"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kitap ve Sünnet merkezli istikamet

M. Said BAYRAKLILAR
13 Eylül 2026, Pazar
Hakikatin Önüne Geçen Aidiyet -3

Bazı kavramlar vardır; insanlar onları duyunca kendi tarafını doğrulayan bir slogan gibi kullanmaya başlar. “Sevad-ı a‘zam” da zaman zaman böyle okunuyor. Bir topluluk kalabalıklaştığında veya görünür hâle geldiğinde bunu doğrudan “çoğunluk biziz, öyleyse haklıyız” şeklinde anlayabiliyor. Hâlbuki bu bakış, meseleyi hem tarihinden hem de ruhundan koparıyor.

İslâm düşüncesinde hakikat hiçbir zaman salt sayı ile ölçülmedi. Kur’ân’da defalarca insanların çoğunun bilmediği, düşünmediği veya hakikatten yüz çevirdiği ifade edilir. Eğer çoğunluk tek başına haklılık ölçüsü olsaydı, peygamberlerin büyük kısmı davalarının ilk yıllarında haksız sayılacaktı. Çünkü hakikat tarih boyunca çoğu zaman önce küçük bir çekirdekte ortaya çıkmış; kalabalıklar ise sonradan gelmiştir.

Bediüzzaman’ın “kuvvet haktadır, hak kuvvette değildir” ölçüsü burada temel bir ayrım yapar. Bunun tersi kabul edildiğinde mantık kolayca bozulur: Galip gelen güçlüdür; güçlü olan da haklıdır. Böyle olunca başarı, haklılık deliline dönüşür. Sayı arttıkça doğruluk da artıyormuş gibi düşünülür. Kalabalık olmak, hakikatin yerine geçmeye başlar.

Bu anlayışın tehlikesi açıktır. İnsan güce hayran olmaya başladığında bir süre sonra gücü hak zannetmeye başlar. En sonunda zulüm bile başarılıysa meşrulaştırılır. Ölçü hakikat olmaktan çıkar, galibiyet hâline gelir.

Bugün de aynı psikoloji farklı biçimlerde işliyor. Çok takipçisi olanın doğru, çok konuşanın haklı, çok görünür olanın merkezde olduğu zannediliyor. İnsanlar bazen bir fikrin doğruluğunu delilleriyle değil, kaç kişi tarafından tekrar edildiğiyle ölçüyor. Hatta bazı topluluklar kendi büyüklüklerini doğrudan haklılık deliline çevirebiliyor.

Hâlbuki sevad-ı a‘zam kaba bir çoğunluk hesabı değildir. Mesele yalnızca aynı anda yaşayan insanların sayısı olsaydı, hakikat sürekli yer değiştirirdi. Bir dönemin çoğunluğu başka, sonraki dönemin çoğunluğu başka düşünür; o zaman hakikat de kalabalıkların değişken kanaatine göre savrulan bir şeye dönüşürdü.

Burada asıl mesele, Kitap ve Sünnet merkezli ana istikamettir. Sahabeden itibaren gelen büyük omurga, hakikati kalabalığın değişken kanaatine bırakmaz. Bu yüzden ölçü sayı değil istikamettir; kemiyet değil keyfiyettir.

Peygamber Efendimiz (asm), davetinin ilk anında zahiren tek başınaydı; fakat taşıdığı hakikat sayı ile ölçülemeyecek bir ağırlığa sahipti. Çünkü hakikat sayıdan kuvvet almaz; insanlar hakikatten kuvvet alır. Bazen küçük bir topluluk, ana istikameti koruduğu için manevî olarak büyük bir çoğunluğu temsil edebilir. Bazen de büyük kalabalıklar, hakikatten uzaklaştıkları için sadece büyük bir yığın olarak kalır.

Mesele burada düğümleniyor: İnsan merkezli düşündüğümüzde sayı bizi büyüler. Hakikat merkezli düşündüğümüzde ise sayı ölçü olmaktan çıkar. Çünkü hak, insanların çokluğuyla büyümez; insanlar hakka yaklaştıkça değer kazanır.

Okunma Sayısı: 932
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mehmet Çaloğlu

    22.09.2026 01:00:36

    Değerli kardeşim, yazılarınızı takip ediyor, yorumculara verdiğiniz edep ve ölçülü cevap niteliğindeki yorumlarınızı büyük bir hayranlıkla takip ediyorum. Çok istifade ediyorum. Şimdiye kadar eksik ve hatalı düşünce ve fikirlerimi TASHİH imkanı bulduğumu söyleyebilirim. Yorumlarıyla size katkıda bulunan kardeşlerimede teşekkür ederim. Böyle nezih bir üslupla meselelerin tartışılması, hakikate ulaşma noktasında büyük bir adım. Doğrular, güzellikler hür ortamlarda neşv-ü nema bulur. Denetim mekanizmalarının kısıtlamalarla değil kişilerin edipler edepli olur kaidesine uygun olarak hür fikir ve düşüncelerini ifade etmesine imkan sağlamakla hakikate ulaşmasına kapı açmalıdır diye düşünüyorum. Tekrar teşekkür eder, hizmeti imaniye ve kuraniyede muvaffak ve daim olmanızı Cenab-ı Allah'tan niyaz ederim.

