"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İnsan kendi öleceğine neden inanmak istemez?

Mehtap Yıldırım Yükselten
26 Aralık 2019, Perşembe 00:23
Gelen ve gidenlerle dolu bir konaklama yeri olan dünyadayız. Bize göre her ölüm ani ve zamansız. “Nasıl olur daha dün gördüm?”,

“Daha gençti, iyiydi, sağlıklıydı” gibi sözler dökülür dilimizden. Kimse kendi ölümünü tecrübe edip tekrar dünyaya gelemeyeceğine göre,  etrafında şahit olduğu ölümler ve gittiği cenazelerle ölüm hakikatinin kendisini de bir gün bulacağını düşünebilir. Hayalen kendi ölümünün provasını yapabilir. Ancak çoğu insan için tersi bir durum söz konusudur. Cenazelerini gömer gömmez uzaklaşırlar, kendi ölümlerini düşünmek istemezler. 

Uzun yıllarını ölüm araştırmalarına ayıran Vincent Tomas şöyle demiş: “İçimizden her biri bir gün ölmek zorunda olduğunu biliyor, fakat kimse buna gerçekten inanmıyor. Ve yine de ölümden daha gerçek, daha evrensel ve daha kaçınılmaz bir şey yok.”

İnsan kendi öleceğine neden inanmak istemez? Bilim insanı Yair Dorziderman yaptığı araştırma ile bu konuyu incelemiş. “Beyin kendi ölümüyle ilişkili bir bilgi aldığında bunun doğru olmadığına inanıyor, kabul etmiyor” diyor. 

The Guardion gazetesinde yayımlanan bu habere göre, beynin ölüm fikrini nasıl algıladığını incelemek için katılımcılara, cenaze, gömülmek, ölüm gibi kelimelerin yanında kendilerinin ve hiç tanımadıkları kişilerin suratı gösteriliyor. Sonuçlara bakıldığında kişiler kendi suratlarını ölümle ilişkili kelimelerle gördüklerinde beynin kendisini ölümle ilişkilendirmeyi reddettiği ve hiçbir sinyal kaydedilmediği gözlemlenmiş. Makalenin yazarı Avi Goldstein bu durumu şöyle yorumlamış: ”İnsanlar beyinlerindeki ölümü reddeden mekanizma ile varoluşsal tehditlerden korunurlar ve ölümü sadece başkalarının başına gelecek bir olgu olarak kategorize ederler.”

Ölümlü olduğumuzu bildiğimiz halde, çoğu zaman ebedî dünyada kalacakmış gibi hissediyor olmamızın en önemli sebebi, ruhumuzun bâki olmasıdır. Çünkü bedenen ölürüz. Ama ruhumuz ölümsüzdür, daima var olacaktır. Bir diğer sebep de insan nisyana tabidir. Yani çabuk unutur. Bu da insan için gereklidir. Unutmak olmasa, insanın hep aynı acıyla yaşaması ne kadar katlanması zor bir durum olurdu. Unutmak bizim için faydalı bir mekanizmadır. Ancak, her an hücrelerimizin tazelendiği gibi imanımızı tazelemek, yeni gelenlere hatırlatmak da bizim vazifemizdir. “Ölüm” konusunda da böyledir. 

Kendimize daima ölümlü olduğumuzu, ölümün bize çok yakın olduğunu telkin etmek, hatırlatmak zorundayız.

Okunma Sayısı: 2014
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Bilal Bozkurt

    26.12.2019 15:52:25

    Buradaki araştırmalar hakikat olmakla beraber hakiki Nur talebeleri zaviyesinden bakıldığında buradaki mülahazalar doğru bir tesbit olmaz ( Hakiki Nur talebeleri için ) “Ey hizmet-i Kur'âniyede arkadaşlarım! İhlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, rabıta-i mevttir. Evet, ihlâsı zedeleyen ve riyâya ve dünyaya sevk eden tûl-i emel olduğu gibi, riyâdan nefret veren ve ihlâsı kazandıran, rabıta-i mevttir. “ (Lemalar, 21.lema 4. Düstur ) Zira Nur talebesi rabıta-i mevti sülûklarında esas tutarlar..

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı