanı konuşmasını birkaç saniyeliğine durdurduğu zaman alkışlanması gerektiğini öğrendiğini, bunu da başka programlarda göreceğiz.

***

MİNİK Mİ, DEĞİL Mİ?

Birisi AKP hükümetlerinde başbakan diğeri başbakan yardımcısıydı. Sonra bir şekilde partiden kopup ikisi de iki ayrı parti kurdular. Şimdiye kadar birbiriyle ve partileriyle ilgili bir eleştiri de bulunmuyorlardı. 

Tâ ki, 17-25 Aralık’ta yaşananlarla ilgili DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın “17-25 Aralık soruşturmaları iktidara yönelik minik bir darbe teşebbüsüydü” tanımı yapana kadar…

Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu, Babacan’ın bu tanımına karşılık isim vermeden, “17-25 Aralık ‘minik bir darbe’ değildi, baya baya, seçilmiş hükümete karşı yapılmış bir darbeydi. Minik diye küçültmek doğru değil” diye eleştiri de bulunmuş…

Şimdi soru şu: Bu soruşturmalar minik bir darbe teşebbüsü müydü, yoksa darbe miydi?

Okunma Sayısı: 1097
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı