"Rüya hacda sükût etti. Çünkü haccın ve ondaki hikmetin ihmali, musibeti değil, gadap ve kahrı celb etti. Cezası da keffâretü'z-zünub değil, kessâretü'z-zünub oldu."1
Bediüzzaman Said Nursî'nin yıllar önce yaptığı bu tespit, bugün de üzerinde derin derin düşünmemiz gereken bir hakikati hatırlatıyor. Hac sadece ferdî bir ibadet değil; aynı zamanda ümmetin vahdetini, kardeşliğini, eşitliğini ve insanlığın ortak vicdanını temsil eden büyük bir kongredir.
Son günlerde hacdan dönen bazı kardeşlerimizi ziyaret ettiğimizde, üzerinde düşünülmesi gereken bazı hatıralar dinledik.
Bir hacı kardeşimiz, kaldıkları otelde yaşanan bir hadiseyi anlattı. Sınırlı sayıda hazırlanan bir yemekten herkesin birer porsiyon alması gerektiği hatırlatıldığı halde, bazı kimselerin birkaç kişilik payı kendilerine ayırmaya çalıştıklarını ifade etti. Bu olay, bize sadece bir yemek meselesini değil; fedakârlık ile nefsaniyet arasındaki mücadeleyi de düşündürüyor. Hac, kardeşini kendine tercih etmenin, diğergâmlığın ve îsâr ahlâkının zirveye çıkması gereken bir mektep değil midir?
Bir başka hadise ise daha düşündürücüydü. Kâbe'nin gölgesinde, aynı kıbleye yönelmiş, aynı Rabb'e kulluk eden insanların etnik kimlikler üzerinden birbirlerini değerlendirmeye çalışmaları, ümmet şuurunun ne kadar yara aldığını göstermektedir. Oysa hac, bütün farklılıkların eridiği, "Müminler ancak kardeştir"2 hakikatinin en canlı şekilde yaşandığı bir ibadettir.
Bugün İslâm dünyasının karşı karşıya bulunduğu birçok problemin temelinde güven bunalımı, dürüstlük eksikliği, adalet zaafı ve kardeşlik hukukunun zedelenmesi yatmaktadır. Hac ibadeti, bütün bu hastalıkların tedavi edildiği bir mektep olmalıdır. Eğer bu büyük ibadetten dönen insanlar daha fazla doğruluk, daha fazla adalet, daha fazla merhamet ve daha güçlü bir kardeşlik şuuruyla dönmüyorlarsa, o zaman haccın hikmetleri üzerinde yeniden düşünmek gerekir.
Bediüzzaman'ın dikkat çektiği husus da budur. Haccın sadece şekline değil, ruhuna ve maksadına yönelmek gerekir. Çünkü hac; unvan kazanma, sosyal statü elde etme veya şahsî aidiyetleri öne çıkarma yeri değildir. Hac, insanın nefsini küçültüp ümmeti büyüttüğü bir teslimiyet mektebidir.
Bugün Kâbe etrafında milyonlarca Müslüman aynı kıyafet içinde, aynı duayı yaparken aslında insanlığa büyük bir mesaj vermektedir: Irklar, kavimler, diller ve coğrafyalar farklı olabilir; fakat iman kardeşliği hepsinin üzerindedir.
İslâm âleminin bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu şey; şekillerden manalara, sloganlardan hakikatlere, taraftarlıktan kardeşliğe yönelmektir. Hac ibadeti de bu dönüşümün en büyük vesilelerinden biridir.
Temennimiz odur ki, hac sadece fertlerin değil, bütün İslâm âleminin muhasebe yaptığı bir kongre hüviyetine yeniden kavuşsun. Orada yükselen dualar şahıslar, gruplar ve taraflar için değil; savaşların sona ermesi, adaletin hâkim olması, insanlığın huzuru ve ümmetin birliği için yükselsin.
Çünkü hac, ümmetin kalbinin attığı yerdir. O kalp ne kadar sıhhatli atarsa, İslâm dünyasının geleceği de o kadar aydınlık olacaktır.
Dipnotlar:
1- Eski Said Dönemi Eserleri, Sünuhat, s. 360.
2- Hucurât Suresi 10. Ayet