Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasında 07 Ağustos 2026’da imzalanan ortak savunma muhtevalı Mekke Anlaşması/İttifakı’nın ilk zirvesi İstanbul’da 31 Ağustos 2026’da gerçekleştirildi.
Zirvede Anlaşma kapsamında “Stratejik, Siyasi ve Savunma Komitesi”nin ilk toplantısı yapıldı. Görüşmelerde bölgesel ve uluslararası güvenlik sorunları ele alınırken, İttifak üyelerinin arasında askerî, güvenlik, sanayi, üretim vb. hususlarda işbirliğinin geliştirilmesi bulunuyor.
Suudi Arabistan, Mekke Anlaşması’yla hem bölgedeki hem de İran’a yönelik diplomatik stratejisini güçlendirme peşinde. Riyad yönetimi, ABD/İsrail-İran savaşı öncesinde Tahran’la diplomatik ilişkilerini geliştirmeye başlamıştı. Bunun en somut kanıtı Suudi Arabistan ve İran’ın Çin’in arabuluculuğunda 10 Mart 2023’te anlaşmaya varmalarıydı. Anlaşma’yla Sünni-Şii mezhebî güç rekabetinin dengelenmesi, İslam ve Arap Birliği’nin sağlanması gibi faktörler öne çıkıyordu. Ancak anlaşmanın tarafları, böylesine kırılgan bir coğrafyada bunları sağlamada, İsrail’in Gazze’yi işgali ve ABD/İsrail-İran savaşı gibi başlıca nedenlerden dolayı şimdilik muvaffak olamadılar.
İran’la 10 Mart 2023’te anlaşmasından bugüne kadar geçen sürede ve Mekke Anlaşması’yla, Suudi devlet aklının bölgede İran vd. aktörlerle diplomasiye öncelik verdiği anlaşılıyor. Bu da Riyad’ın güvenliği sağlamada öncelikle diplomasiye yöneldiğinin işareti.
Yine açıkça düşman unsur belirtmeyen Mekke İttifakı’nın da 31 Ağustos 2026’daki İstanbul zirvesinin ardından “önce diplomasi, sonra savunma” ilkesini benimsediği yorumlanıyor. İttifak’ın bu ilkesi bir nevî, Çin’in Ortadoğu ve Afrika açılımında kullandığı “önce sivil, sonra askerî” stratejisine benziyor.
Suudi Arabistan’ın Kamu Diplomasisi’nden sorumlu Bakan Yardımcısı Rayed Krimly’nin, Anlaşma’nın imzalandığı 7 Ağustos’ta X (@Rayedkrimly) hesabından “Anlaşma’nın askerî bir eksen ve mezhepsel bir blok kurma çabasında olmadığı”nın mesajını paylaşması da, Riyad’ın diplomatik önceliklerindendir. Yani “Riyad, İran’ı daha fazla kızdırmamak, ABD’nin olumsuz tepkisiyle karşılaşmamak ve İsrail’in adını açıkça zikretmekten kaçınıyor”. Ayrıca S.Arabistan, ABD’yle 22 Temmuz 2026’da Nükleer Anlaşma imzaladı. Ancak Riyad, ABD Başkanı Donald Trump tarafından İsrail’le Normalleşme/İbrahim Anlaşması imzalaması için baskı gördü. Riyad henüz İsrail’le bir anlaşma imzalamasa da, Tel-Aviv’le ilişkilerini “de facto” olarak sürdürüyor. Aynı zamanda Riyad, İran’ın Suudi topraklarındaki ABD üslerini vurmasına ciddi bir karşılık vermedi. Zaten Tahran da hedefin Suudi Arabistan değil, yabancı üsler olduğunu bildiriyor.
Böylece çatışma/savaştan kaçınan ve diplomasi yürüten Riyad için Mekke Anlaşması oldukça önemli. Mezhepçilikten uzak durduğu belirtilen İttifak üyelerinin bir araya gelmeleri, İran’a yönelik diplomasi sahasını genişletiyor. İttifak’ın diplomasi alanını genişleten en önemli unsur ise, Pakistan’ın ABD-İran arasında arabuluculuk girişimidir. Bu girişim, İttifak’ın İran’a karşı saldırgan olduğu algısını zayıflatmaktadır.
Suudi Arabistan hem Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) hem de Arap Ligi (AL) üyesi. Riyad, İran’a nasıl yaklaşılacağı hususunda özellikle son dönemde her iki kuruluşla fikir ayrılığına düşebiliyor. Suudi devlet aklı, Tahran’ın Riyad’la ilişkilerinde, zikredilen fikir ayrılıklarından faydalanabileceğinin farkında. Fakat Mekke Anlaşması’yla imzacı ülkelerin, İran’a yönelik genişleyen diplomasi sahası, şu an için Tahran’ın KİK ve AL’deki farklılıklardan yararlanmasını engellediği muhtemeldir.
Mekke Anlaşma’nın İslâm’ın mukaddes şehirlerinden Mekke’de imzalanmasına, Müslüman ülkelere yönelik İslâmî/dinî sembolik anlam yükleyenler oluyor. Anlaşma’nın İslâmî/dinî sembolik anlamı/yönü, İran’ın Suudi Arabistan’a karşı olumsuz politikalarını/faaliyetlerini “İslâmî şekilde olası nitelendirmesini engelleyen” diplomatik hamlelerdendir. Ancak Tahran’ın köşeye sıkıştırıldığında güçlü tepkiler verdiğini de unutmamak gerekiyor.
Riyad yönetimi, ABD/İsrail ve bölge aktörlerinin hassasiyetlerini dikkate alarak, Tahran’a yönelik uzun-ince diplomatik yol takip ediyor.