Mehmet Kutlular 1957 yılında askerliğini yapmak üzere Manisa’ya gitti. Bir süre sonra hafta sonu çarşı iznine çıkabildi.
Ayakkabısını tamir için tamirci dükkânı aradı. Bulduğu tamirci dükkânından içeri girdi ve ayakkabılarını çıkarıp tamir için verdi. Tamir esnasında çırakla tanıştı ve aralarında samimî bir sohbet oldu. Çırak, Mehmet Kutlular’a sohbetin sonunda: “Benim bir ustam var, sizi tanıştırayım” dedi. Sonraki zamanlar Hakkı ustayla Mehmet Kutlular tanışınca aralarında samimî bir dostluk oldu.
Mehmet Kutlular’ın ilk defa Risale-i Nur ile tanışması, Hakkı ustanın ona Ramazan, İktisat ve Şükür Risalelerini vermesiyle başladı. Mehmet Kutlular kısa zamanda kitapları okudu, ama tam olarak anlayamadı. Sonraki günlerde risaleleri geri verdiğinde anlamadığını söyledi. Hakkı usta aynı kitapları ona tekrar verdi. “Sen bir daha oku, daha iyi anlarsın” dedi. Mehmet Kutlular bu duruma canı sıkıldı ama kitapları tekrar okudu. Bu okumadan sonra kitapları anlamıştı.
Okuduğunu anladıktan sonra tüm zamanını Risale-i Nurları okumaya verdi. Askerlikten terhis olduktan sonra Risale-i Nurları hızlı bir şekilde okumaya başladı. Risaleleri okudu ama ne yapacağını bilemiyordu. Bir gün uzanmış yatıyordu. Uyku ile uyanıklık arasında iken birden garip bir hal hissetmeye başladı. Birden karşısında bir güneş belirdi. Güneşin ışınları vücuduna gelince titremesi daha da arttı.
Bedeni kontrolünden çıktı “Her halde ölüyorum” dedi. Hemen kelime-i şehadet getirmeye çalıştı ama içinden bir ses ya şehadeti getirmeden ölsem endişesiyle “Allah, Allah” demeye başladı. Bu karanlık ve sıkıntılı durum birden kalktı, güneş açılmaya başladı. Karanlık kalkınca bir karartı belirmeye başladı. Sonra Bediüzzaman’ın kalpaklı resmi göründü. Resme bakarken Bediüzzaman gayet açık ve net bir şekilde: “Kardeşim sen Risale-i Nur’u oku. Korkma, konuş” dedi. Mehmet Kutlular bu hitabı gayet net bir şekilde duydu. Bediüzzaman konuşmasını tamamlayınca o görünen belirti kalktı. O sıkıntılı halden uyanınca kurtuldu ve kendine geldi.
Kendine geldiğinde her yanı, eklemleri bir birinden ayrılmışçasına sızlıyor ve ağrıyordu. Titremesi ise devam ediyordu.
Mehmet Kutlular bu sıkıntılı durumdan kurtulduktan sonra günlerdir düşündüğü “Ne yapmalıyım?” sorusunun cevabını bulmuş ve kararsızlıktan kurtulmuştu. Aklı ve kalbi rahata kavuşmuştu. Çünkü “Nasıl yapmalıyım?” sorusunun cevabını almıştı.
Mehmet Kutlular yıllar sonra Risale-i Nur hizmetinde ön saflara geçtiğinde ona: “Neden Bediüzzaman’ı ziyaret etmedin?” diye sorduklarında şöyle demişti:
“Bediüzzaman’ı ziyaret etmeyi çok istemiştim. Meşhur Emin hoca diye bir hoca vardı. Bediüzzaman’ı ziyarete gitmiş, görüşemeden dönmüştü. Gitmek istediğimde Emin hoca: ‘Benim gibi âlim hocaları kabul etmedi, sizi mi kabul edecek? Oturun oturduğunuz yerde. Kimseyi kabul etmiyor. Kitapları okuyun’ demişti.”
Mehmet Kutlular, “Emin hoca gibi meşhur bir âlimden bunları duyunca cesaretim kırıldı, ziyaretine gidemedim. Bediüzzaman hayattayken ziyaretine gitmediğim gibi cenazesine de gidemedim. Bu acı hep içimi acıttı” dedi ama hayatının sonuna kadar bu yolda ön safta yılmadan, usanmadan cesaretle hizmet etti.
Kaynak:
Mehmet Kutlular, İşte Hayatım