  • Ömer

    16.09.2026 12:48:28

    Burada asıl mesele, Kitap ve Sünnet merkezli ana istikamettir. Sahabeden itibaren gelen büyük omurga, hakikati kalabalığın değişken kanaatine bırakmaz. Bu yüzden ölçü sayı değil istikamettir; kemiyet değil keyfiyettir.Kaleminize sağlık hocam tebrikler 👏👏👏🌅

  • Mehmet Said Bayraklılar

    14.09.2026 22:11:31

    Mustafa Bey, güzel temennileriniz için çok teşekkür ederim. Allah sizden de razı olsun. Asıl mesele, hakikati konuşurken birbirimizi dinleyebileceğimiz bir zemini muhafaza edebilmek. Katkınız ve güzel dilekleriniz için sağ olun.

  • Mehmet Said Bayraklılar

    14.09.2026 22:10:53

    Abdullah Bey, işaret ettiğiniz maişet ve geçimle ilgili mana elbette ayrıca dikkate alınabilir. Ancak bizim yazıda ele aldığımız “sevad-ı a‘zam” manası, sadece ekonomik hayatla ilgili değil. Âsâr-ı Bediiye’de Bediüzzaman’ın “Sevad-ı a‘zama et tebaiyyet, refakat” ifadesinin hemen devamında Ehl-i Sünnet ve Ehl-i Cemaatin ekseriyet-i ümmeti temsil etmesi, Alevîlik ve Râfızîlik üzerinden bir ayrım yapılması, kavramın ümmetin itikadî ve içtimaî ana çizgisiyle de ilgili olduğunu gösteriyor. Bu sebeple yazıda “sevad-ı a‘zam”ı, sadece “çoğunluğun ekonomik veya siyasî tercihi” şeklinde değil; çoğunluklar değişse bile hakikatin ana ölçülerinden kopmayan ümmetin geniş ve mutedil çizgisi bağlamında ele aldık. Zaten yazının başlığındaki mesele de tam olarak burada ortaya çıkıyor: Çoğunluk hakikatin ölçüsü müdür, yoksa hakikatin ana çizgisi mi çoğunluğa istikamet vermelidir? Katkınız bu açıdan kavramın başka bir kullanımını hatırlatması bakımından kıymetli. Teşekkür ederim.

  • Mehmet Said Bayraklılar

    13.09.2026 23:04:38

    Amin ecmain inş

  • Abdullah

    13.09.2026 21:51:09

    Sevadı azam; geçim,maişetle lgilidir. Ekderiyetin geçim seviyesi ne ise ona tabi olmak,onlar gibi yaşamak demek tir.Bu tabirin siyasetle alakası yoktur.

  • Mustafa Nazlıoğlu

    13.09.2026 19:35:41

    Allah razı olsun sayın Bayraklılar elinize emeğinize sağlık

  • Mehmet Said Bayraklılar

    13.09.2026 18:57:53

    Evet Bülent Bey, bence bu şekilde ele almak meseleyi daha doğru bir zemine taşıyor. Sevad-ı a‘zamı sadece “çoğunluk” olarak değil, çoğunluklar ve şartlar değişse bile korunması gereken ana istikametle birlikte düşünmek mümkün. Çünkü sayı değişkendir; hakikatin ölçüleri ise değişken olmamalıdır. Bir dönemde kalabalık olan bir anlayışın başka bir dönemde azınlıkta kalması, hakikatin de değiştiği anlamına gelmez. Bu açıdan sevad-ı a‘zamı, hakikatin değişken çoğunluklarda değil, Kitap ve Sünnet merkezli ana çizgide aranması şeklinde okumak daha anlamlı görünüyor. Belki de yazının asıl vurgusu tam burada: Çoğunluğu hakikatin ölçüsü yapmak yerine, hakikatin ana istikametini koruyan geniş bir çizgiye mensubiyeti esas almak.

  • Bülent Bektaş

    13.09.2026 07:39:03

    Güzel bir yazı olmuş Sevad-ı a‘zam, hakikati çoğunluğun belirlemesi değil de ; çoğunluklar değişirken hakikatin ana kriterleri korunması düşüncesi olarak da ele alabilirmiyiz

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı