"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şükrü Efendinin köşkü

Misbah ERATİLLA
31 Temmuz 2022, Pazar
Bediüzzaman Hazretleri, 1927 yılının Mart ayının başında Barla’ya getirildiğinde küçük sepetinde çay demliği, birkaç bardak, bir sahan ve elinde de Kur’an-ı Kerîm’den başka hiçbir şeyi yoktu. Dünyadaki mal varlığı sadece bunlardan ibaretti. Van’dan yola çıkalı bir yıl olmuş; Barla ise üçüncü sürgün yeri olmuştu.

1930 yılın başından itibaren Bediüzzaman’ın üzerindeki baskılar gün be gün artıyordu. 1934 yılına gelindiğinde Barla’da başöğretmen Tevfik Tığlı ve babası Eğirdir Müftüsü Hüseyin Hüsnü Tığlı’nın şikayet ve kışkırtmaları yüzünden hayatı çekilmez bir hal almıştı. Bunun üzerine Isparta’da ikamet eden talebesi Tenekeci Mehmet’e içinde bulunduğu zor durumu anlatan bir mektup yazar. Tenekeci Mehmet’in girişimleri sonucu 1934 yılının yaz aylarında Bediüzzaman Isparta merkezine getirilir.

Bediüzzaman Hazretleri Isparta’ya 25 Temmuz 1934 tarihinde getirilir. Barla’ya getirilmeden önce kaldığı medresede kısa bir süre kalır. Ardından Şükrü (İçhan) Efendi’nin bağ içinde bulunan iki katlı köşkü ona tahsis edilir. Bu köşkte kaldığı süre içinde 19. Lem’a olan İktisat Risalesinden itibaren 26. Lem’a olan İhtiyarlar Risalesine kadar olan kısım (23. Lem’a’nın aslı Hubab Risalesindendir) bu köşkte telif edilir. İktisat Risalesinde yer alan “Bal yeme hâdisesi” de Ramazan günü yine bu evde yaşanır.

Bediüzzaman Hazretleri, Şükrü Efendi’nin köşkünde on aya yakın bir süre kalır. Bu süre içerisinde Şükrü Efendi’nin kardeşi Nuri Efendi de köşkünü hizmet-i imaniyede kullanılması için tahsis eder. Bu süreçte yetkililer Bediüzzaman’ın hizmetini görmesi için sadece çocuk talebesi Mehmet Gülırmak’a izin verir. Bediüzzaman bu köşkte kaldığı süre içerisinde kapısında ve evinin etrafında sürekli bekleyen polisler olurdu.

Bediüzzaman’a bahane arayanlar sonunda istenen bahaneyi bulurlar. Bediüzzaman’a hayranlık duyan yarı meczup bir zatın jandarma çavuşu ile yaptığı tartışma büyütülerek Ankara hükümetini harekete geçirirler. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Emniyet Genel Müdürü, Jandarma Genel Komutanı ve 120 askerle 20 polis hemen trenle Isparta’ya gelirler.

Bu arada çevre il ve ilçelerde toplanan nur talebeleri ifadeleri alındıktan sonra Isparta’dan alınarak Eskişehir hapishanesine götürülür. Şükrü Efendi de Bediüzzaman Hazretleri ile birlikte Eskişehir hapsine götürülenler arasında yer alır. Şükrü Efendi 55 gün hapis yattıktan sonra tahliye olur.

Bediüzzaman Hazretleri, Kastamonu lahikasında yer alan bir mektupta, “Isparta’da, Risale-i Nur’un ders ve neşrine iki köşkünü bir zaman tahsis eden kardeşimiz Şükrü Efendinin iki genç evlâdının vefatı beni müteessir etti. Çünkü beş altı yaşında iken mâsume kerimesi yanıma geldikçe, her defa ‘Adın nedir?’ diye soruyordum. Mâsumâne, kemal-i fahirle, ‘Hayrunnisa’ derdi; beni şefkatle güldürüyordu. Cenab-ı Hak, o mübarek mâsumeyi birden cennetine aldı. Şu dünya cehenneminden kurtardı ve merhum mahdumu Hayati ise hastalık inşaallah onu da Hayrünnisa gibi günahsız, mâsum yaptı. Beraber cennet tarafına gittiler. Bu nokta-i nazardan ben o iki çocuğu tebrik ediyorum ve peder ve validelerini de hem taziye hem mânen tebrik ediyorum ki o iki evlâtları (vildânün muhalledûn) sırrına mazhar oldular” der.

Bediüzzaman Hazretleri başka bir mektubunda “Rüşdü Efendi, benim tarafımdan Şükrü Efendi’ye, Çocuk Taziyenamesi olan On Yedinci Mektup’u, benim yerimde okusun.” der. Ayrıca Süleyman Rüştü’nün, Sikke-i Tasdik-i Gaybi’de yer alan 1-2 mektubunda Şükrü Efendi’den şöyle bahsedilmektedir: “Risale-i Nur şakirtlerinin merkezi olan Şükrü Efendinin köşkünün komşusu seksen yaşında muhterem Adil Osman Çavuş namında bir zat, Risale-i Nur naşirlerine hücum zamanından bir gün sonra rüyasında görüyor ki Güneş ile Kamer, beraber olarak köşkün içine girip parlıyorlar.” 

Şükrü Efendi hem kendi köşkünü, hem merhum kardeşi Nuri Efendi’nin köşkünü Risale-i Nur’un ders ve telifine verdiği bir zamanda, onun şehirdeki evine muttasıl büyük bir haliçe binası ateş aldı. Bütün o büyük bina yandığı halde, Şükrü Efendinin evine sirayet etmedi. Hattâ yanan haliçe binasının müştemilâtından olup haliçe binası ile Şükrü Efendinin hanesine bitişik olan ahşap odunluk dahi yanmadı. Bu vaziyeti gören herkes hayret içinde kaldı. Fakat Risale-i Nur ile alâkaları olanların şüpheleri kalmadı ki Şükrü Efendi Risale-i Nur’un telifine bu iki köşkü verdiği için onun bereketiyle harika bir surette hem kendi hanesi, hem merhum kardeşinin hanesi o müthiş yangından kurtuldu.”

1888 yılında Isparta’da doğan, Şükrü (İçhan) Efendi, 2 Eylül 1966 tarihinde vefat etmiştir ve Isparta asri mezarlığına defnedilmiştir.

Kaynak: 

Ömer Özcan- Ağabeyler Anlatıyor-1

Okunma Sayısı: 1595
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • ihsan

    31.7.2022 15:31:38

    Allah Razı Olsun Hocam.

  • Nureddin kazak

    31.7.2022 10:29:46

    Bizi bu mübarek anlatımlarla aydinlatiyorsunuz Allah razı olsun

  • m.eminboz73200@gmail.com

    31.7.2022 00:16:02

    Tebrik ederim Misbah Erattilla Hocam..

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı